BOĞAZİÇİ’NDE MESELE REKTÖR değil! – 02 Şubat 2021

Kısa bir süre önce Boğaziçi Üniversitesine rektör olarak atanan Melih Bulu nazarında, üniversitede öğrenci eylemleri ve gösterileri başladı. Bekliyor muyduk böyle hareketlenmeleri? Evet. Geç bile kalındı, değil mi? Öğrenci eylemleri diye baktık olaya ilk başlarda ama gelgelelim ki yine aynı terane. Aynı terane diyorum, -lütfen hiç kimse kusura bakmasın- üniversiteye atanan rektörü; okul öğrencilerinin, okul hocalarının istememe durumu, bununla alakalı bir hak arayışı durumu elbette olabilir. Bu hak zaten, sistemde de yasallaştırılmış bir şey yani kimsenin buna dur dediği, “Hayırdır ne ayaksınız, ne oluyor?” dediği falan yok!

Ama gelgelelim olayların nasıl seyrettiğine, mevzunun ne olduğuna ve artık o klişe söze yani meselenin aslında ne olduğuna.

Boğaziçi Üniversitesine rektör atamasındaki rahatsızlık için vitrine koyulan şey şu:

Melih Bulu 2015 seçimlerinde AK Parti’den aday adayı olmuş, nasıl rektör olarak atanırmış? Liyakatini, akademik bilgisini falan tabii konuşmuyor kimse, çünkü ne gerek var ki onu konuşmaya, değil mi? Hayır ne alaka yani? Bu arada, CHP siyasi kimliğiyle bu ülkede dışişleri bakanı olan, milletvekili olan sonra da akademisyen olmuş isimler de var. Bunları da konuşalım o zaman, he? Bunları da sayalım mı ama bunun da hiç alakası yok değil mi?

Boğaziçi Üniversitesindeki eylemlerin ilk gününde gözaltına alınan 18 kişiden 17’sinin öğrenci olmadığı, Boğaziçi Üniversitesiyle herhangi bir bağlantısının olmadığı ve hatta Canan Kaftancıoğlu’nun da içinde bulunduğu bir örgütte oldukları ortaya çıktı. Nasıl olur bu ya? “Hani üniversitedeki rektör atamasını savunuyorduk, örgüt falan nereden çıktı?” diye kimse konuşmadı, sorgulamadı bile.

Bunların hepsinin üstünde Boğaziçi Üniversitesinin önündeki eylemlerin bilmem kaçıncı gününde Müslüman bir ülkede yani ülkemizde, Türkiye’de; bizim kutsalımız olan Kâbe resimleri ayaklar altına seriliyor, sinir uçlarımız kaşınmaya çalışılıyor. Ellerindeki nereye ait oldukları belli olan o bayraklarla, bez parçalarıyla Kâbe resimleri ayaklar altında eziliyor. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Bu rezilliği yapanlara Boğaziçili öğrencilerden bir kısmı tepki gösterince yani Kâbe’yi savunan Boğaziçili öğrenciler aynı 28 Şubat’taki Batı Çalışma Grubu gibi fişleniyor ve tehdit ediliyor, hedef gösteriliyor. Millî ve manevi değerlere saldıranları kınayan öğrenciler, okullarında hedef haline getiriliyor. Hayırdır ya? Hani fikir özgürlüğü, hani inançlara saygı? Gazetecisinden, sanatçısına kadar hiç kimse bu çifte standardı konuşmuyor. Hani rektör atamasından rahatsızdınız? Ne oldu? “Konu ne zaman ve ne şekilde Kâbe fotoğraflarını ayaklar altına almaya geldi?” diye hiç kimse sormuyor ve konuşmuyor.

Ve dün… Bu tiyatro oyunu iyicene ateşleniyor. Göstericilerin eylemleri sırasında bir polis, “Aşağıdan, ayrılarak gidin, tek tek yürüyün.” diyor. Bakın videosu var, belgesi var, kanıtı var, ispatı var, gerçekliği var. Buradaki bu söz alınıyor, sanki polis, “Aşağı bak, aşağı bak.” demiş gibi yansıtılıyor ve peşine tencere tava… İşin gerçeği ortaya çıkınca da birisi de, “Hani polis öyle bir şey dememiş, nerede öyle dediği sözler, nasıl ya, biz yalan bir muhabbetin peşine mi gidiyoruz?” diye kimse tek kelime etmiyor. Aydın, özgürlükçü, modern, kültür sanat donanımı yüksek, liyakati tartışmasız olan o tescilli güruh; asla sorgulamıyor, asla aklını kullanmayı tercih etmiyor ve asla gerçek veya doğru kaygısı gütmeden kuzu gibi, koyun gibi, sürü psikoloji ile birilerinin attığı yemin peşine otlanıyor! Kusura bakmayın, sert gideceğim bugün. Saygı çerçevesi falan filan diye de kıvranmayacağım. Öyle süslü kelimeler de aramayacağım. Benim değerlerimi ayakları altına alıp çiğnemeye göz yuman kime, neyin saygısını göstereceğim ki ben? Kime şirin görüneceğim diye kıvranacağım? Neden, “Ih mıh yani benim ön görüm, işte bence doğru iletişimde olması gereken…” Pardon? Pardon? Pardon?

Sanatçı olduğunu ve toplumun gözü önünde duruş sergilemeleri gerektiğini sadece provokatör gösterilerde hatırlayan isimler; ülke bombalanırken, karakollar basılırken, PKK tarafından ormanlar yakılırken, evlatları evlerinden alınıp dağa çıkarılan anneler feryat ederken, şehit tabutları yan yana dizilirken, ezanlar susturulmaya çalışılırken, tanklar evlerimizin önüne kadar girerken neredeydiniz? He? Niye sesiniz çıkmıyordu?

Bu arada bir şey söyleyeyim mi? Artık gına geldi bu millete. Böyle Atatürk’ü alet etmekten bir vazgeçin şu sapkınlıklarınıza. İstikbal göklerdedir sözünü İHA’lar, SİHA’lar, Akıncılar semalarda bayrağımızı dalgalandırırken neden hatırlamadınız? He? Fikri ve vicdanı hür gençliğe sahip çıkıyoruz derken neden değerlerini savunan gençlere, fişlenen, tehdit edilen gençlere sahip çıkmayı biriniz bile düşünmediniz he? Sanata, bilime, insana, teknolojiye gerçekten değer veriyor olsaydınız gözünüzü ve gönlünüzü Batı’ya değil de Anadolu’ya çevirene kol kanat gererdiniz.

Bu her olayda şov peşinde koşan, tribüne oynayanları oturmuş kumandamız elimizde izliyoruz. Valla özlemiştik bu Flash TV tadındaki oyunculuklarınızı.

Kalın sağlıcakla.