İSTİFAYA DİRENMEK NEDİR? – 21 Ekim 2017

Son günlerde iç siyasetin en önemli gündemlerinden biri de istifası istenen ve beklenen belediye başkanlarının durumu.

16 Nisan referandumu sonrası değişen anayasa maddesi ile tekrar partisinin başına dönen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hızlı bir şekilde parti içerisinde değişim-dönüşümün startını verdi. Metal Yorgunluğuna dikkat çekerek “Biz değişim yapmazsak millet sandıkta değişim yapacak” cümlesi ile 2019 seçimleri öncesi değişikliğin mutlaka yapılması gerektiğini ve de yapılacağını net bir şekilde ifade etmiş oldu.

Ardından İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Kadir Topbaş, malumun ilanını yaparak 15 Temmuz’dan bu yana beklenen istifasını sundu ve İstanbul Büyükşehir belediyesinde değişim gerçekleşti. Ardından gözler Ankara, Bursa, Balıkesir gibi büyükşehir başkanlarına çevrildi. Ama bu şehirlerin belediye başkanları anlamsız bir direnme göstermekte. Kendileri ile görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan kamuoyuna ustalıklı siyasi bir dil ile “Bizim davamız şahsi bir dava değildir. Bu nedenle partimizin aldığı kararlara parti mensubu arkadaşlarımızda uyacaktır” diyerek kırmadan dökmeden bu süreci yöneteceği izlenimi verdi.

Ancak beklenen adımlar gelmeyince il il, isim isim istifası beklenenleri kamuoyuna açıkladı Erdoğan.

Son 15 yılda yapılan seçimleri göz önüne getirirsek belediye başkanın şahsı veya partiden ziyade vatandaş nazarında Erdoğan’ın bireysel karşılığı ile seçim kazanan insanların bugün bu direnci göstermelerini anlamak cidden zor.

Bugün direniş gösteren bu başkanların yönettikleri ilde ne kadar karşılıkları olduğunu iyi düşünmeleri gerekiyor.

Ayrıca istifa etmemekte direnen bu başkanlarla ilgili kamuoyunda farklı söylentilerde duyulmakta…

İstifası istenen başkanların birlikte hareket edip koltuklarını bırakmama çabaları, muhalefet partisi ile el altından görüşmeler yapıp parti değiştirme, Ak partinin içinden yeni bir parti doğurma çalışmaları gibi söylentiler kulislerde konuşuluyor.

Ancak ülke olarak bıçak sırtı bir süreçten geçerken içerde hainlerle, dışarda üst akıl mensuplarıyla bu denli mücadele edilirken ve güney sınırımızda bir ateş çemberinin içinde silahlı mücadele verilirken Tayyip Erdoğan markasının rüzgârı ile makam mevkii sahibi olanların bu dirençleri hem siyaseten hem de millet nazarında ne kadar onurlu, haysiyetli bir tutum olduğunu gözden geçirmek lazım.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a rağmen Ak Parti’de ve ayrılarak siyaset yapmaya çalışanların durumunu net görmek için Abdüllatif Şener’lere, Bülent Arınç’lara, Hüseyin Çelik’lere ve Ahmet Davutoğlu’na bakılması yeterli olacaktır.

Yazılarına, fikirlerine çok değer verdiğim ve takip ettiğim ağabeyimin, 15 Temmuz sonrası için tespit edip dile getirdiği şu cümle tam da bu günler için söylenmiş gibi.

“Bugünden sonra şahsi davranan, gelecek kaygısı ile hareket eden, makamı mevkisi için siyaset geliştiren ve şahsi menfaatlerini düşünen kişi en büyük vatan hainidir” minvalindeki sözü iyi okumak ve idrak etmek gerekiyor.

Kalın sağlıcakla.