ATATÜRK ÜZERİNDEN YENİ BİR ŞEYLER Mİ DENENİYOR? NELER OLUYOR? – 01 Haziran 2021

2023 seçimlerine doğru giderken görüyorsunuz; planlar, projeler, arkadan dolanmalar, çekilen o videolar, ziyaretler, kapı arkası pazarlıklar… Hepsi çok erken başladı bu sefer. Zaten 2 yıldır devam eden pandemi diye sıkıntılı bir durumumuz, kötü bir psikolojimiz var, zaten böyle gerim gerim gerilmişiz; açıklanan bu yeni kararlarla da ekonomik olarak ufak ufak toparlanmaya, iş yapmaya, para kazanmaya ve kendimize gelmeye doğru başlayacağız. En azından gayret edeceğiz ama cidden farkında mısınız? Sürekli bir huzursuz edici gündem pompalanıyor, devamlı. Sanki zorundalık haline geldi bu yani birileri bunu kendine vazife yaptı galiba. Yahu Twitter’a bir baksan ülke sanki iç çatışma halinde. Bu hava estiriliyor, bu ambiyans oluşturuluyor. İşte onun arkasındayız, bunun yanındayız, şu istifa etsin, bu göreve şu gitsin, bu gelsin… Bunu sadece tek taraflı bir pencereden bakıp söylemiyorum he. Hem muhalefet de hem de hükûmet tarafında durum aynen böyle. TT olma peşinde devamlı yeni bir gündem. Ortaya atılan gündemin daha bir tanesine tam alışamamışken yani birini tam kafamıza oturtturamamışken hoopp başka bir tane daha.

Geçen günlerde Ali Babacan’ın DEVA Partisi var ya, onun bir TT çalışması vardı. Ne patladı ama ya… Belki bilmeyenler vardır. Bir TT çalışması yapıyor bunlar. İşte gündem belirleyecekler ya, bakın işte biz gündemdeyiz, biz konuşuluyoruz ayağına yatacaklar ya… Onun için de dayamışlar botu, dayamışlar fake hesapları. Yaz Allah yaz, saydır Allah saydır. Ne kadar fazla tweet o kadar gündem sözde. Sonra ne oldu? Yarım saat sonra gümm, gümm, gümm. Bir içine giriyorsun etiketin, hesaplara şöyle bir bakıyorsun; hepsi bot., hepsi fake. Yahu milleti salak yerine koymayı bir bırakın ya. Hani vardır ya, yahu bir salın şu insanları ya. Aklımızla dalga geçmekten bir vazgeçin ya. Ha birde bir şey soracağım. Böyle yaparak kimi kandırıyorsunuz? Neyi ispat etmeye çalışıyorsunuz? Hadi Özışık’la Sedat Peker meselesinde de aynıydı durum. FaceTime videoları yayınlanmadan 2-3 saat önce işte “Yalancı Hadi Özışık” diye bir etiket çalışması yapılmış ve Türkiye gündeminde de 2. sırada. Aaa diyorsun, ne oluyor lan? Bu ne, hayırdır? Sonra bir bakıyorsun o tweetlerin içi de az önce bahsettiğim gibi içleri bomboş, balondu yani. Gerçi sonradan işin ne olduğu ortaya çıktı da, bir operasyon çekilecek ya, zeminini hazırlıyor birileri yani burada demek istediğimiz şey şu:

Twitter’da herkes bunu konuşuyor, aaa demek ki herkesin gündeminde bu var, şu konu işte üçüncü sırada gibi bir manzara yok. Birileri basıyor parayı sosyal medya simsarlarına, istedikleri konuyu taşıyorlar gündeme.

Neyse, biz şimdi geleyim asıl meseleye.

Bizim toplumun sinir uçları bu ara çok açık yani nereye dokunsan oradan ateş çıkıyor. Hadi bizler alışkınız Karadenizli oluşumuzun verdiği o çabuk parlama olayına da toplumun geneline yayıldığı zaman bu durum, işin rengi değişiyor.

