ASELSAN’DA AKIL ALMAZ OLAYLAR! – 14 Aralık 2020

Türkiye, kendi gözlerimizle de birebir şahit olduğumuz gibi özellikle son 18 yılda ortaya koyduğu irade sayesinde, savunma sanayinde yerlilik ve millilik oranını yüzde 20’lerden yüzde 70’lere çıkarmış durumda.

Bu başarıda özel sektördeki şirketlerin yanı sıra devletimize ait savunma şirketlerinin de payı oldukça büyük. Bunların en başında da hepinizin bildiği ASELSAN geliyor.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin haberleşme ihtiyaçlarının milli imkânlarla karşılanması için 1975 yılında kurulan ASELSAN’ı son yıllarda geliştirdiği hava ve füze savunma sistemleri, elektronik silah sistemleri ve uzay teknolojileriyle daha da çok duyar olduk.

Bu üstün teknolojiye sahip sistemler sayesinde Türkiye ihracatını her geçen yıl katlayarak dünyanın savunma sanayi kuruluşları arasında hızla üst sıralara doğru yükseldi. İşte bu başarı grafiğini yukarı doğru tırmandıran kurumlarımızın en başında olan bu güzide şirketimiz yani ASELSAN’ın adını bundan kısa süre önceye kadar sadece mühendis ölümleriyle, saçma sapan intihar kurgularıyla duyuyorduk.

ASELSAN’da özellikle AK Parti’nin iktidara geldiği ilk yıllardan itibaren şüpheli mühendis ölümleri gerçekleşti. Kimi intihar, kimi gaz zehirlenmesi, kimisi ise elektrik çarpması sonucu şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden mühendislerin ortak noktası Türk Silahlı Kuvvetlerinin milli teknoloji ihtiyaçlarını karşılayacak yeni model teknolojik projeler üretmeleriydi.

31 yaşındayken, 4 Ağustos 2006’da özel aracında boğazı ve bileği kesilmiş halde bulunan Hüseyin Başbilen bu mühendislerden sadece bir tanesiydi. Kanas silahları ve gece görüş dürbünlerinin dizayn ve proje ekibinin başında büyük işler başarmıştı ve milli tank ile ilgili yürüttüğü projenin sunumunu yapmasına bir gün kala arabasında ölü bulundu. Adına intihar dendi ve çalışmalarının içerisinde olduğu flash bellek ortadan kayboldu.

17 Ocak 2007’de yine aracının içinde bu sefer kafasından vurulmuş bir şekilde yaşamını yitiren 30 yaşındaki mühendis Ali Ünal, F-16 savaş uçaklarının modernizasyonu, komuta kontrol, şifreleme sistemleri üzerinde çalışıyordu. Ona da intihar dediler.

26 Ocak 2007’de ise oturduğu binanın 6’ncı katından atlayarak ölen Evrim Yançeken, askeri strateji projeleri üzerine çalışıyordu. Bunalıma girdi, intihar etti denildi. Hiç kimse işin arkasını konuşamadı bile…

Yine ASELSAN mühendislerinden Burhanettin Volkan, 7 Ekim 2007’de Ankara Bando Okulları Komutanlığında nöbetçi subay odasında ölü bulundu. Kendisine izin verilmediği için bunalıma girdi ve Vizör marka silahla intihar ettiği söylendi. Ailesinin, “Bu iş nasıl oldu? Bizim evladımız intihar edecek bir karaktere sahip değildi.” dese de sonuç değişmedi. Bir ASELSAN mühendisi daha fındık kabuğunu doldurmayacak bir sebeple intihar etmişti.

ASELSAN’ın yazılım mühendisleri ekibinde olan Zafer Oluk da aynı akıbeti yaşadı. Askerlik görevi için peygamber ocağında 10 Mayıs 2008’de görev yaptığı birlikte elektrik çarpması sonucu hayatını kaybetti. Ne detay ne başka bir şey… Elektrik çarptı, eğitim zayiatı dendi ve konu yine kapatıldı.

