BİR ÇAĞ KAPANSIN, YENİ BİR ÇAĞ AYASOFYA İLE AÇILSIN! – 13 Mayıs 2020

Madem dünya yeni bir miladın eşiğinde madem artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak madem sınırlar, sınıflar, yaşantı, düzen ve güçler yeniden inşa edilip belirlenecek o halde bu millet yeniden fetihle müjdelense ya keşke.

Evet, zor günlerden geçiyoruz. Savaşın, dirayetin, mücadelenin hatta milli mücadelenin tam ortasındayız. Yalnızca sağlık savaşı değil he verdiğimiz veyahut da yalnızca ekonomik savaş da değil. Tüm dünyayla birlikte Türkiye’de yekûn bir güç savaşı veriyor, yeniden var olma savaşı.

Birileri hala işte gelişmiş ülkeler, işte gelişmekte olan ülkeler, yok efendim ileri eğitim seviyesi, işte günlük televizyon başında duran insan sayısı istatistikleri içerisinde boğulup kalsın.

Tam da bu zamanda. Evet evet, tam da böyle tarihi bir zamanda 1453’te Fatih Sultan Mehmet’le başlayan fetih, 2020’de Recep Tayyip Erdoğan’ın iradesiyle bir kez daha kıyamete kadar taçlansa ne güzel olur değil mi, ne güzel olur değil mi? Şöyle Ayasofya’dan bir ezan yükselsin ki o ezan taa Kudüs’ten duyulsun; Ayasofya’dan bir ezan yükselsin Myanmar’a, Doğu Türkistan’a, Arakan’a, Yemen’e, Filistin’e, Gazze’ye ulaşsın o ses; Ayasofya’da bir ezan yükselsin Balkanlar yeşersin, Manastır’da bayram olsun, Srebrenitsa’da dinsin gözyaşları, Aliya sevinsin; bir ezan okunsun Ayasofya’dan mücahitler önde dursun, Malcolm X uyandığımızı görsün; Ayasofya’da bir ezan yükselsin dostlar, Selahaddin Eyyubi’nin Mescid-i Aksa’ya yerleştirdiği o minber yeniden şaha kalksın; Ayasofya’da bir ezan yükselsin Libya topraklarında Ömer Muhtar ruhu yeniden filizlensin, Kafkas dağlarında Şeyh Şamil’in atı şaha kalksın, Karabağ topraklarında Mübariz İbrahimovlar yeniden ayağa kalksın; Ayasofya’da bir ezan yükselsin ki ümmetin yüreğine su serpilsin.

Bazıları şunu söyleyebilir, “Böyle sıkıntılı bir dönemde, böyle salgının olduğu bir dönemde Ayasofya bizim gündemimiz mi?” Evet, Ayasofya bizim ezelden ebede kadar gündemimizdir ve tarihte bazı dönemlerde yaşanan olağanüstü olaylar sonrasında çağ açıp çağ kapatılır. İşte Ayasofya’nın açılması da böyle bir dönemde yeni bir çağın başladığının mührü, imamesi ve habercisidir.

Ayasofya’ya İstanbul’daki camilerden herhangi birisine baktığımız gibi bakamayız, “Müze olarak kalsa ne çıkar?” deyip basite indirgeyip geçemeyiz. Zira Ayasofya fethin ve İstanbul’un bir İslam beldesi olduğunun tapu senedidir. İslam’ın ve hilalin zafer ve üstünlüğünün nişanı; izzetin, şerefin ve itibarın tacıdır Ayasofya. Fatih’in yadigârıdır, kılıcının hakkıdır ve koca bir ümmete emanetidir Ayasofya ve emanete vefa da hürmettir ve emanete riayet etmek de Müslümanlığın bir göstergesidir.

Bu millet en zorlu zamanlar da dahi kanıksamadı, benzeşmedi, alışmadı o zorla dayatılan hiçbir şeye. Bugün yine yozlaşmadan, düşmana benzemeden, mücadelemizden ayrılmadan, davamızdan ve bizi biz yapan değerlerimizden vazgeçmeden yüzümüzü güneşe dönüp yürüyeceğiz. Teslim olmayacağız ona buna. Üstat Necip Fazıl yıllar önce yazdığı şu şiiri belki de bugün okunmak için yazmıştı:

Gün gelecek açacak gonca güllerin

O günleri bekler hep müminlerin

Yükselsin minareden tekbir sesleri

Kırılsın zincirlerin ey Ayasofya’m

Bir cuma namazında Ayasofya’daki saflarda buluşmak duasıyla, kalın sağlıcakla.