28 Mayıs 2021 Cuma günü Taksim Meydan’ında İstanbul’un, bu meydanın Müslüman bir ülkenin meydanı olduğunu asırlar sonra tam anlamıyla belli edebileceğimiz Taksim Cami açıldı. Taksim Camii’nin açılışı ne diğer camilerin açılması gibi bir şey ne de başkalarıyla mukayese edilecek, kıyaslanabilecek bir cami açılışı değildi. Tam 80 yıllık bir rüyanın hayata geçirilmesiydi. Bugün bir yurt dışına gittiğinde adamların en görkemli yapıları genellikle meydanlarda olan kiliseleri oluyor. Estetiğini, inanç ritüellerini ve manevi geleneklerini de görebilmek, öğrenebilmek, onları tanıyabilmek için birçok kişide yurt dışına gittiğinde o ülkenin kilisesine, havrasına, işte medresesine, bir ibadethanesine mutlaka gidiyor, uğruyordur. Taksim Meydanı İstanbul’un en önemli meydanlarından biri. Tarihi, yabancı turistlere yaptığı ev sahipliği, kozmopolit yaşamın en çeşitli olduğu yerlerden biri Beyoğlu. Böyle başını kaldırdığında bir bakıyorsun ki işte kiliseler, meydanın her yerinde. Eee camisi nerede?  İşte ara sokakta, böyle derme çatma bir yer. Nasıl yani? Burası Müslüman bir ülke değil mi? “İyi de zaten her yerde cami var, ne gerek var meydanda bir cami olmasına?” diye diye geçti yıllar.

Bu caminin yapımına karar verildiğinde yani bu meydana bir cami yapılmasına kalkışıldığında birileri karşı çıktı, önünde durdu, yetmedi yaptırımlarla olayı daha başka bir yerlere taşıdı. Sonra? Yıllar yılları kovaladı. Hani hep diyoruz ya, “Aşkınan koşan yorulmaz imiş.” düsturunu giyinen Kasımpaşalı, adı Recep Tayyip olan bir adam çıktı ve yine burayı Kasımpaşalı eli çimento tutan, çocukluk hayallerinde Taksim’de bir cami yapma olan birileriyle birlikte ülkemize kazandırdı. Onun için Elmas ailesine de ayrıca teşekkür etmek gerekiyor ama maalesef ülkece artık böyle büyük işlere, böyle büyük projelere, büyük hizmetlere o kadar alıştık ki ve ne yazık ki bunları o kadar normal bir hâle getirdik ki böyle 80-100 yıllık rüyalar, hülyalar gün içinde yeni gündemlerle değişip araya kaynayıp gidiyor. Hak ettiği değeri maalesef alamıyor ya da Sedat Peker entrikaları daha çekici, işte daha aksiyonlu, daha dizi gibi sarıyor diye mi o malum videolar bu işlerden daha fazla konuşulup gündem oluyor onu da bilmiyorum.

Taksim Camii’nin açılışının hemen sonrasında da Cumhurbaşkanımız torununun hafızlık icazet törenine katılmak için Ayasofya Camii’ne gidiyor. Tamamen insani bir görev yani torun dede ilişkisi ve sonrasında verilen şu fotoğraf karesi. İşte bu fotoğraf karesi birileri için dünyanın en gerici, en çağ dışı, en aydınlıktan uzak, en akıl dışı, bilim dışı bir fotoğraf karesi değil mi? Biyografilerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerini paylaşanlar, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” sözündeki o “ilim” kısmını hep olduğu gibi yine anlamak istedikleri taraftan okuyup, o şekilde yorumluyorlar. Bazıları için ilim sadece Batı’dan geliyor ya… Hani Cemil Meriç’in dediği gibi, “İslam Batı’dan gelen bir din olsaydı bizdeki aydınlar, solcular -ben bir de CHP’lileri ekleyeyim buna- bizdeki CHP’liler Müslümanlığı sana bana bırakmazlardı” ama Batı’dan gelmek şartıyla tabii.

