DÜŞÜN ATATÜRK’ÜN YAKASINDAN! – 01 Eylül 2020

Bütün dünyayı etkisine alan koronavirüs tedbirleri kapsamında Mart ayının 12’sinden itibaren bir teyakkuz halindeyiz bütün millet olarak. Yaklaşık 6 aydan bu yana hem virüsle uğraşıyoruz hem de içimizdeki o kronik statükocu virüslerle uğraşıyoruz. Yaklaşan her bayram öncesi veya işte toplu açılış, düğün, sınav, maç, işte ziyaret, toplantı gibi faaliyetler öncesi İçişleri Bakanlığı bir genelge hazırlayıp bütün valiliklere gönderiyor. O genelgede de bu pandemi sürecinde nelere dikkat etmek gerektiği, nelerin kısıtlanacağı, hangi konularda tedbirler alınacağı belirleniyor. 30 Ağustos Zafer Bayramı öncesinde de böyle bir genelge gönderildi valiliklere.

Off, ortalık karıştı. Neymiş? Kutlamalar iptal edilmiş hatta yasaklanmış. Yok efendim neden özellikle 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarında bu koronavirüs tedbirleri akıllarına gelmiş? İşte Malazgirt’te kutlama yapılırken, Ayasofya açılışı yapılırken neden 30 Ağustos yasaklanmış? He?

Ya üfürükten teyyare bir muhabbet başlatacaklar ya, Cumhurbaşkanımızın verdiği o Karadeniz’de çıkan o doğal gaz müjdesinin üstü örtülecek ya… Atatürk’e saygısızlık bu, işte bunlar büyük taarruzu, zafer bayramını silmeye çalışıyorlar, Atatürk olmasaydı yorgo olurdu adınız, laik cumhuriyet elden gidiyor… Pardon? Ne alaka ya?

Kutlandı 30 Ağustos Zafer Bayramı, he gördünüz mü kutlamanın nasıl olduğunu? Gördü mü herkes milletin evinde, devletin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde şanıyla, şerefiyle böyle göğsümüzü kabarta kabarta bayram kutlamasının nasıl olduğunu gördüler mi he? Bu milletin tarihi zaferinin o semalara nasıl çizildiğini hem de dronelarla çizildiğini gördü mü herkes?

Ya bir şey söyleyeyim mi size? Bunların derdi 30 Ağustos kutlandı mı kutlanmadı mı ya da nasıl kutlandı falan değil ha; bunların derdi o eski rutubet kokulu şarap kadehli o orduevleri resepsiyonlarını yeniden yaşamak ve yaşatmak.

Neydi o eski resepsiyonlar değil mi? 30 Ağustos resepsiyonlarında, 29 Ekim resepsiyonlarında böyle generaller, askerler; seçilmiş hükümetlere, milli iradenin temsilcisi olan Meclis’e ayar üstüne ayar verirlerdi hatta oradaki askerler devlete aba altından sopa gösterirdi. Bırakın dünyaya mesaj verme veyahut da böyle hodri meydan diyebilme cesaretini göstermeyi; o küçük dar askeri vesayet hevesiyle devlete, hükümete parmak sallanırdı parmak. Hey gidii.

Hatırlayın; 29 Ekim, 30 Ağustos resepsiyonlarını, devlet adamları ailelerini götüremezlerdi, başörtülü eşler giremezdi o resepsiyonlara. Öğlen saatlerinde böyle bir laikçilik gösterisi olarak eşler olmadan bir program yapılırdı. Ancak akşamki davetlere katılabilirdi başörtülü eşler. Zaten akşamki programlarda laik bir resepsiyon olarak anılmaz, o gözle bakılmazdı o resepsiyonlara.

Kutlandı. On numara bir 30 Ağustos resepsiyonu yapıldı. Ayasofya’yı açanlar Malazgirt’i kutlayanlar 30 Ağustos’u da unutmadı, atlamadı hatta yasaklamadı. Şimdi o çok konuşanlar gördü mü bir milletin zaferi; komutanıyla, milletiyle birlikte nasıl anılır nasıl kutlanılır nasıl yâd edilirmiş he?

Gördüler mi zaferin 98. yıl dönümünde dünyaya nasıl mesaj verilirmiş? Büyük devlet olmak nedir diye gördüler mi he? Yok, görmezler. İkide bir Atatürk de Atatürk, Atatürk de Atatürk.

Vallahi düşün artık şu Atatürk’ün yakasından ya, bırakın artık Atatürkçülüğü maske edinip o içi boş süslü cümlelerle zırvalamayı bir bırakın artık ya, bir vazgeçin artık ya, bir vazgeçin artık her sıkıştığınızda Atatürk’ten nemalanmayı.

Ekranlarda kadın haklarını savunuyormuş gibi yapıp akşam evde eşlerini, karılarını dövenler ertesi gün Atatürk süveteriyle yayına çıkıyorlar ya.

Sanatçıyım diye geçinenler arabalarının içinde milletin aile hayatına, işte karı koca ilişkilerine dil uzatıp milletten de tepki almaya başlayınca hemen o anda hoop bir Atatürk tweeti atıp ardından da 10. yıl marşı okumaya başlıyorlar.

Haktan, hukuktan, adaletten bahsedenler kaçak villaları ifşalanınca hemen ertesi günü hoop bir Atatürk yazısı, ardından da 2.500 liraya kitaplarını satıyorlar.

Bakın beyler; dünyanın hiçbir yerinde devlet büyükleri, komutanlar, paşalar kendi milletine karşı kanunla korunmuyor. Sadece bizde var Atatürk’ü koruma kanunu, 5816’lı sayılı kanun. Heh mademki var, işte bu kanunu ilk önce bu Atatürk naraları atan, böyle her platformda cümleyi bir şekilde getirip Atatürk’e bağlamaya çalışan, olur olmadık yerlerde Atatürk çıkışları yapan ve böyle kadeh tokuşturup Atatürk’ü andığını zanneden, onun izinden gittiğini zanneden, 10. yıl marşını da böyle barlarda pavyonlarda tepinerek söylemeyi modernlik zanneden bu zümreye karşı kullanılması lazım bu kanunun. Uğur Mumcu’nun da tarif ettiği gibi, “Bu ülkede banka soyanlar kar maskesi; memleketi, milleti soyanlar da Atatürk maskesi taktılar. İşte bu Atatürk maskesi takanlara bu son günlerde çok dikkat etmek lazım.

He bu arada şunu da söyleyeyim: 30 Ağustos’taki o 300 dronela yapılan zafer kutlaması şovunu yalnızca bir ışık oyunu veya böyle bir koreografi gösterisi olarak anlıyorsan ıhh yanlış, yanlış yerdesin.

O bir güç gösterisidir. Özellikle de son dönemde sürü İHA donanımıyla havacılıkta level atlayan Türkiye’nin gövde gösterisidir o.

Tabii tüm bu olan bitenler birileri için hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü bunlar kafaları kadar kadehi kaldırıp sonrasında da bir 10. yıl marşı okuyup ardından sızacaklar ki o zaman zafer ve kutlama olarak kabul edecekler yoksa bunlar hiçbir şekilde kutlamayı kabul etmiyorlar. Bu da onların rahatsızlığı kardeşim.

Ne diyelim sağlık çok önemli, özellikle de akıl sağlığı çok çok önemli.

Kalın sağlıcakla.