O ŞİMDİ İNGİLİZ VATANDAŞI. – 08 Kasım 2020

Hani, “Mesele… o değil arkadaş, sen hala anlamadın mı?” diye meşhur bir söz kalıbını Türkçemize kazandıran bir arkadaş vardı ya, hatırladınız mı? Uzun zamandır sesi soluğu çıkmıyordu, geçenlerde saklandığı delikten kafasını çıkarıp bir şeyler söylemiş yine. İtiraf etmiş desek daha doğru olur aslında.

Mehmet Ali Alabora’dan bahsettiğimi anlamışsınızdır. Hani en büyük şöhretini Gezi ihanetindeki başrolüyle kazanmış olan Türk oyuncu! Yoksa İngiliz mi desek? Bu konuya biraz sonra geleceğim. Önce Mehmet Ali Alabora kimdir, onu bir hatırlayalım.

1977 yılında oyuncu Betül Arım ve yine oyuncu olan Mustafa Alabora’nın oğlu olarak İstanbul’da dünyaya gelen Mehmet Ali Alabora’yı biz ilk olarak 1995-1997 yılları arasında ATV’de yayımlanan rahmetli Savaş Ay’ın sunduğu A Takımı programında genç bir muhabir olarak tanıdık.

Daha sonra çeşitli dizilerde ufak tefek rollerde oynayan bu Mehmet Ali Alabora, asıl patlamasını Yılan Hikâyesi adlı dizideki Memoli karakteriyle yaptı. Sevimli bir polisi canlandırdığı dizideki başrolüyle tüm Türkiye’nin tanıdığı bir oyuncuya dönüşen Mehmet Ali Alabora, yıllarca bu rolün de ekmeğini yedi. Zira daha sonra rol aldığı projelerde pek bir cacık olmadı.

Neredeyse herkesin yüzünü bile zor hatırladığı biri haline gelen bu Mehmet Ali Alabora, TV ve sinema dünyasındaki oyunculuktan umudunu kesmiş olmalı ki siyaset sahnesine atıldı birden. Hem de ne atılmak, öyle böyle değil. Bu siyaset işine tam ortasından başladı. Başrol mü desek, jön mü desek artık… Artık tanımını tiyatroculara bırakıyoruz.

Tarihler 2013 senesinin mayıs ayının son günlerini gösteriyordu. İstanbul Taksim Meydanı’ndaki Gezi Parkı’nda yapılması planlanan bir proje için birkaç tane ağaç sökülerek başka bir yere taşınacaktı. Bazı çevreciler buna karşı çıkarak Gezi Parkı’nda eylem yapmaya başladı. İlk günlerde bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda kişinin katıldığı bu eylem giderek daha da kalabalıklaştı ve Türkiye’nin gündemine girmeye başladı. Bu olayı büyük çoğunluk yakinen yaşadığı ve bildiği için tekrar aynı şeyleri anlatarak lafı uzatmayacağım. Özetle insanların çevre hassasiyetini kullanan o vesayetçi zihniyet, vandalları sokağa davet edip Türkiye’yi yangın yerine çevirerek sivil darbe yapmaya çalıştı.

Evet, altını çiziyoruz, Gezi olayları bir sivil darbe girişimidir!

İşte bu sözde çevreci, özde darbeci tiyatronun başrollerinden biri de Mehmet Ali Alabora’ydı.

Yıllardır doğru düzgün bir sinema filminde, bir dizide dahi görmediğimiz MALİ, Türkiye’nin gözünü diktiği tiyatronun başrolünde yeniden çıktı karşımıza. Kol kola girdiği o oyuncu arkadaşlarıyla İstiklal Caddesi’nden Taksim Meydanı’na kadar yürüyerek poz veren Alabora, daha sonra attığı itiraf niteliğindeki tweetle, meselenin aslında ağaç, çevre, park olmadığını çok güzel bir şekilde anlattı.

Olaylar tırmandığında meselenin aslında ağaç falan olmadığını anlatmaya çalışırken bizi kale almayanlar, başrol oyuncumuzun itirafıyla birdenbire aydınlandılar. Sağ olsun bu Mehmet Ali Alabora, istemeden de olsa faydalı bir iş yapmış oldu aslında.

Gezi Parkı olaylarında da umduğunu bulamayıp, hükümeti devirme hayalleri suya düşen Memoli, hakkında dava açılınca hemen topuklayarak ağababalarının kucağına oturdu. 7 yıldır Kraliçe’nin etekleri altında Galler’de yaşayan bu Memoli, internet üzerinden verdiği bir röportajda yine öyle güzel açıklamalar yapmış ki haklılığımızı bir kez daha ispatladı.

Hep diyoruz ya bunların vatan, millet sevgisi, kendi ayrıcalıklı hayatlarını korumaktan ibaret diye, heh işte Memoli de bizi doğrular bir şekilde artık kendini İngiliz hissettiğini, oraya ait olduğunu söylemiş.

Türkiye’ye yani bu ülkeye olan aidiyeti konusunda bir sıkıntı olduğunu biz zaten biliyorduk, o yüzden hiç şaşırmadık ancak 7 yıl gibi insan hayatı için kısa denebilecek bir sürede bu kadar çabuk İngiliz olması bizi biraz düşündürdü. Acaba İngiltere’yle olan bağı 7 yıldan daha öncesine dayanıyor olabilir mi, heh? Bilmem.

Yersen!!!

Neyse, bu güzide tiyatrocumuz doğduğu ülkeden firar edip kendini efendilerinin kucağına atmış atmasına da anlaşılan o ki efendileri buna pek sahip çıkmamış. Türkiye’deki ayrıcalıklı hayatını orada bulamamış.

Kendisini kullanıldıktan sonra buruşturulup böyle çöpe atılan kirli bir mendil gibi hissediyor olsa gerek ki zira hayatını idame ettirebilmek için günde 17-18 saat çalışmak zorunda kalıyormuş.

Yeni ülkesine o kadar alışmış, orayı o kadar bir benimsemiş ki artık, Türkiye’yi 7 yıl öncesinde bıraktığını, takip etmediğini de bir güzel anlatmış.

İşte dostlar, bu milletin verdiği değer ve sevgi sayesinde bir yerlere gelmiş, maddi ve manevi kazanç elde etmiş, çeşitli ayrıcalıklara sahip olmuş bir oyuncunun o gücü millete karşı kullandığında başına neler geldiğinin, nasıl gözden düştüğünün en canlı örneklerinden biri de Mehmet Ali Alabora’dır.

Kendi ülkende el üstünde tutulurken yabancı ülkelerde sığıntı olmak…

Ezcümle herkes kendine yakışanı yapıyor ve yine herkes hak ettiğini yaşıyor.

Kalın sağlıcakla.