ABD-İRAN MESELESİNDE HANGİ TARAFTAYIZ? – 09 Ocak 2020

Yıllardır bu it dalaşı konusunda nirvanaya ulaşmış olan İran-Amerika çatışmasında 3-4 gün önce yeni bir boyuta geçildi.

Irak’ta Amerika tarafından bombalanarak öldürülen İran Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani olayından hemen sonra Müslümanların bir taraf olmaya zorlanması veya kimin yanında durması gerektiği algısı gazete, televizyon ve sosyal medyadan devamlı pompalanıyor.

Yani bizden istedikleri kendi devletinin ve mezhebinin çıkarları doğrultusunda hareket eden, Irak, Suriye, Yemen, Lübnan gibi bölgelerde Amerika’nın mayın eşeği olarak kullandığı o PKK/PYD ile birlikte hareket eden, binlerce masum Müslüman’ın öldürülmesine Haşdi Şabi gibi, Husiler gibi terör örgütlerine destek veren Kasım Süleymani’nin yani İran’ın yanında yer alacağız ya da binlerce kilometre öteden gelip zulüm, ölüm saçan; bir gün PKK/PYD ile diğer gün DEAŞ’la aynı yatağa giren zalim Amerika’yı alkışlayacağız.

Peki neden? He? Neden ülkemiz veya daha geniş bakarsak neden Müslümanları bir taraf olmaya zorluyorlar?

Amaç dinler üzerinden 3. Dünya Savaşı’na zemin hazırlamak mı?

Değişik değişik planlar, stratejiler geliştiriyorlar.

Plan ne olursa olsun yıllardır kanın, gözyaşının hakim olduğu bu coğrafya -ki bu coğrafya Müslümanların yaşadığı bir coğrafya- uzunca bir süre daha kaosa, gözyaşına ve kana muhatap olacak gibi gözüküyor.

Peki biz nerede duracağız? Yani ne yapacağız bu süreçte?

Evvela şunu söyleyeyim, mezhebi ne olursa olsun bir Müslümanın öldürülmesine sevinmemiz akla ziyan bir duruş olacağından Kasım Süleymani’nin öldürülmesine sevinmedik, sevinmeyiz de. Komşumuz bir acı yaşarken, hele ki bu acıyı bütün Müslümanların ortak düşmanı olan Amerika yaşatmışken oturup da Şia politikasını, Şia politikası nedeniyle kimlerle nasıl hareket edildiğini, kime niçin ve nasıl destek verildiğini ve mazlum Müslümanların nasıl katledildiğini, zalim Esed’i iktidarda tutmak için nelerin yapıldığını konuşmak cenaze evine saygısızlık olur. O nedenle en güzeli sessiz kalmak.

Biz ülke olarak, millet olarak, ümmet olarak bu olayın tarafı olmadık, olmayacağız da.

Ne Hamaney’in paylaştığı Hz. Hüseyin görseliyle, ne de Trump’ın paylaştığı Hz. İsa görseliyle gaza gelmeyeceğiz. Rahmet dininin mensupları olarak intikam garabetinden uzak durarak, içimizdeki savaş ve kaos çığırtkanlarına prim vermeyeceğiz.

Şii, Sünni, Arap, Kürt, Türk fark etmez, bölgemizde Müslümanların öldürülmemesi, katledilmemesi için itidalli ve dikkatli bir dil ile akıllı bir konum almamız gerekiyor.

Bölgemizde huzuru sağlamak için bütün terör örgütlerine karşı amansız bir mücadele veren Türkiye her halinden bir tiyatro olduğu belli olan bu ateşten çemberin içerisine girmemelidir.

Bizim kaygımız Müslümanların huzurudur, can güvenliğidir ve bu konudaki ölçümüz de Kur’an-ı Kerim’dir.

Ve Kur’an-ı Kerim kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan ve her gün değişen, kendi çıkarlarını bütün insanlığın hayatı, inancı, değerleri üzerinde tutan kişilerle alakalı bize rota çizdiği şu iki ayeti çok güzel okumamız gerekiyor:

1. Ayet Nisa Suresi 101: Şüphesiz kafirler sizin apaçık düşmanınızdır, bu Amerika’ya.

2. Ayet En’am Suresi 129: İşte biz, kazanmakta olduğu günahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böyle musallat ederiz, bunun da adresini siz belirleyin.

Dostlar, at izinin it izine karıştığı bu ortamda Rabbim hepimize Kur’an-ı Kerim’i okumayı, idrak edip anlamayı ve hayatımıza uygulamayı nasip etsin.

Kalın sağlıcakla.