KİM AŞAĞILIK ABDÜLHAMİD DEDİ? – 27 Haziran 2020

Yazık ki edepten nasiplenmemiş, dilinin kemiği bir ömür boğazına takılı tipler bugün Abdülhamid Sultan’ı dillerine alıp nefret kusmuşlar, kudurmuşlar. Hazımsızlık onları nefessiz bırakmış. Öldü sandıkları Abdülhamid’in aklının, zekâsının, vizyonunun, ruhunun bugün başka uzun adamlarda ete kemiğe bürünmesi yakıp kavurmuş içlerini.

Sultan Abdülhamid ağanın ruhunu saç telinden tırnağının ucuna kadar yaşatanlar var şükür ama görüyoruz ki Abdülhamid’i alçakça tahttan indiren aşağılıkların da devamını getirmeye çalışanlar var bugünlerde.

Muhalif ve özgür medya, objektif medya Tele 1… Evet evet, onlar kafalarına göre istediğini diyorlar ya bize, e madem öyle biz de söyleyelim:

Yalaka muhalif medya, propagandacı medya, iftiracı medya, özgür olduğunu sanıp nerelerden finanse edildiği belli olan medya kuruluşu Tele 1’in Genel Yayın Yönetmeni, Abdülhamid Han hakkında bir yayınında ‘aşağılık, diktatör’ demiş.

Sayın Merdan Yanardağ, siyasi vizyonunuzun sığlığı ve ödünç aldığınız o tek kullanımlık aklınızla it ürümesine andıran tavrınızı anlayışla karşılıyoruz. Tam da size ve zihniyetinize uygun, yakışan bir hareket olmuş. Helal olsun size, helal olsun size.

Şimdi gelelim bize, Sultan Abdülhamid Han’ın torunu olmaktan onur ve gurur duyan bize gelelim bize.

Merdan Yanardağ gibi aciz tiplere ne küfredelim ne cevap verelim ne de kıyaslama ve karşılaştırmaya girelim ama bu tuzağa düşmüyoruz, düşmüyoruz abi.

Gelin biz şöyle bir hatırlayalım, yâd edelim, dua edelim, analım ulu hakanımızı, adını zikredelim, cennet mekân Sultan Abdülhamid Han’ın emanetini omuzlarımızdaki yükü hatırlayalım.

Biz bu toprakların ruhunu içine çeken, bu bayrağın cihanda dalgalanmasına duacı olan ve dünya beşten büyüktür desturunu başının üstüne koyanlar olarak Abdülhamid Han’ın dünyadaki zalimlere saldığı korkuyu yeniden hatırlatalım ki birilerinin o ahırdaki tezek kokuları yayılmasın etrafa.

Ver ulan mehteri hem de bangır bangır ver.

Biz biliriz, Sultan Abdülhamid Han’ın dünyanın dört bir yanındaki güçlerin yapamazsın demesine rağmen durdurmak için her türlü engeli koymalarına rağmen Hicaz Demiryolu’nu nasıl yaptırdığını, çölün ortasında elektriğin, suyun yaşamın olmadığı istasyonlardan geçen Hicaz Demiryolu sevdasının ne demek olduğunu biz anlarız, biz biliriz. Müslümanların hacca ulaşma süresini kısaltmak için ümmeti ve toprakları nasıl birbirine bağladığını biz çok iyi biliyoruz. Masonların, Yahudilerin, sömürgecilerin ve bu Merdan Yanardağ gibilerin dedeleri olan Emanuel Karasuların, Batı uşağı Mithat Paşaların karşısında nasıl dimdik durduğunu, emperyalistlerin önünde nasıl dağ gibi dikildiğini biz çok iyi biliyoruz. Ay yıldızlı bayrağı yalnızca sınırları dâhilinde tutmayıp Küba’ya elemanlarını gönderen, Singapur’a cami yaptıran, Sri Lanka’ya okul açtıran, Belarus’un en ücra köylerine elektrik ulaştırıp oralara hastane yaptırmak için ortaya koyduğu aklı ve vizyonu biz çok iyi biliyoruz.

Biz bugün o ulu hakanın, o cennet mekân sultanın izinde ve yolundayız. Türkiye dün atalarının yaptığı o hizmetleri bugün TİKA’yla dünyanın 63 ülkesinde yapıyor. Müslüman, Hristiyan, siyah, beyaz bakmadan mührünü vuruyor kilometrelerce ötelere. Yurt dışı akrabalar topluluğuyla gurbette yaşayan kardeşlerimizin hakkını savunuyor. Dilini, Türkçeyi korumaya gayret gösteriyor. Vakıflar Genel Müdürlüğüyle dün bırakılan izlerin bugün takibi yapılıyor. Ecdat yadigârları yeniden inşa ediliyor, ihya ediliyor. Biz biliyoruz; kanıyla, canıyla, ruhuyla bugünlere kök salan Abdülhamid’i biz biliyoruz. Bugün İstanbul’daki 68 askeri yapıdan 37 tanesinin Abdülhamid Han’ın eseri olduğunu iyi biliyoruz. İstanbul’u marka bir şehir haline getirmek için felsefeyi, sanatı, estetiği, mimariyi bu kutlu şehre nakış nakış nasıl işlediğini; Şişli Etfalinden Hamidiye sularına, İstanbul Erkek Lisesinden darülacezeye kadar İstanbul’u eserlerle nasıl donattığını biz biliyoruz.

Biz Abdülhamid Han’ı seviyoruz, savunuyoruz ve de yaşatıyoruz ve dahi en önemlisi de biz Abdülhamid’i anlıyoruz, anlıyoruz. Sizin de o Haşmet’le o endamlı sultanı anlamanızı beklemiyoruz. Çünkü Abdülhamid’i anlamak dünyayı anlamaktır. Abdülhamid’i anlamak için bu coğrafyanın çocuğu olman gerek. Abdestsiz hiçbir devlet evrakına imza atmayan adamı anlamak için kalplerinizdeki o mühürlü kapıları, putları, heykelleri yıkmanız gerek yani beyler Abdülhamid’i anlamak kolay iş değildir. Abdülhamid Han’i anlayabilmek nasiptir, nimettir ve en önemlisi de şereftir.

Sultan Abdülhamid’i anlamayan ve bugünkü zırcahiller gibi ona saldıran, küfreden Rıza Tevfik’te daha sonra anlamıştı mevzuyu ve pişmanlığını da şu mısralarla dile getirmişti:

Neredesin şevketlim, eyy Abdülhamid Han?

Feryâdım varır mı bârigâhına?

Ölüm uykusundan bir lâhza uyan

Şu nankör milletin bak günahına.


Tarihler adını yazdığı zaman,

Sana hak verecek, ey koca sultan;

Bizdik utanmadan iftira atan,

Asrın en siyasi padişahına.


Padişah hem zalim, hem deli dedik,

İhtilâle kıyam etmeli dedik;

Şeytan ne dediyse, biz ‘belî’ dedik;

Çalıştık fitnenin intibahına.

Bakın burası çok önemli dostlar:

Divane sen değil, meğer bizmişiz,

Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz.

Sade deli değil, edepsizmişiz.

Tükürdük atalar kıblegâhına.

Ne diyelim?

Kalın sağlıcakla.