Bakın dostlar, Taksim Camii’nin açılışından sonra Ayasofya Camii’ndeki icazette emekli bir imam olan İslami ilimler konusunda da toplum tarafından kabul edilen, saygı, hürmet gösterilen birisi Kurra Hafız Mustafa Demirkan hoca bir dua yapıyor, diğer icazet törenlerinde de yapıldığı gibi hani namazla, niyazla, Kur’an’la, icazetle pek işi olmayanlar belki bilmeyebilir ama icazet merasimlerinde böyle uzun uzun dualar edilir.

Neyse Mustafa Demirkan hocanın yaptığı bu icazet duasının bir yerinde kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Bakara suresinin 114. ayetinde geçen, “Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada rezillik vardır, ahirette de onlar için büyük azap vardır.” Hoca bu ayetin mealini okudu.

Sonra? Hemen birileri ayaklandı, birileri böyle atağa kalktı, birileri manşetler atıp buradan siyaset yapma yarışına girişti. İcazet töreninde Atatük’e lanet okunmuş, Atatürk’e hakaret edilmiş. Bak seeen… Bu kadar cahil olmak için ithal ettiğiniz samanları nerede saklıyorsunuz, ne zaman kullanıyorsunuz da bu hâle, bu kafaya geliyorsunuz? Bilmiyorum. Yahu hayata bu kadar böyle at gözlükleriyle bakmak için nasıl bir perde çektiniz gözlerinize? Bu akıl tutulması için hangi hapı kullanıyorsunuz da bu şuursuzluk seviyesini yakalıyorsunuz? He? Gerçekten soruyorum ve gerçekten şaşkınlıktan böyle ağzım açık kaldı bunları görünce ya.

Yahu sevincimiz var Taksim Camimiz açılmış, her gelene “Buyur gel, burası Müslüman bir ülkenin meydanı, şimdi gez, toz ülkeyi, sokaklarını yaşa” diye davet ediyor seni, kapı gibi karşılıyor ama bu değil de “işte Atatürk’e hakaret, Atatürk’e suçlama, Atatürk’e ağza alınmayacak sözler…” falan diye böyle uydurma suni bir gündem tartışılıyor.

Şimdi ben bunu anlamadım, Mustafa Demirkan hoca orada Ulu’l – Emr olarak saydığımız Müslümanların kutsal kitabı olan Kur’an’dan bir ayet okuyor. Siz şimdi Allah’ın ayetine mi karşısınız, he? Yani siz Allah’ın ayetini mi inkâr ediyorsunuz veya siz Allah’ın camilerini ve Allah’ın benim yeryüzündeki evlerim diye tanımladığı camilerini koruma adına edilen bir duayı, ayeti mi yok sayıyorsunuz, he veyahutta da siz Kur’an ayetlerini istediğiniz gibi kafanıza göre okunmasını mı istiyorsunuz? Ayetlerin işinize geldiği gibi yorumlanmasını mı istiyorsunuz? Ne istiyorsunuz, he? Her şey bitti de şimdi Allah’ın ayetlerini mi provoke etmeye kalkıyorsunuz? Yahu arkadaş siz şizofren misiniz? Adam ayeti okuyup mealini söylüyor yani bunu diyen imam veya hoca değil he, Allah söylüyor bunu Allah. Kitabında söylemiş, kitabında yazıyor! Hani hoca hakkında soruşturmak açmak isteyenler varmış ya, hani bu ayetin mealini okuyan Mustafa Demirkan hoca hakkında suç duyurusunda bulunmak isteyenler varmış ya, hani o hocadan bu söylediklerinin hesabını sormak isteyenler varmış ya…

Bu nasıl bir cehalettir? Bu nasıl bir uydurmadır? Bu nasıl bir saptırmadır? Bu nasıl bir din anlayışıdır? Peki bu şekilde yaparak kim dini siyasete alet ediyor, he? Bir düşünün, bir akıl edin, bir sorgulayın, bir dönüp bakın bakayım! Bu ülkenin kurucu lideri olan Mustafa Kemal Atatürk’le böyle bir şeyi yan yana getirme amacınız, niyetiniz neden? He? Kimi kimle karşı karşıya getiriyorsunuz ya? Bir aklınızı başınıza devşirin.

