DOĞU TÜRKİSTAN’DA NELER OLUYOR? – 18 Ocak 2019

Günlerdir gündemde olan, hatta günlerdir demeyeyim yıllardır gündemimizde olan ama ne olduğunu, niçin olduğunu çözemediğimiz, orada yaşananlar hakkında sağlıklı bir bilgi edinemediğimiz, zaman zaman da nerede, ne zaman çekildiğini bilmediğimiz videoların önümüze düştüğü bir konu, bir dert, bir kanayan yara Doğu Türkistan.

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma gibi bir gaflete düşmemek için, birilerinin oluşturduğu veya oluşturmak istediği algıya tav olmamak için arkadaşlarımızla günlerdir bir araştırma yapmaya çalışıyoruz.

Nedir bu Doğu Türkistan’ın hikayesi? Neler oluyor orada ve biz müslümanlar ne yapmalıyız, nasıl bir tutum ortaya koymalıyız?

Araştırdıkça, okudukça, izledikçe ve bölgeyi bilen insanlarla konuştukça bir müslüman Türk olarak nevrimiz döndü, boğazımız düğümlendi, hatta kanımız çekildi damarlarımızdan.

Çin’in bir kafes gibi dünyaya kapattığı Doğu Türkistan ile ilgili araştırmalarımızı, yaşananları ve neler yapmalıyızı dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışacağız…

M.Ö. 300’lü yıllardan itibaren yaklaşık 2 bin sene Türk hakimiyetinin hüküm sürdüğü Doğu Türkistan, 1750’li yıllardan itibaren Çin’in işgali altında… Doğu Türkistan hem yer altı kaynakları hem de stratejik konumu nedeniyle Çin devleti tarafından ablukaya alınmış ve 1945 yılındaki Çin komünist devrimi ile bölge halkı asimile çalışmasına tabi tutulmuş. Bakın 1949’da Doğu Türkistan’da müslüman Türk nüfusu %95, Çin nüfusu ise %5 civarındaydı. O nedenle Çin işgali olmasına rağmen çoğunlukta olan müslümanlar bölgeye hakimdi, dinini yaşamaya ve Türk kimliklerini muhafaza etmeye çalışıyorlardı.

Ancak bugün itibariyle yaklaşık 18 milyona sahip Doğu Türkistan’da 8,5 milyon Müslüman Türk, 7,5 milyon civarında da Çinli yaşamakta…

Yani 1949’dan itibaren sistematik bir şekilde uygulanan asimile projesi ile yaklaşık, akla zarar bir rakam olan yaklaşık 30 milyon Müslüman Türk kendi topraklarında katledilmiştir. Diğer tarafta kamplarda ise kıtlıklardan, işkenceden, hastalıklardan ölen Müslüman Uygur Türklerinin sayıları da henüz belirlenmemiş ve bundan sonra da belirlenecek gibi değil.

Doğu Türkistan’da Müslüman Uygur Türk neslini kurutmak adına yapılan çalışmalar ise kan donduran cinsten. Hamile kadınların bebekleri karınlarından kürtaj ile alınıp öldürülüyor. Müslüman Türk olduğu belirlenen çocuklar zorla ailelerinden alınıp uzak bölgelerdeki Çinli ailelere teslim ediliyor. Ne ana var, ne baba var ne geçmişiyle alakalı herhangi bir bilgi, iz yok…

Bölgedeki genç kızlar da uzaklardaki fabrikalarda köle gibi çalıştırılmak için götürülüyor ve bu kızların hayatları, namusları Çinli fabrika sahiplerine birer hak olarak devlet tarafından hediye ediliyor.

Bunun yanında bir de ‘yerlileştirme‘ kanunları çerçevesinde Çinli askerler ve devlet personelleri istedikleri eve gece gidip kalabiliyor ve o evdeki yapacağı her şey de kendisinin bir hakkıymış gibi kendisine lütfediliyor.

Erkekler ise ya meydanlarda, kamplarda milletin gözü önünde işkence ile öldürülüyor, ya da sürgüne gönderiliyor… Yaşlı müslümanlar, din alimleri ise 24 saat gözetim altında kendilerine nefes aldırılmıyor…

Çin komünist hükümeti Doğu Türkistan’ın kapılarını bütün dünyaya kapattığı için kimse bölgeden düzgün bir haber alıp da bir hamle yapamıyor, bunun yanında Çin kendi halkına da Müslüman Türkleri “hırsız, terörist, gaspçı, bölücü” olarak tanıtarak kendi zülumlerine meşru bir zemin hazırlıyor.

Doğu Türkistan’da camiler kapatılmış, yakılıp yıkılmış, oruç yasak, namaz yasak, sünnet yasak, İslami kitaplar yasak, lehçeli dahi olsa Türkçe konuşmak, yazmak okumak yasak. Yani din adına, öz kimliğin hakkında yapacağın her çalışma yasak.

Çin Komünist devletinin yaptığı zülüm adına okuduklarımızı, dinlediklerimizi, izlediklerimizi anlatmamıza ne yüreğimiz dayanıyor, ne de vicdanımız el veriyor…

Yani Doğu Türkistan’da zulüm var, kan var, işkence var, tecavüz var, eşkiyalık var. Doğu Türkistan’da soykırım var soykırım.

