TARİHİN EN FELAKET GRİBİ İSPANYOL VİRÜSÜNDE NELER YAŞANMIŞTI? – 11 Mayıs 2020

Büyüklerimiz anlatırdı bize, işte zamanın zamanında işte şöyle olmuştu, işte böyle olmuştu, şöyle salgın vardı, şöyle kırılıyorduk… Bizlerde tarihi hikâyeler der geçerdik. Tabi o zaman imkânlar kısıtlıydı. İşte bilim, teknoloji bu kadar ilerlememişti, tıp bu kadar ileri değildi falan diye de üstüne devam ederdik. Yani bu anlatılanlara çok da fazla kulak asmazdık. Yani en azından ben öyleydim, sizi bilmiyorum.

Evde oturup bir şeyler kurcalamaya, araştırmaya, okumaya bolca vaktimiz olduğundan bir şeyler kurcaladım ve çok güzel bir tane hikâye buldum, anlatayım:

1917-18’li yıllarda bir İspanyol gribi yani virüsü varmış. Bu İspanyol virüsü dünyayı kasıp kavuruyor. 18 ay içerisinde Amerika’da, Fransa’da, İngiltere’de binlerce kişi ölmüş bundan. O zamanki rakamlar bugünün çok çok üstünde. Sadece Amerika’da 700 bin kişi, Fransa’da 400 bin kişi, İngiltere’de de 250 bin kişi bu İspanyol virüsü denen illetten dolayı hayatını kaybetmiş. Tabi Osmanlı Devleti o dönemde dağılma sürecinde ve sınırları da bugünkü Türkiye sınırları kadar. Tabi virüs o zaman daha şiddetli yayıldığından Türkiye’ye de sıçrıyor ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan da 10 bin civarı vatandaşımız hayatını kaybediyor.

Uzun yıllar, hatta ömrünü bu virüsle alakalı çalışmalara adamış olan Amerikalı bilim adamı Alan Turing virüsten yaklaşık 10 yıl sonra Türkiye’yi ziyaret ediyor. Bu ziyaretindeki deneyimlerini ve izlenimlerini de bir kitapta toplamış.  Şöyle diyor:

Yıllarca kendi milletimden insanları öldüren bu virüsün nasıl olur da savaşta ve yıkılmanın eşiğinde olan bir imparatorluğa hiç etki etmez aklım almıyor.

Ve Alan Turing devam ediyor, burası çok önemli:

Türkiye ziyaretimde fark ettim ki Türkler dünyanın en temiz insanları. Biz tuvaletlerimizi sokaklarda yaparken taharet musluğu onlar için hayatın vazgeçilmez bir parçası. Biz duş almak, yıkanmak nedir bilmezken onların boy boy hamamları vardı. Biz el yıkama nedir, nasıl olur diye bilmezken onlar hem yemekten önce ve sonra, ayriyeten tuvaletten sonra mutlaka ellerini yıkıyorlardı, diyor.

Lakin Alan Turing bunun yeterli olmadığını düşünüp şöyle devam ediyor:

Ancak tüm bunların virüse karşı bu kadar etkili olmayacağını çünkü virüsün çok kolay bir şekilde insandan insana temasla geçebileceğini düşünüyordum. Evet, Türkler temiz insanlardı ancak bunun başka bir nedeni olmalıydı, deyip araştırmalarına devam ediyor.

Ve o zaman ibadete açık olan Ayasofya Cami’ne gidiyor ve şöyle anlatıyor orayı:

Ayasofya Cami’nde banyo benzeri bir ortama girdiğimde ellerini ve ayaklarını, yüzünü, kollarını yıkayan bir adam gördüm. Ona, “Bu neyin nesidir?” diye sordum. Verdiği yanıt beni beynimden vurmuşa çevirdi, “Bu abdesttir ve biz günde beş kere bu ibadeti yerine getiririz, yani namazın ön şartıdır.” dedi.

Türkiye’deki bu manzarayı gören Alan şöyle bitiriyor yazısını:

İşte anlamıştım. Biz virüsten kırılırken bu milletin dimdik ayakta kalma nedeni günde beş kere aldıkları abdestti.

Evet dostlar, şimdi korku ve felaket senaryolarının elden ele dolaştığı bu günlerde bu hikayeyi anlattım ki bizdeki asıl gardı ve savunmayı bilelim, görelim, hatırlayalım. Hatırlayalım ki 100 sene önce dik durabildiğimiz o imtihandan bugünlerde de sağduyulu, bilinçli ve tedbirli bir şekilde en az, minimum zararla çıkabilelim.

Evet arkadaşlar, biz ikazlara uyuyoruz. Hayatın eve sığabildiğinin de farkındayız ve bu bilinçle yarınlara daha güçlü çıkacağımıza inanıyoruz. Ne diyor üstat Necip Fazıl:

Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Evde kalın, sağlıcakla kalın.