BU DİZİNİN ŞİFRESİNİ ÇÖZDÜM! – 24 EYLÜL 2021

Kim kimle ne yapıyor, neler karıştırıyor, bir adama kaç tane gayrimeşru ilişki düşüyor? “Ne oluyor, aga ne oluyor ya?” dediniz mi videonun girişini gördüğünüzde he?

Tabii dijital yayıncılık yapıyoruz. Böyle ne var ne yok, trendlerde hangi içerikler üst sıralarda almış falan derken, şükürler olsun Yasak Elma yeni sezonun ilk fragmanıyla Türkiye’deki trend sıralamasında 1. sıraya oturdu.

Böyle geniş omuzlu, yakışıklı esas oğlan kızımıza şöyle sesleniyor: Biz artık seninle otel odalarında buluşmasak mı acaba? Kız yarı çıplak, böyle üzerine yorganını almış, “Ne yani, bizim artık bir evimiz mi olacak?” diye sevinç naraları atıyor. Ya bir şey soracağım, bir adamla kaç kişi beraber kardeş bu dizide? He?

Dur dur devam ediyor daha. Kapakta öpüşen bir çift fotoğrafı, işte yatakta pozlar ve başlık şu: Zamanımızı güzel değerlendirelim. Başka bir yerde “Ender Kaya’ya karşı koyamadı, kavganın sonu tatlı bitti, gizli saklı ilişkiler her zaman güzeldir…” Bir girdim baktım, bölüm içinden çıkarılan fragmanlarda birçok başlık atılmış bu şekilde hatta ve hatta sanki kendilerine başlık atarcasına şunu bile demişler: Rezilliğin son perdesi.

Bol entrikası, ihaneti ve aldatması bol hikâyesiyle bu dizi Fox TV’nin en çok izlenen dizisi biliyor musunuz? Ve bir şey daha söyleyeceğim, artık dizilerde her çalışan ne hikmetse patrona âşık oluyor değil mi? Patrona göz koyuyor, patrona yürüyor. Vallahi bu dizideki entrika seviyesine ulaşmak ne mümkün! Kimse burnundan kıl aldırmıyor ve herkes aşırı zenginliğin içerisinde boğuluyor. Bir bakıyorsun işte kim ne giydi, ne taktı, arabası kaç model, arabasının kapısına bak, ulan bu nereden açılıyor böyle ya… Zaten evde topuklu ayakkabı olmazsa olmazımız ve biz fakirler eve girerken ayakkabıyı çıkarıyoruz değil mi? Yazık, hakikaten yazık bize ya.

Hatta dizi rezalete o kadar alışmış ki dizinin yönetmeni oyuncularından biriyle aşk yaşıyor ve gece bunları görüntüleyen gazeteciye saldırıyor, kafa atıyor, küfrediyor, sonra diziden kovuluyor. Sayın yönetmenim şişede durduğu gibi durmuyor değil mi? İşten güçten oldunuz, inşallah aşkta kazanırsınız diye bağlayayım muhabbeti.

Neyse. Şimdi bu ilişkide sınır tanımayan yapımlar ve gözümüze gözümüze sokulan bu gayrimeşru yaşamlar, hani entrika tutar diye böyle sürekli ısıtılıp ısıtılıp bize dayatılan bu sınır tanımaz hikâyeler, hani bir de var ya, “Ohooo canım, gerçek hayatta daha da fazlaları var.” diye bunların arkasında duran yapımcılar, oyuncular, hatta ve hatta biz seyirciler. Belki çok romantik gelecek ama bu saydıklarım… Kazıyorlar altımızı, boşaltıyorlar bazı şeylerin içini, evlerimizde üflüyorlar zihnimizin içine içine. Anladınız?

Bu diziler ne diyor, ne mesaj veriyor biliyor musunuz? Bakın şöyle diyor, “Yaaa bir kere geliyorsun hayata, bir kere geliyorsun hayata. Yaşa hayatını. Sadece sen haz duy, boş ver etrafını. Gönül bu, aşk bu, duygular bu. Bu duygular çok özel duygular. Ömür boyu tek birine âşık kalmaya mecbur değilsin. Arada olur böyle ufak ufak kaçamaklar. Bunlar masum şeyler. Yaşadığını hisset, sınırlarını kaldır, ölçüleri, kuralları, değerleri… Hepsini yık. Yaşa yaa.” Yaşa diyor sana. Yaşa, yaşa ve güzel yaşamayı da sadece bunları yapınca oluyor diye pompalıyorlar bize.

