DÜNYANIN SAKLADIĞI AFGANİSTAN GERÇEĞİ! – 24 AĞUSTOS 2021

Tarihte unutulmuş, hiç aklımıza bile gelmeyen hatta adı bile bilinmeyen o kadar çok savaş var ki! Ülkemizin içerisine dâhil olduğu savaşları hepimiz elbette en azından adını ya da tarihini bile olsa biliyoruz fakat dünyada özellikle de hani o medeni olan Avrupa’da o kadar çok cana kıyılmış ki, hep siyasi çıkarlar için kılıçlar, silahlar çekilmiş zamanında.

Mesela “Otuz Yıl Savaşları.” Çoğumuzun adını sanını bile duymadığımız 1618 ile 1648 yılları arasında Avrupa’da meydana gelen bir savaşın gerçekleştiğini biliyor muydunuz? He? Adını savaşın 30 yıl sürmesinden alan bu “Otuz Yıl Savaşları”na Avrupa devletlerinin neredeyse tamamı katılmış.

Amiyane tabirle Hristiyanlığın iki mezhebi olan Katolikler ve Protestanlar arasında geçti bu savaş. Hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmadı. Yüz binlerce Hristiyan, mezhepleri nedeniyle can verdi bu Avrupa topraklarında.

Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu ve Alman prensler arasındaki bu savaş mezhep çatışmaları gibi görünse de siyasi ve politik güçlerin çıkar çatışmasıyla daha da şiddetli bir hal aldı. Zamanla diğer Avrupa devletlerinin de katılımıyla geniş bir alana yayıldı bu savaş. Habsburglar tarafından yönetilen İspanya Katolikleri, İngiltere ve Fransa gibi devletler ise Protestanları destekledi.

Otuz yıl süren bu savaşların sonunda da acı bir tablo çıktı Avrupa’nın karşısına. Almanlar nüfuslarının yüzde 60’ını kaybetti ve 200 yıl boyunca da toparlanamadı. Savaş meydanında ayrı, savaşla birlikte gelen kıtlık ve salgın hastalıklarda ayrı olmak üzere 5 milyondan fazla insanın hayatı sona erdi. Savaş öncesi nüfusu 16 milyon olan bazı bölgelerin nüfusu 6 milyona kadar düştü. Savaşan devletlerin kiraladığı o paralı askerlerin yaptığı yağmalama ve kadınlara yapılan kötülüklerse yüzyılın en utanç verici olayları olarak geçti tarihe.

Yani insan şunu düşünmeden edemiyor: Bir Hristiyan diğer bir Hristiyan’ın sırf dinini ve mezhebini kendine göre yorumladığı için nasıl canına kıyabilir ki? He?

Bu savaş, Avrupa’nın gördüğü son büyük din savaşı olarak tarihteki yerini aldı. Meselenin üzerine böyle beton dökerek Avrupa Birliği sürecine geçmeyi başardı başarmasına Avrupa ama içinde öyle bir boşluk bıraktı ki, böyle içten içe kaynamayı her zaman sürdürdü. Bir yerden çatlak verince de hemen üzerini tabiri caizse yamalayarak kapatmaya çalıştılar ama gün gelecek bu delikleri kapatmaya yetişemeyecekler.

Hani o çok medeni, insancıl, barışçıl Avrupa’da cereyan eden bu savaşın böyle silsilesine baktığımızda ortada nefret, acı ve yıkımdan başka hiçbir şey görmüyoruz.

Şimdi “Bunları bize niye anlatıyorsun aga? Bize ne Avrupa’nın geçmişinden, tarihinden; kendi ülkemizin tarihi dururken değil mi? Taliban Afganistan’da, bundan sonra Orta Doğu’yu, bizi neler bekliyor? Onları anlatsana.” dediğinizi duyar gibiyim. Az sabredin, konuyu hem Orta Doğu’ya hem de bize bağlayacağım.

Geçtiğimiz günlerde bildiğiniz üzere dünyanın gündemine Taliban’ın Afganistan’ı teslim alma meselesi oturdu. Hani o aprona akın ederek ABD ordusunun o dev uçağının peşinden koşanlar, işte kanadına, kuyruğuna yapışanlar hatta tekerleğine tutunup uçak havalandıktan sonra onlarca metre yükseklikten yere çakılanların görüntüleri hakkında birçok yazı yazıldı, yorum yapıldı, canlı yayınlarda tartışma konusu haline getirildi.

