HAYDİ KOŞUN! VAKIFLAR’DAN KUZGUNCUK’TA KELEPİR ARSA! – 20 Nisan 2020

Bazı deyimleri, lafları gündelik hayatımızda kullanıyoruz da ne anlama geldiklerini pek bilmeyiz.

Hepiniz bilirsiniz ayılar kış uykusuna yatarlar. Karlı ve soğuk havalarda bir mağaraya yani inlerine kapanarak kışın arasa da yiyecek bulamayacağından hareket edip boşuna enerji tüketeceklerdir. Bunu iyi bilen ayılar kışı uykuda geçirirler. Başka yapacak bir şeyleri de olmadığı için ayağının altını yalamakla yetinip yazın gelmesini beklerlermiş. Yani ayılar da boşa kürek çekmenin bir faydası olmadığının farkındalar.

Şimdi gelelim bizim mevzuya:

Korona salgınının Türkiye’yi yerle yeksan etmesini, on binlerce ölümün olmasını arzulayanlar, Tayyip Erdoğan’ın, devletin çuvallamasını ellerini ovuşturarak bekleyenler maalesef hayal kırıklığına uğrayınca ülke genelinde oluşan bu başarılı yönetim atmosferini dağıtma adına harekete geçtiler. Bu sefer hedef Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun. Unvanını da söyleyeyim de belki birilerine lazım olur: Prof. Dr. Fahrettin Altun.

Mevzu şu:

Vakıflar Genel Müdürlüğünün düzenli bir şekilde yaptığı ihaleler var. İşte belli arazileri, belli bölgeleri ihaleye çıkarıp oraları kiraya veriyor, işletiyor yani. Bu ihalelerin Vakıflar Genel Müdürlüğü sitesinde de yeri, zamanı, şartları, her şeyi bildiriliyor. Takip eden, isteyen herkes de bu ihalelere girebiliyor.

Geçen sene mart ayında yani 2019’un mart ayında daha önceden 2-3 kere ihaleye çıkmasına rağmen hiç kimsenin ilgilenmediği Üsküdar’da, Kuzguncuk’taki Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait mezbelelik bir arsa için açık ihale yapılacağı duyuruluyor. Bu açık ihaleye katılan Fahrettin Altun, ihalede belirlenen yeri kanuna, kurallara uygun bir şekilde kiralayan kişi oluyor.

Bakın dostlar; katılanlar, verilen teklifler, sürecin tamamı, ihalenin ne şekilde olduğu, kimlerin arasında yapıldığı, her şey ayan beyan ortada. İşte horon da tam burada başlıyor. Operasyon diyemeyeceğim çünkü operasyonun da bir itibarı, bir şanı, bir şerefi vardır.

“Boğaz’da kaçak yalı sahibi Fahrettin Altun!” manşetleri atılıyor. Sonra devam ediyorlar, “İhalesiz arsa kapattılar!” Bir saat bile geçmeden bu yalan ve iftira haber kiralanan yerin Boğaz’da olmadığı ve yalı olmadığı fotoğraflarının, belgelerinin paylaşılmasıyla çürütülüyor.

Ama yook. Bu horon öyle hemen bitirilemez. Hazır böyle omuzlar dikleşmişken oturup da horonu bitiremeyiz diye düşünüp kofti yalanlarına devam ediyorlar. İşte ihale apar topar yapılmış, ihalenin saati yokmuş, her şey gizli kapaklı yapılmış… Bu yalanları da çürütmek yarım saati bile almıyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü bu ihalenin bütün belgelerini, önceden yapılmış bütün duyurularını yayınlıyor.

Ama yok, yook. Ne yazarlarsa, ne söylerlerse nasıl olsa inan bir zümrenin olduğunu bilen bu itibar suikastçıları bu kez Fahrettin Altun’un eşini o pis dillerine dolayıp işte dört yerden, beş yerden maaş alıyor yalanlarını devreye sokuyorlar. Dedim ya, nasıl olsa bu yalanların alıcısı var, sıkmaya devam.

Bir şey söyleyeyim mi? Aslında kendileri de biliyorlar he yazdıklarının, söylediklerinin yalan olduğunu ama dertleri, niyetleri başka. Asıl mevzu ne biliyor musunuz? Dikkati başka bir yere çekmek. Yani ülke genelinde devlete, Cumhurbaşkanı’na, kurumlara oluşan bu müthiş güveni algı oyunlarıyla ortadan kaldırmak.

Zaten bu ülke ne zaman kenetleniyor, ne zaman devletinin etrafında toplanıyor hoop bu sırtlanlar çıkıyorlar meydana.

Ya Tayyip Erdoğan’ın şahsı ya ailesi ya bakanları ya da Fahrettin Altun gibi yakın çalışma arkadaşları üzerinden bir yalan atılıp ortaya milletin aklını bulandırmak istiyorlar.

Ne zaman bu millet devletinin yaptığı hizmetleri, çalışmaları görüp de takdir etmeye başlıyor bunlar da başlıyorlar gazeteci maskesi altında yalana, iftiraya, hakarete, küfre.

Ama artık hepimiz çok iyi biliyoruz ki bu devlet ve bu millet inandığı yolda yürümeye devam ettikçe daha çook böyle soytarı gösterilerine alkış bekleyenlerle karşılaşacak, bu topraklar değerlerini el üstünde tutup bayrağına sımsıkı sarılmaya devam ettikçe daha çook Washington portakallarıyla karşılaşacak, bu coğrafyanın çocukları ne zaman haykıra haykıra “Dünya beşten büyüktür!” derse, bu ülke ne zaman dünyayı imrendirecek bir hamle yapsa daha çook böyle papaz oğlu tiyatrolarıyla karşılaşacak.

Onun için ne yaparsanız yapın artık manşetlerle, yalanlarla, kumpaslarla, ağızlarınızdan salyalar aka aka höykürmelerinizle hizaya sokabileceğiniz bir Türkiye yok artık! Yok artık!

Başta bir hikâye anlatmıştım ya, boşuna enerjinizi tüketmeyin ve evinizde oturup avcunuzu yalayın. Anladınız?

Dostlar siz de evde kalın. Biz bu çakalların, bu aymazların, bu yalancıların hepsinin canına okuruz. Hepsinin canına okuruz. Siz rahat olun.

Kalın sağlıcakla.