KOŞUN HÜKUMET DÜŞÜYOR. YERSEN! – 03 Mart 2020

Özellikle, darbe girişiminden bu yana algı çalışmaları ile ülkemizi bölmeye, ülkemizi 90’lı yıllardaki gibi batıya muhtaç bir Türkiye haline döndürmeye çalışanlara, memleketimiz; Irak gibi, Libya gibi, Suriye gibi olsun diye Amerika’dan, Avrupa Birliği’nden medet umanlara hiçbir şey anlatamadık, bundan sonra da anlatamayız.

Dün Taksim’de, 2 saat daha eyleme/direnişe devam edin AB yasalarına göre hükümet düşecek diyen; bugün ise Türkiye anayasasına göre bir günde 51 şehit gelirse hükümet düşer, onun için şehit sayısını açıklamıyorlar, gizliyorlar diye yazıp çizen sığırlara ve bu sığırlara inananlara ne anlatacağız ki…

Korona virüsü ülkeye gelsin diye sabah akşam kedinin ciğer beklediği gibi bekleyenlerle, hain terör saldırısında şehit sayısı çok olsun, çok olsun ki bu Tayyip Erdoğan gitsin diyenlerle konuşmaya, diyalog veya iletişim kurmaya hiçbir sözcük, hiçbir kelime yetmez valla. Onların derdi ne memleket, ne şehitlerimiz, ne bayrağımız, ne de bağımsızlığımız. Onların tek derdi var. O da, Erdoğan gitsin de ne olursa olsun. O beyinlerini, yüreklerini kin, nefret, garez, haset bürümüşleri en güzeli kendi haline bırakmak.

Ben sana sesleniyorum kardeşim. Sana sesleniyorum!

Vatanını seven, memleketinin derdiyle dertlenen, inançlarından dolayı itilip kalkılan, iradesi hep yok sayılan, ay yıldızlı bayrağa “Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım!” diye şiirler okuyan, Müslüman olmaktan, Türk olmaktan gurur duyan kardeşim sana söylüyorum. İyi dinle, iyi dinle ki ötede beride konuşan, o yalan yanlış algılarla senin aklını karıştırmaya çalışanlara tav olma, ver ağızlarının payını diye sana söylüyorum.

33 şehidimizin geldiği 27 Şubat gecesi siz/biz o gece evimizde rahat rahat otururken, postu seccadeyi sermiş hiçbir aksiyon almayı düşünmeden sadece dua ederken, Erdoğan kandil programından çıkıp Külliye’de kriz masası kurdu. Tam 8 saat, uykusuz bir şekilde hesap kitaplar yapıldı, telefon trafikleri yaşandı, tedbirler alındı, atılacak stratejik adımlar belirlendi. Şehitlerimizin hesabını sormak için ordusunun başında sahaya indi o gece.

O gece canının acısından, sinirlerinden dolayı elindeki kumandaya hâkim olamayanlar 82 milyonun sorumluluğunu omuzlarında taşıyan adama hesap sormaya çalışıyor. Erdoğan konuşsa bak hala konuşuyor, Erdoğan sussa bak çıtı bile çıkmıyor, ağlasa yalandan ağlıyor, Kur’an okusa dini kullanıyor, savaş mağduru kardeşlerimize sahip çıkınca biz niye milleti besliyoruz, kapıları açıp isteyen gitsin Avrupa’ya deyince e ama ama böyle kapıdan kovmak da olmaz ki diyorlar. Milletin adamı ne yapsa batıyor bu çakma özgürlükçü, o çokbilmiş tatlı su demokratlarına. Bunların çakır keyif yazdıklarına da tav olma, gevşeme, aklını bulandırma…

Neymiş efendim 33 şehidimiz var (ki sonradan 36 oldu şehitlerimiz), Cumhurbaşkanı, bakanlar gülüyorlarmış canlı yayında. Yahu olayı bir gör, bir öğren, bir dinle, bir anla. Ondan sonra inan önüne koyulanlara. Cumhurbaşkanı orada sinirinden gülüyor be kardeşim… “Bizim derdimiz oradaki canlar, oradaki mağdurlar birilerinin derdi petrol.” diyor. İşte buna sinirden gülüyor Cumhurbaşkanı.

Neyse, oturup da bütün saçmalıklara, bütün hainliklere bütün yalan-yanlış algı oyunlarına cevap verecek değiliz.

Ama şunu iyi bil:

Bu millet 105 yıl önce yarım kalan hesabı kapatmak için bugün cenk meydanında.

Hem de bayrak ipi yapmayı başarı sayan bir Türkiye’den kendi göbeğini kendi kesen, dünya savaş uzmanlarına savaşın nasıl yapılacağını yeniden öğreten bir Türkiye’yiz artık.

Bu coğrafyada, “Bundan sonra bizden izinsiz kuş bile uçuramayacaksınız!” demek için canla başla savaş meydanındayız.

Şimdi safları sıkı tut ve cephede can alıp can veren, savaşı Türk’ün düğünü bilen, hedefini Kızıl Elma’dan gayrı tutmayan Bedrin Aslanlarına sahip çık ve dua et.

Hani diyor ya Akif, “Tefrika girmeden bir millete düşman giremez, toplu vurdukça yürekler onu top bile sindiremez.”

Anla mevzuyu…

Kalın sağlıcakla.