(Bu arada şunu da eklemeden geçmeyelim, Allah hiçbir milleti bu kadar aciz bir duruma düşürmesin.)

Yani 20 yıl önce sabah akşam dünyanın tüm kanallarında konuşulan Afganistan-Taliban-Amerika kelimeleri yine başköşeye yerleşti. Her kanalda, her gazetenin manşetinde, sosyal medyanın her platformunda böyle Taliban’a ait fotoğraflar, videolar karşımıza çıkar oldu.

Bu olayla birlikte çoğu kişi de 20 yıl öncesinde yaşananları şöyle bir hatırlamak, olayları karşılaştırmak, ilişkilendirmek için tarih sayfalarını karıştırmaya başladı.

Amerika’nın işgal ettiği Afganistan’da ne oldu, Irak’ta ne olmuştu, Suriye’de neler yaşanmıştı, işte Saddam nasıl devrilmişti, Kaddafi nasıl öldürülmüştü, hangi ülke kimi sömürmeye çalışmıştı diye böyle hafızalar tazelenmeye başlandı.

Buraya bir parantez açmak istiyorum. Bu Afganistan meselesi son zamanlarda kendi ülkemizde yaşadığımız felaketlere gölge düşürse de, kendi dertlerimizi, sıkıntılarımızı unutmuyoruz elbette. Bir kulağımız, bir gözümüz hep Marmaris’te, Manavgat’ta, Kastamonu’da Sinop’ta olmaya devam ediyor fakat bu Afgan meselesi çok önemli dostlar. Hele Türkiye gibi bir ülkenin bu konuya sessiz kalması asla düşünülemez.

Şimdi bu videoda sizlere Kabil Havalimanında Amerika’nın peşinden koşan o iş birlikçileri anlatmayacağım ya da Amerika’nın nasıl apar topar kaçtığını da tekrarlamak değil niyetim. Bunların hepsini sosyal medyadan okumuşsunuzdur, televizyonlardan dinlemişsinizdir, biz de zaten geçen gün yaptığımız canlı yayında uzun uzun anlattık bu konuyu.

Bu videoda sizlere Taliban’ın yeniden Afganistan topraklarına girmesindeki sır perdesine ışık tutmaya çalışacağım. Asıl amaçtan, planlanan o kirli oyundan, İslam ülkelerini sömürmek, parçalamak için uğraşanların Büyük Ortadoğu Projesi’nin sonundaki hedeflerinden bahsedeceğim.

Orta Doğu coğrafyasında yaşananlar hani az önce anlattığım ve Avrupa’nın yeniden şekillenmesine neden olan o Otuz Yıl Savaşları var ya, heh işte onu hatırlatıyor aslında bize.

Şöyle haritayı önümüze alıp bir baktığımızda Lübnan’dan Suriye ve Irak’a, Suudi Arabistan’a, Körfez ülkelerine ve ötesindeki İran ve Afganistan’a kadar bir fay hattı uzanıyor. İşte bu fay hattı Müslüman olan Sünni ve Şiileri ortadan ikiye bölüyor. Tıpkı Hristiyanların Katolik ve Protestan olarak bölünmesi gibi.

Orta Doğu’da istatistiklere bir göz attığımızda Müslümanların yüzde 85’i Sünni, yüzde 12’siyse Şii-Alevi, yüzde 3’ü de Vahhabilerden oluşuyor.

1979 yılında İran İslam Devrimi’nden sonra etkili olmaya başlayan Şiilik çok kısa bir süre içerisinde ulus devletine dönüştü ve İran, Şiiliği, anayasasında resmi mezhep olarak ilan etti.

Günümüzde; Irak, Suriye, Lübnan, Bahreyn ve Yemen’de İran’ın desteği ve kontrolündeki Şii örgüt ve partiler siyasi faaliyetler gösteriyor. Yemen, Lübnan, Irak ve Suriye’de bu gruplar silahlı bir mücadele sürdürüyor.

Tüm dünyada bulunan Şiilerin yüzde 90’ı kadar büyük bir oranı İran’da bulunuyor. Diğer ülkelerdeki oranlara bakınca yüzde 57’le Irak, yüzde 55’le Bahreyn, yüzde 40’la Yemen ve yüzde 35’le de Lübnan diye böyle sıralanıp gidiyor.