Mühendis Hakan Öksüz, 25 Ocak 2012’de Eskişehir yolu üzerinde geçirdiği o şüpheli trafik kazasında hayatını kaybetti. Mikro elektronik güdüm ve elektro optik grubu projelerinde çalışıyordu. Kaza yerinden cüzdanı, cep telefonu ve laptopu kaybolmuştu.

Tarihler 16 Ocak 2015’i gösterirken Ankara’da evinde ölü bulunan Erdem Uğur’un gazdan zehirlenerek intihar ettiği açıklandı. Mutfak tüpünü açıp hortumunu da ağzına dayayıp intihar ettiğini yazdı gazeteler. Manyetik alan konusunda uzman olan Uğur, F-16 savaş uçakları, İHA, tank ve savaş silahları gibi milli projelerde görev yapıyordu. İntihar ettiği ortam ve intihar ediş şekli ne akla ne mantığa uyuyordu ama ne bunu konuşabilecek biri vardı o zaman ne de konuşulacak bir ortam vardı. İntihar denildi ve dosya yine kapatıldı.

Son olarak 19 Kasım 2017’de 32 yaşındaki ASELSAN elektronik yüksek mühendisi Kerem Parıldar, bir binanın 14. katından kendisini atarak hayatına son verdi. Genç mühendis ASELSAN’da, ‘’Yerli Savunma Sistemleri” üzerine çalışıyordu.

Böylelikle ASELSAN’da son 11 yılda 8 şüpheli ölüm meydana geldi. Bu ölümlerin arkasındaki bir numaralı şüpheli de hepimizin 15 Temmuz gecesi o gerçek yüzlerini bütün çıplaklığıyla gördüğümüz FETÖ mensupları vardı.

Tüm bu ölümler, iktidara geldiği ilk günden beri savunmada bağımsız bir politika izleyerek Türkiye’nin ayağındaki prangaları söküp atmaya çalışan, koca bir milletin üzerindeki ölü toprağını atıp, tarihten aldığı gücü geleceğe taşımaya çalışan milletin partisi olan AK Parti’yi ve Anadolu evlatlarından oluşan hükümeti engellemek içindi.

Peki başarabildiler mi? Tabii ki hayır!

Dışarıdan ve içeriden onca saldırıya rağmen, karşılaştığı tüm zorluklara göğüs gererek sapasağlam iradesinden bir milim dahi geri atmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan sayesinde, mühendislerimizi intihar süsü vererek öldürseler de Türkiye’nin askeri ve teknolojik olarak güçlenmesinin önüne geçemediler.

Türkiye, AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından bugüne savunma sanayii alanında öyle bir sıçrama yaptı ki, bugün tüm dünya ağzı açık bir şekilde, hayran hayran bizim üstün silah teknolojimizin Suriye’de, Libya’da son olarak da Azerbaycan Karabağ’da yaptığı şovu izliyor.

Dünyada kartların yeniden dağıtıldığı, güç dengelerinin yeniden kurgulandığı bir dönemde, dev ülkelerin adeta bilek güreşi yaptığı bir coğrafyanın tam merkezinde yedi düvele meydan okuyan adamın adıdır Recep Tayyip Erdoğan!

Doğu Akdeniz’de bizi Antalya Körfezi’ne hapsederek hidrokarbon rezervlerimizi gasp etmeye çalışan o Yunanistan, İsrail, Mısır ve Avrupa Birliği’nden oluşan şer cephesinin karşısında dimdik duran adamın adıdır Recep Tayyip Erdoğan!

Ve aynı zaman da Libya’da darbeci Hafter’in tekerine çomak sokup, Fransa, Rusya ve Mısır’ın oyununu bozan adamın adıdır Recep Tayyip Erdoğan.