Peki ne yapacağız biz müslümanlar? Oturup hiçbir şey yokmuş gibi mi davranacağız? Veya sosyal medya üzerinden birilerini suçlayarak, hükümete, siyasilere, Çin’le ticaret yapanlara fatura çıkararak kendimizi, vicdanımızı mı rahatlatacağız?

Elimizde telefon, at bi tweet, paylaş bi video, profilini yap Doğu Türkistan bayrağı tamam di mi? Her şey bitti…

Evinde, iş yerinde, okulunda bu vahşeti konuşup dillendirme, bu zülmün sona ermesi için herhangi bir strateji de geliştirme, kafa patlatma, siyasi bir müdahale için gerekli olan zemini oluşturma adına bir adım atma ama Erdoğan’ı suçla, bütün müslümanlara hakaret et, “Sen niye konuşmuyorsun, sen niye yazmıyorsun, konuşsana, sen ne biçim müslümansın” diye herkesi hain ilan et, faturayı kendinden başka kim varsa ona kes ve hayatına da kaldığın yerden devam et.

Ama benim canım yanıyor de, ama ben devamlı ağlıyorum de, her gün dua ediyorum de, hatta biraz daha ileri git valla ben izleyemiyorum yüreğim dayanmıyor bunları seyretmeye diye kendini en üste, merhamet binasının en üstüne koy…

Yahu senden başka kimsenin yüreği yanmıyor mu? Senden başka kimsenin aklı yerinden çıkmıyor mu? Senden başka hiç kimse oturup dertlenmiyor mu zannediyorsun?

Neyse buraya girersek çıkamayız valla.

Gelelim bizim durumumuza, biz ne yapacağız veya ne yapmalıyız?

Doğu Türkistan’da olan bu zülmü dünyaya duyurma adına yollara düşmeliyiz, aklı başında stratejiler belirlemeliyiz, devleti koyun bi kenara, önce biz millet olarak, insan olarak kamuoyu oluşturmalıyız… Dernekler, vakıflar, özel kurumlar, toplantılar, oturumlar, paneller düzenlemeli, fotoğraf sergileri açmalı ki millet biliçlensin.

Sosyal medya platformları için videolar, makaleler, bannerlar hazırlamalıyız. Arabalarımızın camlarına, evlerimizin kapılarına sokak duvarlarımıza yapıştırmak için stickerlar bastırıp dağıtmalıyız… Ses getirecek ve toplumun bütün kesimlerini içine dahil edecek, hiçbir siyasi partinin, cemaatin çatısı altında değil, sivil toplum kuruluşlarının birlikte organize edeceği mitinglerde bir araya gelip tek ses olmalıyız.

40 tane, 50 tane kanal var, neden bir tane kanal bu Çin zalimliğini anlatan dizi yapmıyor veya neden biz kanalları hergün mail, faks, tweet bombardımanına tutmuyoruz? Neden telefonlarla onları devamlı arayarak yahu kardeşim biz bu Doğu Türkistan’daki zulmü görmek, bilmek anlamak istiyoruz, bu konuda niçin dizi hazırlamıyorsunuz diye hesap sormuyoruz? Neden sinema filmleri yapan firmaları teyakkuza geçirmiyoruz “Bir film de siz yapın ve bütün dünyaya anlatın bu olayı” diye…

Bak Ermenilere, olmayan bir olay üzerine 50 tane film yaptılar soykırım iftirası attılar bize… Hatta Türk yönetmenlere film çektirdiler, Türklerin yazdığı soykırım yalanlı kitaplara Nobeller verdiler… Biz kamuoyu oluşturmalıyız, biz bu zülmü gündeme oturtmalıyız, ardından da devletimizi, hükümetimizi, Cumhurbaşkanımızı bu zalim Çin’e yaptırım uygulaması için, diplomatik baskı uygulaması için köşeye sıkıştıralım.

Birilerini suçlayan, olayı birilerine faturan eden, ayrıştırıcı hakaretli dillerden üsluplardan uzak durmalıyız.

Birlik olma adına, beraber olma adına, omuz omuza saf tutabilme adına ortak bir dil oluşturmalıyız.

Ülkemizin güçlenmesi, büyümesi adına ülkenin ayağına dolanan değil, devletin yüküne ortak olan, yeniden diriliş için ayağa kalkan bir vatan evladı olmak zorundayız…

Bu ülke her açıdan, ekonomik, askeri, diplomatik, teknolojik olarak güçlü olursa, değil Doğu Türkistan’da dünyanın hiçbir yerindeki bir Türk’ün, bir müslümanın kılına zarar veremez kimse… Biz büyük Türkiye olursak, biz eski ihtişamlı, kudretli günlerimize dönebilirsek mazluma umut, zalime Azrail oluruz, ebabil olur, ateşten taş oluruz dünyayı başlarına yıkarız.

Şimdi hep beraber oturup kendimizi, duruşumuzu ve inancımızı gözden geçirip yaradanın bize Ali İmran süresinde tavsiye ettiği gibi ALLAHIN İPİNE SARILALIM ve bölünüp parçalanmayalım…

Akif’in de dediği gibi;

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu vurdukça yürekler onu top bile sindiremez…

Kalın sağlıcakla…