İslamiyet’in ilk asırlarında ortaya çıkan bu mezhep ayrılıkları aradan 1300 yıl geçmesine rağmen günümüzde hala etkisini sürdürüyor. Siyasi çatışmalarda bu mezhep ayrılıkları aslında birer maşa olarak kullanılıyor.

Tarihe şöyle bir dönüp baktığımızda mezhep ayrımının en büyük yükselişi 2003’te Amerika’nın Irak’ı işgaliyle başladı. Şii mezhebine bağlı olan İran’ın baş düşmanı Saddam Hüseyin’in devrilmesi Orta Doğu’daki Sünni üstünlüğüne darbe vurmuş oldu ve o dönem Irak’ta mezhep temelli şiddet olaylarında binlerce kişi hayatını kaybetti. Son 20 yıla baktığımızda da Suriye’de de mezhep çatışmasına dönen bir savaş izledik.

İşte 2003 yılından beri devam eden o Şii-Sünni gerginliğinde defter hiçbir zaman kapanmadı. Hep bir böyle ateşlenecek fitil arandı. Yeni senaryolar yazıldı ve filmde oynayacak oyunculara da görev dağılımı yapıldı ve “motor” sesi de Taliban’ın Afganistan’a yeniden girmesiyle duyuldu.

Yıllarca yok etmek istenilen ve Şiilerin çoğunluğunu oluşturan İran’ın biletini kesmek için bugün Afganistan üzerinden planlar yapılıyor.

Tuzak şu dostlar!

Afganistan, Sünni İslam devleti olarak tanınacak ve arkasında durulacak. Böyle gizliden gizliye silahlandırılacak, güçlendirilecek. Zaten Amerika’nın bütün silahları orada. Bu kirli oyunun perde arkasındaki gizli güçler, filmin sonunda da Afganistan’la İran’ı savaştıracak hatta İslam coğrafyasında yıllardır süren o mezhep çatışmalarına verdikleri gazla savaşa diğer mezhepçi ülkeleri de çekecekler.

Ezcümle, yok işte dindi yok mezhepti diyerek İslam topraklarını karıştırmak ve 400 yıl önceki o “Otuz Yıl Savaşları” gibi Orta Doğu’yu kendi istedikleri halde şekillendirmek için parçalamaya çalışacaklar.

Bizler resmin bütününe baktığımızda o şeytanlaştırılmak istenen Taliban’a değil, asıl şeytan olan Amerika’ya dikkat etmemiz lazım.

Şimdi herkes ne diyor? Amerika yenildi, Amerika işte çıkarları bittiği için Afganistan’dan çekildi, Amerika Irak’tan da çekilmişti, öbür yerlerden de çekilecek. Değil mi?

Orta Doğu’daki ülkelerin hemen hemen hepsine dokunan bu Amerika, hani Irak’ı, Afganistan’ı işgal eden, İran’a ambargo uygulayan, İsrail’in böyle devamlı sırtını sıvazlayan, Körfez ülkelerini sürekli karıştıran o Amerika, bu coğrafyadan ekmek yemekten vazgeçeceğini mi zannediyorsunuz? He?

Algı oyunlarıyla bütün dünyayı Taliban’ın yobaz olduğuna, gerici olduğuna, kadınlara zulmettiğine inandırmaya çalışıyorlar.

Tuzak çok büyük dostlar! Bu tuzağa etraftaki Müslüman ülkeler düşer mi bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: Geçmişte olduğu gibi Türkiye yine ve asla böyle bir oyuna gelmez.

Avrupa’dan 400 yıl sonra Müslümanlar arasında bir mezhep eksenli savaşlara şahit olur muyuz bilmiyorum, inşallah olmayız ama bu tehlikeyi de görmezden gelemeyiz.

Herkes bir plan kuruyor ama unuttukları şey plan kurucuların en hayırlısı Allah’tır ve biz Müslümanlar olarak da yalnızca tek olan ve en büyük olan Allah’a inanıyoruz.

Duamız da güzeller güzeli, sevgililer sevgilisi Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in rehberliğindeki İslam’ı barış ve huzur içerisinde, aynı zamanda uyanık ve tetikte yaşayabilmektir.

Kalın sağlıcakla.