Karabağ’da 28 yıldır süren ve oyalamacayla devam eden işgali 44 günde bitirip, Ermenileri cepheden kaçmak zorunda bırakan, Dağlık Karabağ’ın yeniden Azerbaycan topraklarına katılmasını sağlayan iradenin adıdır Recep Tayyip Erdoğan.

Ve iç siyasette Kemalistlerden orta yolcu milliyetçisine, altı ok hayranı Saadetçisinden terörist sevicisine, çapsız gelecekçisinden beyaz yaka gelenekçisine, hain FETÖ’cüsünden cemaat görünümlü tüccar, iş birlikçi mavi takkelilere kadar ne var ne yok birleşip de bir türlü yıkamadıkları adamın adıdır Recep Tayyip Erdoğan.

Ve bu ismi seve seve ezberleyecekler!

Hee bu arada mühendis suikastlarıyla bu ülkenin dirilişini, savunma sanayiindeki yükselişini durduramayanlar silahlı kuvvetlerimizi ve savunma sanayimizin lokomotiflerine şimdi de itibar suikastı yapıyorlar.

Milli ve yerli helikopter motorumuzun o teslim töreninde olup bitenleri görmüşsünüzdür, duymuşsunuzdur.

Helikopter motorunu çalıştırıp tam anlamıyla devreye girmesini beklerken Cumhurbaşkanı’nı bekletmek olmaz deyip motor çalışmadı diyen o organizasyon firmasının yetkililerine isyan eden Profesör Mahmut Faruk Akşit’in isyanını görmüşsünüzdür.

Yıllardır türlü ölüm tehditlerine rağmen milli motor üretmeye yemin etmiş onlarca mühendisin emeği az kalsın “Devrim Arabaları”nın kaderiyle aynı olacaktı. Bu ülkenin emeklerini ve gayretlerini itibarsızlaştırmak için kenarda köşede ellerini ovuşturarak bekleyenlerin o beklentilerini TEI Genel Müdürü Profesör Mahmut Faruk Akşit yerinde bir hamleyle boşa çıkardı elhamdülillah.

Sakarya’da Arifiye’deki tank palet fabrikasının bu kadar dile getirilmesinin altında neyin yattığını, niçin yıllardır atıl bir şekilde kenarda dururken veya Koç ailesine kiralandığında sesini çıkarmayanların şimdi neden ağızlarında salyalarla bu tesise saldırdıklarını anlıyorsunuzdur.

Neyse bu tank paleti fabrikasının hikâyesini başka bir videoda anlatacağız.

Evet dostlar! Türlü engellemelere, o akıl almaz intihar süsü verilmiş cinayetlere ve şeytanın aklına dahi gelmeyecek açıklamalarla, algı oyunlarıyla bu ülkenin milli projelerini ve yürekten gayret gösteren mühendislerini engellemeye çalışsalar da, Türkiye soluksuz bir şekilde inandığı yolda yürümeye devam ediyor.

İHA’sından TİHA’sına, yerli ve milli otomobilinden helikopterine, kirpisinden kobrasına, güdümlü füzelerinden piyade tüfeğine kadar hem savunma sanayiinde hem de teknoloji, yazılım, programlama projelerine kadar dünyanın en iyisini, en gelişmişini, en donanımlısını üretiyor Türkiye.

Birilerinin de kudurması, çıldırması, çatlaması bundandır. Bizim yapmamız gereken uğruna nice bedeller ödenen bu çalışmaları önce görmek, sonra iyice anlamak ve dosta düşmana tane tane anlatmaktır.

Birde bu gayretleri ortaya koyan başta Cumhurbaşkanımıza, bakanlarımıza, komutanlarımıza, bürokratlarımıza, özel sektörün o yürekli iş adamlarına ve destanlar yazan mühendislerimize sahip çıkmak, onları takdir etmek ve onlara dua ile destek olmaktır.

Kalın sağlıcakla.