EKREM BAŞKAN’A TÜRBE ZİYARETİNDE HAKSIZLIK MI ETTİK? – 03 Haziran 2020

Gezi’yi unutma! Evet, unutmuyoruz.

Türkiye tarihinin en büyük sokak Vandalizm’ini, sokak terörizmini unutmuyoruz.

Kırmızı fularlı kızından piyano çalan Alman’ına, yakılan Türk bayraklarından Mustafa Kemal Atatürk ile terörist başının posterlerini yan yana taşıyanları unutmuyoruz.

Yağmalanan kamu binalarını, bankaları, bankamatikleri, yakılan o polis arabalarını, belediye otobüslerini, ambulansları ve o araçların önünden öyle pişkin pişkin poz veren gazetecileri, akademisyenleri, sanatçıları, yazarları, çizerleri unutmuyoruz.

Sarıyer ormanlarını talan edip hukuksuz bir şekilde oraya üniversite kuran Koç’un sponsorluğunda çevreyi, yeşili koruyoruz diye milleti desteğe çağıran ardından da, “Mesela ağaç değil, sen hâlâ anlamadın mı?” diyerek İngiliz vatandaşlığını kapan o sanatçı bozuntularını da unutmuyoruz.

Ekonomik olarak düze çıktığımız bir dönemde doların 1,79 olduğu, IMF’e borcumuzu sıfırladığımız, enflasyonun yüzde 6’larda olduğu, ekonomik büyümenin yüzde 7’lere çıktığı bir ortamda ülkemizi tam 168 milyar dolar bir yükün altına sokan, milletin cebinden 168 milyar dolar çalan bu Gezi Vandalizm’ini ve ekonomik freni unutmuyoruz.

Bira şişeleriyle yerlere yazılan TC yazılarını vatanperverlik zanneden, İstanbul duvarlarına, “Zulüm 1453’te başladı.” diye yazan Bizans tohumlarını unutmadık, kıyamete kadar da unutmayacağız.

“Gezi’den gerekli mesajı aldık.” diyerek korkan pısırık devlet adamlarını ve bunların yanında AKM’nin duvarlarına asılan o anarşist bayraklara, “Temizleyin şu paçavraları!” talimatını veren adam gibi adamları da unutmuyoruz.

Evet, görsel bu. Burası Fatih Camii’nin hazinesi. Bu mekânda Fatih Sultan Mehmet Han’ın türbesiyle beraber pek çok âlim ve devlet adamının da kabri var yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin CHP’li Belediye Başkanı’nın adım attığı bu yer manevi havası oldukça yüksek bir mekân. Bu tür mekânlara girerken insan böyle bir toparlanır, ister istemez irkilir yani manevi havadan etkilenir insan. Bir iç muhasebe yapmaya başlar, ölümü hatırlatır insana bu tür mekânlar. Sadece Müslüman kabristanlığı değil ha, şöyle söyleyeyim insan gayrimüslimlerin olduğu bir kabristanlığa dahi girerken edebini kuşanır. Hani bir söz vardır ya, ‘Biz atadan, büyüklerimizden öyle gördük öyle işittik.” diye.

Bizim kültürümüzde kabristanlıkta yüksek sesle konuşulmaz, kahkaha atılmaz, gülünmez, öteye beriye tekme de atılmaz hele böyle Maho Ağa gibi yürünmez. Bizim kültürümüzde kabristanlığın yani mezarlığın yanından araç ile geçerken bile müziğin sesi kısılır. Kabristanlık bizde hüzündür, matemdir, duadır ve en önemlisi de saygıdır. Ama sen kalkar da peygamber övgüsüne mazhar olmuş olan bir komutana büyük bir devlet adamına böyle eller g*tte yürürsen sana en hafif tabirle, “Edep yahu!” derler ama ben bir tık daha ötesini söyleyeceğim, “Çüş, çüş hatta oha, oha!”

Arkadaşlar Cumhuriyet Halk Partili İstanbul Büyükşehir Belediye şeysinin yaptığı bu hareket öyle sıradan bir hareket değil, beden dili çok şey söylüyor bu kişinin. Fatih Sultan Mehmet’in o kutlu davası ki o davanın adı da İslam davasıdır. İşte o davaya meydan okumadır. Bu hareket basit bir dikkatsizlik veya basit bir saygısızlık değildir. Bu hareket beden dilinde hesaplaşmadır. Hee, “Ne alaka kardeşim, nereden çıkarıyorsun bunları, Ekrem Başkan’ın öyle bir amacı yok, bak çok üzülüyor böyle yaptığınızda.” diyorsanız o zaman bu hareketin adı edepsizlik, edepsizliktir. Edepsizlik deyince de üstadın şu mısraları geliyor aklıma:

İnsanda olmayınca hayâ ile edep,

Neylesin ona medrese ile mektep,

Okusa da âlim de olsa;

Yine merkep, yine merkep”

Kalın sağlıcakla.