Ha birde bir şey söyleyeceğim. Bu dinin emirleri, söylemleri ve o Kur’an’da geçenler sadece Atatürk’ün yaşadığı döneme ait ayetler mi, he? Öyle mi zannediyor birileri? Hadi bu ülkenin tarihini 1923’de başladı zannediyorlar da İslam tarihini de aynı tarihte mi başladığını düşünüyorlar? Allah’ın mabetlerini korumamız gerektiği ve o ibadethanelerini kıyamete kadar yaşatmamız gerektiği ile ilgili üzerimize vazife olan sorumluluklar niye sadece Atatürk dönemiyle ilişkilendiriliyor he ve bu ayetin mealini okuyan hocaya da etmedik laf bırakmıyorlar? Ya birde en komedisi ne biliyor musun? Duayı eden o hocayı Allah’a havale ediyorum demek de ne demek ya? Allah hesabını sorsun ne demek? Aloooo! Yahu sizin aklınız başınızda mı? Gerçi içki satışı kısıtlamalarını da Allah’a havale etmişti bunlar… Komedi bunlar ya.

Be kardeşim! Neyin hırsı, neyin yarışı, neyin ispatı bu? Neden bu Atatürk maskesinin altında gizlenip Atatürk üzerinden bir rekabet oluşturma havası? Bu yakıştırmaları, bu kıyaslamaları yaparak Atatürk’e nasıl zarar verdiğinizin farkında mısınız siz? O manşetleri atarak herkesin hafızasında o kirli sözleri nasıl kazıdığınızın farkında mısınız siz? Hoca açık açık Erdoğan’ın yanında Atatürk’e lanet okumuş, hakaret etmiş. Eeee? Erdoğan da sessiz kalmış.

Taksim Camii’nin açılmasının üzüntüsü mü bu konuyu değiştirme çabası he veya Taksim Camii’nin İstanbul’un Fethi’nin yıl dönümünde bir nişan gibi meydanın tam ortasında yükselmesinin acısı mı bu? Başka bir sebep varsa hakikaten aklım almıyor, bu provokasyonların başka ne için yapılabilir olduğunu gerçekten hafızam kaldırmıyor.

Günün sonunda ne oldu? AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik çıktı, bir açıklama yaptı. Ülkemizin ortak değerleriyle alakalı, kurtuluş mücadelesiyle alakalı bir açıklama yaptı ve konuya noktayı koydu. Tabii bunu kim okudu, kim gördü? Hiç kimse. Herkes sırf okunsun diye, daha fazla tıklansın diye atılan o “Atatürk’e hakaret edildi, Erdoğan da sustu” manşetlerinde kaldı, hem de çoktaan…

Neyse dostlar, gelin hep beraber şöyle bir oturup Taksim Camii’ni izleyelim, hem de doya doya… Sonra da Ayasofya’daki o pırıl pırıl gençlerin hafız olmalarının sevincini yaşayalım ve fetih haftasının kutlamalarına devam edelim.

Yolumuz uzun, işimiz çok, vaktimiz de az. Daha 2023’de Cumhuriyetimizin 100. yılına ve 2053’te ki o fethin de 600. yılına hazırlanacağız. İşimiz çoook.

%90’ı Müslüman olan bir ülke olarak sanırım bunlardan yani bu hazırlıklardan, Taksim Camii’nden, Ayasofya’dan, icazetlerden ülkece onur ve gurur duyuyoruzdur değil mi? İnşallah.

Kalın sağlıcakla.