ULU ÖNDERİMİZ İÇİN ÖLMEYE HAZIRIZ! – 05 Eylül 2020

Bugün ağzı salyalı bir şekilde Batı’daki hayata, kültüre, medeniyete, özgürlüğe methiyeler düzenler Batı’nın kültürünü, modernizmini ve sanatını hayranlıkla, böyle taparcasına savunanlar biliyorlar mı ki tarih boyunca Avrupa’da İslamiyet’e, Peygamberimize ve Müslümanlığa saldırmak; meşhur bir yazar olmak için ilk adımdı. Batı hiçbir zaman özgür olmadı ve Batı hiçbir zaman medeni de olmadı. Batı hiçbir zaman insani haklara, inançlara, değerlere saygı da duymadı ve yine bu Batı hiçbir zaman sırf sanat yapmak için operasını, balesini, tiyatrosunu, sinemasını kullanmadı; hep başka bir amaç vardı.

Bakın dostlar, 1800’lü yılların sonunda, Fransızların Henri de Bornier diye bir soytarı yazarları vardı. Bu Bornier, Fransız Bilimler Akademisi’ne üye olmak için “Roland’ın Kızı” isimli bir oyun yazmış. Bu oyunda İslam düşmanlığı yapmış ama kitabı istediği kadar ses getirmemişti ve bu Bornier, 1888’de “Muhammed” isimli Peygamberimize hakaret eden, Peygamberimizle dalga geçen, Peygamberimizi o aşağılık mizahlarına alet eden bir tiyatro oyunu daha yazdı. Bu paçavra oyunu da tüm Avrupa’da oynatmayı planlıyorlardı. Bu oyunun afişleri de boy boy; tüm gazetelerde dergilerde neşredilmişti.  Abdülhamid Han bu olayı duyuyor ve Osmanlı’nın en güçsüz yılları olmasına rağmen hatta böyle yıkılmaya yüz tuttuğu döneme denk gelmesine rağmen bu küffarın karşısında öyle bir irade ortaya koyuyor ki, bırakın Avrupa’da oyunu oynamayı Fransa’da dahi tek bir gösterim yapmaya cüret edemiyorlar. Abdülhamid Han’ın, Fransızlara ve tüm Avrupa ülkelerine Resulullah Aleyhisselam’a iftira ve hakaret teşebbüslerini gözünü kırpmadan cihad-ı ekber yani büyük cihat sebebi sayacağını, tüm dünya Müslümanları ile birleşip Avrupa’nın üzerine yürüyeceğini ilan ediyordu. Tüm Avrupa’nın üzerine yürüyeceğini ilan edince tüm afişler, basımlar, yayınlar ortadan kaldırıldı.

Ve bugün yine aynı Fransa, aynı dünkü çirkeflik, hayâsızlık, küstahsızlık, patavatsızlık, kalleşlik ve aymazlıkla Resulü Ekrem’in, ümmetin sevgilisi, Peygamberimizi hedef göstererek hakaret ve saldırganlıkla dergilerine karikatürler çizmişler ve 5 yıl sonra o karikatürleri yeniden yayınlamaya niyetlenmişler. Yediği içtiği kaplara pisliğini bırakan, evlerindeki bok kokularına karşı mecburen parfümü icat eden, tuvalet kullanmayı, taharet almayı daha dün bizden öğrenen bu aşk sarhoşu Fransa’nın aklı yine bulandı galiba. Editörlerin basın özgürlüğü, ifade özgürlüğüymüş bu hareketler. Allah Allah, Fransa’da basın özgürlüğü varmış. Bak bak bak bak, aaaa öyle mi? Fransa’da demek basın özgürlüğü varmış.

