PAPA TÜRKİYE’yi UYARMIŞ. SEN AZ ÖTEDE DUR PAPA! – 03 Eylül 2020

Hepiniz takip ediyorsunuzdur, Akdeniz’de kılıçlar çekildi.

Bütün dünya devletleri siyasi, askeri, diplomatik ne kadar gücü varsa, bir kanun, kural, anlaşma, hak, hukuk tanımadan Akdeniz’e geliyor.

Söylenenlere göre Akdeniz’de tespit edilen gaz, petrol, hidrokarbon yataklarının ederi dünyayı böyle sil baştan yeniden dizayn edecek boyutlarda yani para gani.

Eeee durum böyle olunca da binlerce kilometre ötelerden kalkıp geliyor o eli sopalı, uzun çizmeli kravatlı yamyamlar.

En önde de yani şoför mahallinde de Fransa var. Özellikle Avrupa Birliği toy ve cahil bir kravatlıyı sürüyor meydana yani bu çakallığın, bu vurdu kaçtının kompetanlığını da Macron yani Fransa yapacak.

Suriye’de PKK/PYD terör örgütünü destekleyip o kazdıkları tünellerin betonunu, çimentosunu tedarik eden; Fas, Tunus, Cezayir gibi birçok Müslüman ülkeyi yıllardır işkencelerle, katliamlarla sömüren o Paris’in kravatlı yamyamları en son Beyrut’taki liman patlaması sonrası çıktı sahneye. Böyle enkazların arasından boy boy fotoğraf veriyorlar. Neydi o söz? Hani katil mutlaka cinayet mahalline döner miydi neydi öyle bir şeydi. Neyse.

Daha düne kadar bu Fransa Lübnan’daki Hizbullah’ı terör örgütü olarak görüyordu ancak bugün, “Hizbullah Lübnan meclisinin önemli bir grubudur ve Lübnan halkı için de önemli bir siyasi kanattır.” açıklamasını yine bu Fransızlar yapıyor. Bu Fransızlar var ya, kendi çıkarları için ve kendi insanının, devletinin menfaati için atmayacağı adım, birlikte hareket etmeyeceği terör örgütü yoktur. Bu Fransızlar da baktılar ki parti bize kaldı onlar da bir yem sürdüler ortaya. Bir devlet olarak kabul edilip edilmeyeceği dahi tartışma konusu olan, daha düne kadar bir valiyle yönettiğimiz etsiz butsuz, etkisi, çapı olmayan Yunanistan’ı sürdüler cepheye.

(Filler tepişecek, çimenler de ezilecek yani yazık olacak Yunanistan’a. Dimyat’a pirince giderken evdeki 12 Ada’dan da olacak bu Olimpos’un çocukları, neyse.)

Peki kimdir bu Fransızlar, he? Cemaziyelevvellerini biliyor muyuz bu monşerlerin veya tanıyor muyuz Fransızları? Gerçi bu soruya cevap vermeden önce, önce bizim kendimizi tanımamız, bilmemiz gerekiyor. Sen, ben yani bu coğrafyanın çocukları tarihimizin 1920’lerden başladığını kabul edersek Metehan’ı, Cengiz’i, Fatih’i, Barbaros’u, Yavuz’u, Kanuni’yi tanımazsak, tanıyıp da bağrımıza basmazsak, kahraman diye sağır İsmeti ve onun beyaz yakalı avanelerini kabul edersek, mücevher sandığının üzerine oturup da dilencilik yapan ahmaktan hiçbir farkımız kalmaz bizim.

Şimdi otur ve dinle. Sana, senin kim olduğunu anlatayım. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur ne demektir anlatayım.

Yıl 1562; Fransız Kralı Fransuva, Kanuni’ye bir mektup yazarak kendisi ve ülkesi için yardım talep eder ve Sultan Süleyman, Fransuva’ya bir mektupla cevap verir.

Dostlar, mektuptaki konumlandırmaya ve üsluba iyi bakın. Mektup şöyle:

“Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç giydiren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in,  Karadeniz’in, Rumeli’nin, Anadolu’nun, Azerbaycan’ın, Şam’ın, Halep’in, Mısır’ın, Mekke’nin ve Medine’nin, Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve nice memleketlerin sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han’ın torunu Sultan Selim Han’ın oğlu Sultan Süleyman Han’ım ben. Sen ki Fransa vilayetinin kralı Fransuva’sın.

Hükümdarların sığındığı kapıma elçinizle mektup gönderip ülkenizi düşman istila edip şu anda hapiste olduğunuzu bildirip kurtuluşunuz konusunda bizden yardım talep ediyorsunuz.
Söylediğiniz her şey dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur. Her şeyden haberdar oldum. Yenilmek ve hapsolunmak hayret edilecek bir şey değildir.

Gönlünüzü ferah tutunuz, üzülmeyiniz. Böyle bir durumda atalarımız düşmanları mağlup etmek ve ülkeler fethetmek için seferden geri kalmamışlardır. Biz de atalarımızın yolundayız ve daima memleketler ve alınmaz kaleler fetheylemekteyiz. Gece gündüz daima atımız eyerlenmiş ve kılıcımız belimizde kuşanmıştır.

Yüce Allah hayırlara bağışlasın. Allah’ın istediği ne ise o olsun. Bundan sonra neler yapacağımızı elçinizden öğrenebilirsiniz.”

Üsluba bak, tarza bak, pehhh… İşte biz böyle bir iradenin, böyle bir gücün ve böyle bir heybetin torunlarıyız.

Ve tam 495 yıl sonra Akdeniz’de yeniden hesap düreceğiz. Herkese rütbesini ve haddini yeniden bildireceğiz. Çünkü Türkiye artık eski Türkiye değil. Türkiye hak ettiği güce kavuştu artık. 1920’lerden başlayan kurtuluş mücadelesi ile yeni bir devlet olarak gücünü toplamış, hazırlığını yapmış ve masaya el koymak için gözünü karartmıştır. Tekrar ediyoruz; yedi düvele hakkı hukuku, rütbeleri, sınırları ve bunlarla beraber de haddini öğreteceğiz.

Bu arada hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum, yıllar sonra Vatikan’dan Papa bir açıklama yapmış. Bir tweet atmış. Tweetinde de Akdeniz’de gerginlik olmamasını tavsiye edip birlik olmaya davet etmiş herkesi.

Papa bu çağrıyı sana, bana veya Müslümanlara yapmamıştır herhalde. Çünkü Papa’nın bu söylemi bende veya herhangi bir Müslümanda hiçbir şey ifade etmiyor. Hristiyan âlemine söylüyordur bunları.

Bu çağrı 21. yüzyıl için bir Haçlı Seferi öncesi ön açıklamadır beyler, ön açıklama.

Toplanacaklar, birleşecekler ve yeniden üstümüze gelecekler.

Yes NAVTEX, no problem. Biz hazırız.

Dün Mohaç’ta, Niğbolu’da, Dumlupınar’da, Sakarya’da, Çanakkale’de nasıl hazırsak bugün Akdeniz’de de abdestlerimizi aldık, bekliyoruz.

Azdan az, çoktan çok gider.

Ocağını sahipsiz, çocuklarını babasız, ülkesini topraksız bırakmak isteyen kim varsa buyursun çıksın gelsin karşımıza Akdeniz’de.

Biz hazırız ve yine diyoruz ki, lâ galibe illâllah.

Galip olan yalnız Allah olacaktır.

Kalın sağlıcakla.