DOĞU KUDÜS SÖYLEMİNE TEPKİ GÖSTERENLER – 16 Aralık 2017

Dönemin birinde bir ülkede adil, çalışkan, merhametli bir kral varmış. Lakin ne yaparsa yapsın basın, adil, hakkaniyetli davranmıyor, sürekli yalan yanlış karalayıcı haberler yapıyormuş.

Düşünmüş, taşınmış öyle bir iş yapmalıyım, öyle bir meziyet ortaya koymalıyım ki bu basın benimle ilgili müspet yazılar yazmak zorunda kalsın diye karar vermiş.

Haftalarca eğitim alıp su üzerinde yürümeyi öğrenmiş.

Ardından Bütün basın mensuplarını bir havuzun başına toplayıp herkesin gözü önünde suyun üzerinden yürüyüp meziyetini ortaya koymuş.

Ertesi gün gazetelerde manşet “Kral yüzmeyi bilmiyor!”

Yıllardır İsrail zulmü altında inleyen, esir olan Mescidi Aksa için kınama yerine ilk defa Türkiye’nin öncülüğünde bir adım atıldı.

Zalimin yüzüne zulmü haykırıldı ve Hanzala’ya kol kanat gerildi.

Ümmetin namusu, iffetini koruma adına hem diplomatik yoldan hem de korkusuz olduğumuzu anlayacakları tondan dünyaya bildiri okundu.

Belki bütün virüs bünyeden tam temizlenmedi ama en azından çıbana neşter vurulup irinin akıp gidişi başlatıldı.

Doğrudur, tam huzura eremedik ama bize huzur yoksa, okyanus ötesi dahil hiçkimseye rahat uyku uyutmayacağımızı yedi düvele duyurduk.

İstanbul’un kaderini Aksa’ya, Aksa’nın kini Medine’ye, Medine’nin kaderini Mekke’ye bağlayıp biri giderse hepsi gider öngörümüzü ve kararlılığımızı ortaya koyduk.

Bazıları çıkmış hala 30 yıldır ümmete, millete, dini nebiye hiçbir faydası olmayan bir üslupla, Doğu Kudüs nedir?, Batısını kime verdiniz?, bu bir ayrımdır, hem 8 devlet gelmedi, bu Araplardan bir halt olmaz vari cümleler kuruyor.

Yapmayalım beyler, Aksa bir şahsi hesaplaşma meselesi değildir, Aksa bir iman meselesidir.

Bir şehri ele geçirmek için ilk önce kaleyi fethetmeliyiz! Ve Aksa nın olduğu toprakları kırmızı kalemle işaretlemiş olduk.

Krala gıcık kapan gazeteci olabilirsin, farklı mezhep, farklı ırk, farklı parti, farklı grup, farklı bilmem ne olabilirsin.

Ancak Zaman, kalenin içinde dostlarınla değil düşmanlarınla savaşmayı kendine şiar edineceğin gündür.

Unutmayalım! bizler zaferle değil seferle emr olunduk.

O halde bırakalım didişmeyi, itişmeyi, kazandık mı kaybettik mi tartışmalarını, bırakalım şahsi hesaplaşmaları, dünyalık menfaatleri.

Cahit Zarifoğlunun dediği gibi

“Alnı secdeye değen insanların sesleri birbirine bağlanabilirse,

Ancak o zaman sokaklar, meydanlar ardına kadar açılır”

Kalın sağlıcakla…