Peki, Fransa ve onun salyaları altında havlayan omurgasızlarda biliyorlar mı ki Hz. Muhammed’in adının lekelenmeye cüret edildiği her yer, bizim için Bedir’dir, Uhud’dur, Hendek’tir Hayber’dir, Kureyza’dır, Tebük’tür…

Bizler; onun yürüdüğü yolu eğilip öpen, saçının sakalının bir tekini gözünden sakınan, ezelden ebede onu yaşamaya ve yaşatmaya yemin eden ümmetin neferleriyiz.

Vallahi de billahi de yerin dibini görür o sizin basın ve ifade özgürlüğünüz, dilleriniz kurur, kaleminiz cihanı ümmet tarafından tek tek kırılır.

Hz. Muhammed bizim kırmızı çizgimizdir, Hz. Muhammed bizim kırmızı çizgimizdir. Hz. Muhammed bizim onurumuz ve şerefimizdir ve bu değerlerimize hakaret eden, savaş açan, hadsizlik yapan kim varsa da onlar da ezelden ebede bizim düşmanımızdır.

O uydurma medeniyetiniz, o uyduma insan haklarınız, o uydurma özgürlüğünüz,  o uydurma mizah anlayışınız yerin dibine, dibine batsın.

Yahu kuşu ölen bir çocuğa taziyeye giden Peygamberim’in karşısında insan hakları mavalları atamazsınız.

Cahiliye dönemde kız çocukları diri diri toprağa gömülürken kız çocuklarını omuzlarına alıp sırtında gezdiren benim Peygamberim’in karşısında kadın hakları sanki bugün bulunmuş gibi numara yapamazsınız.

Kendisine düşmanlık besleyen, haset besleyenlere karşı dahi Hristiyan Yahudi fark etmez, onlar hasta olduklarında gidip onları ziyaret eden, fahri kâinatın gelmiş geçmiş en merhametli insanının karşısında saygıdan, hürmetten, merhametten bahsedemezsiniz.

Bir tek başına bütün putları yere seren, kutlu bir uyanışının mücadelesini veren, köleliği, renk, ırk, aile ayrımcılığına son veren, faizi ve kan davasını ortadan kaldıran Hz. Muhammed’in karşısında devrimden ve devrimcilikten konuşamazsınız, bahsedemezsiniz.

Dün, dinime ve Peygamberim’e hakaret ederlerse ölürken dirilirim, can verirken kılıç çekerim, boynumu kesseler etlerimi lime lime etseler de ahirette Resulullah’ın yüzüne bakabilmek için ateşlere girer kül olurum, küllerimden yeniden dirilir yine de onlarla savaşırım diyen Abdülhamid’in torunları bugün yine aynı irade ile o barbar Avrupa’ya, o gerici Avrupa’ya, o peygamber sevgisinden nasiplenmemiş o küffar Avrupa’ya karşı bir olur, iri olur, diri olur, bütün ümmet kenetlenir gereken cevabı vermesini de bilir elhamdülillah, bilir.

Ayrıca bütün bunların yanında bu toprakların üzerinde yaşayıp da ötede beride, o gazete köşelerinde, sosyal medya hesaplarından Peygamberimize, Kur’anımıza, Allah’ımıza laf söyleyen, bu değerlerimiz üzerinden mizah yapmaya, laf çakmaya, kin kusmaya çalışan kim varsa bu edepsizliğin bu ahlaksızlığın bedelini bugün veya yarın ama bir gün mutlaka ödeyecektir. Ve bu tiplerle de cehennem buz tutana kadar kutuplaşacağız ve son nefesimize kadar da ölümüne, ölümüne mücadele edeceğiz.

Ağzınızdaki çamur, kaleminizdeki pislik, kalbinizdeki imansızlıkla, sizinle iki cihanda da mücadeleye devam edeceğiz.

Rahmetli Nuri Pakdil hocanın da tabiriyle, “Bizim ezeli ve ebedi tek önderimiz ve en büyük liderimiz Hz.Muhammed’dir. Ne mutlu Müslümanım, Müslümanım diyene.”

Kalın sağlıcakla.