SOYLU’NUN İSTİFASI BİZE NEYİ GÖSTERDİ? 13 Nisan 2020

Demedik mi kurtlar sofrasına yem edecek adamımız yok bizim diye? Demedik mi ite köpeğe “Al bunu parçala” diye teslim edecek adamımız artık yok bizim diye? Demedik mi bu topraklarda teröristin, hainin, satılmış ruhların sonu gelene kadar, bunların kökü kuruyana kadar yolumuzdan geri dönmek yok diye, yok diye? Dedik ama birileri anlamadı, duymadı bizi.

Cuma günü akşam saat 22.00’de uygulanan o sokağa çıkma yasağının hemen ardından ortaya çıkan ve hiç kimsenin tasvip etmediği o görüntüler sonrasında söylenmedik laf kalmadı, fırsatı kaçırmak istemeyen leş kargalarından terör sevicilerine, FETÖ köpeklerine kadar herkes döktü eteğindeki taşları.

Aç kalırım korkusuyla o marketlere, kuruyemişçilere saldıranların, tekel bayilerinin önünde bekleyen o alkol tutkunlarının, benzincilere koşup arabasının deposunu fullemeye çalışan o küçük beyinlilerin, İstanbul’u en kötü senaryolara dahi hazırlaması gerekirken sabah akşam tweet atan, evinden video çekmeyi ve devamlı birilerini suçlamayı belediye başkanlığı sanan o çapsızların ve bu sürecin bütün suçlarının faturası İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya çıkarıldı.

Ve Süleyman Soylu da onurlu bir şekilde pazar akşamı istifa ettiğini duyurdu. İşte o andan itibaren koca bir ülke ayağa kalktı ve sosyal medyada tam 2 saatte 3 milyon tweet atıldı. Ben siyasette milletimden başka bir güç tanımıyorum diyen Cumhurbaşkanımız da gece saat 12’de istifa mektubunu yırtıp atıp Soylu’ya, “Nereye gidiyorsun? Daha yapacak bir sürü işimiz var.” dedi ve milletinin gönlünü bir kez daha fethetti. Yani vatan sevdalılarının yüreğine su serpti.

Pazar gecesi dolunay da yoktu ama akla kara ayrıldı kendiliğinden, konuşanlarla susanlar ayan beyan döküldü ortaya. O pazartesi oy kullanan tipler var ya, veyahut da “Dur bakalım Reis ne diyecek, ondan sonra ben de konuşurum.” diyenler de ifşa oldu vatandaşın gözünde.

Buraya kadar, buraya kadar her şey tamam. Bakın, şimdi söyleyeceklerim bize yani bu memleketi, al bayrağı karşılıksız sevenlere, Allah’tan başka kimseye boyun eğmeyeceğini beyan edenlere,  yani kendi evimizin içindeki dava adamlarına.

Bırakın artık, bırakın artık ona buna şirin görüneceğim diye en kritik zamanlarda o kapı arkalarında sessiz kalmayı. Bırakın artık sosyal medyada devlet kurup devlet yıkanlara, Küba güzellemesi yapanlara, hükümeti istifaya çağırmayı kendilerine had gören o çapulcuların ayak oyunlarına tav olmayı bırakın. Bırakın kendi evinizdeki adamı, sırt sırta verdiğiniz, ekmeğinizi bölüştüğünüz aslanları birilerinin sofrasına yem etmeyi bırakın. Bırakın!

İster kabul edin ister etmeyin, ister yürüyerek gelin ister koşarak en önde gidin, ister kendinizi dokunulmaz sanın, ister işte filancanın oğlu işte bilmem falancanın torunu, ister şehirli, ister diplomalı, isterse beyaz yakalı olun.  Ne olursanız olun şunu iyi bilin! Batı’ya selam çakma devri kapanmıştır artık. Öyle üç beş kıçı kırık solcudan, entelektüelden ‘bravo’ alma dönemi de bitmiştir, bitmiştir. Herhangi bir kriz karşısında risk almayan, Cumhurbaşkanımız ne diyecek, bizde ona göre konuşalım diye köşede bekleme devri de bitmiştir.

Şimdi söyleyin Gabar’a, Cudi’ye, Tunceli’ye, Şırnak’a Soylu Adam bugün yine tepelerinde; söyleyin o Diyarbakır’daki analara devam ediyoruz evlat nöbetlerimize; söyleyin o sırtlarını YPG’ye, işte PYD’ye dayayanlara hevesleri kursaklarında kaldı; söyleyin o FETÖ’nün suratsız itlerine, Apo’nun fistanlı leşlerine, Anadolu soylu evladına sahip çıktı ve hiç kimseye yedirmedi.

Ben onu bunu bilmem arkadaş. Kim ne derse desin bize, ister yalaka desinler ister trol desinler,

Bizler amasız, fakatsız, lakinsiz gecesini gündüzüne katan, milleti için atlatmadık badire, suikast, ihanet kalmayan dünya lideri, ümmetin umudu olan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanındayız, yanındayız!

Biz bütün dünya devletlerinin diplomatlarını hop oturup hop kaldıran Mevlüt Çavuşoğlu’nun yanındayız.

Biz uykusuzluktan gözleri kan çanağına dönen, o saçma sapan dahi olsa sorulan bütün sorulara sabırla cevap veren, bir canımız daha gitmesin diye 1 milyon 60 bin kişilik ordusuyla muhteşem bir savunma yapan Sağlık Bakanımız Fahrettin Kocanın yanındayız, yanındayız.

Bizler bütün hakaretlere, bütün iftiralara ya sabır çekip tüm finans saldırılarına rağmen ekonomimizi ayakta tutan, yarınlarımıza umutla bakmamızı sağlayan milli ve yerli bir adam olan Berat Albayrak’ın yanındayız, yanındayız.

Bizler yedi düvelin köpeklerini bayraklarıyla, çaputlarıyla Afrin’de, Cinderes’te, İdlib’de, Libya’da toprağa gömen; Akdeniz’de Barbaros Hayrettin Paşa gibi rüzgâr estiren Hulusi Akar paşanın yanındayız.

CIA’inden MOSSAD’ına, MI 6’sından tüm istihbarat örgütlerine kadar hem içeride hem dışarıda kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan Hakan Fidan’ın yanındayız, yanındayız.

Ve biz “Tüm soysuzlara bir soylu yeter!” sözünü bu millete ezberleten, kim hangi dilden anlıyorsa o dil ile konuşan, “Milletime ve Başkomutanıma yani Cumhurbaşkanıma mahcup olmaktansa makamlardan, mevkilerden ayrılmayı şeref bilirim.” diyen adam gibi adam Süleyman Soylu’nun dibine kadar, dibine kadar yanındayız.  

Bizler öyle nabza göre şerbetçi değiliz, rüzgâra göre havayı koklayanlardan da değiliz, yarın ne olurum korkusuyla adım atanlardan hiç değiliz. Bizler bu kutlu davayı ne olursa olsun son nefesimize kadar şerefle, namusla savunmaya devam edeceğiz. Savunmaya devam edeceğiz!

Anladınız?

Evde kalın, sağlıcakla kalın.