Ve sakın hiç kimse de bana o çok bilindik, “Beğenmiyorsan izleme kardeşim!” mavalları atmaya çalışmasın. Kimse kalkıp da; e bunu konuşuyorsunuz, şuna neden dokunmuyorsunuz, bunu neden gündeme getirmiyorsunuz diye hesap sormaya da kalkmasın! Öyle ekşi sözlük nutuklarıyla ezber edebiyat yapmaya hiç ama hiç kimse kalkışmasın.

Gerekirse bu yozlaşma hareketinin karşısında her gün aynı şeyleri anlatacağım. Tek tek isim vererek aslında bu yapımların bizde oluşturacağı enkazı anlatacağım, o birçok kişinin görmediği veyahut da masum gördüğü o dizi, filmlerdeki, çizgi filmlerdeki araya sıkıştırılan mesajları birer birer ifşalayacağım. Ya arkadaş eğlenmek için bile izleme, hani dalga geçmek, makarasını yapmak için bile evinde kumandayla elin gitmesin bunlara, orada bir kız var, replikleri aşırı komik ya, sadece onu izlemek için arada bakıyorum diyerek kendimizi kandırmaya çalışmayalım.

Yok arkadaş, bu ahlak seviyesindeki düşüklüğü, bu edep seviyesindeki çukuru, bu yeni normal dünya diye cilalanan, süslenen, püslenen yaşantıya alışma, razı olma ve normalleştirme.

Ha bir de zaman böyle bir zaman, artık devir değişti, işte artık devir böyle şeylerin devri diyerek de pes etme. Kendinden, değerlerinden, normalinden, edebinden, hayândan, çoluğundan çocuğundan, ailenden vazgeçme.

Şimdi bu kirli dünyanın yanında bir de güzel bir paylaşım yapayım hemen. Hani algı olarak bir Z kuşağı pompalıyorlar ya; kimsesiz olacak, melankolik olacak, amaçsız araçsız hiçbir dünyaya ait olmayacak. Sınırları da olmayacak, sadece dünyalı olacak diye bir model çiziyorlar ya bize. Sanki sadece bu kafa yapısına ait bir gençlik varmış gibi, sadece bu modele uygun geliyor yeni nesil diye böyle karamsarlık, korku ve belirsizlik dayatıyorlar ya. He işte bunlara tıkayın kulağınızı.

İçiniz bu duygularla kaplı, zihniniz bu duyguların kuşatmasıyla tıkanmışsa bir kalkın gidin Teknofest alanına, bir gezin orayı, gözlemleyin orayı. 3 yaşındaki bir kız heyecandan yerinden duramıyor. Annesi dedi ona ki, “Kızım sakin, kızım ne olur bu kadar heyecanlanma, biraz yavaşla” diye mutlu bir şekilde onun peşinde koşturuyor. Bir bakıyorsun Konya’dan ilkokul öğrencileri trafik için ürettikleri projeyi öyle bir anlattılar ki bana ulan dedim size helal olsun. Bir yan masaya geçiyorsun, Ardahan’dan bir köy okulundaki öğrenciler ambulansların böyle sıkışan trafikte daha hızlı hareket etmeleriyle alakalı bir proje geliştirmişler. Ankara’dan liseli 2 tane kız kardeş, engellilerin günlük hayatta karşılaştıkları zorlukları giderebilmek için proje üretmişler. Hakkâri, şimdi ben sana Hakkâri desem aklına sadece terör geliyor değil mi? Hakkâri’deki ortaokul öğrencileri güneş enerjisini daha fazla kullanabilmek ve sürdürülebilir çevreci projelerini böyle heyecanla sunuyorlar, heyecanla anlatıyorlar stantlarını ziyaret edenlere. Yarışmalara hazırlanıyorlar. Yeni nesil, yeni nesil dediğimiz çocuklar Cezeri’ye sahip olacaklar, devrim arabalarının hikâyelerinden çok TOGG’un hikâyesini bilecekler, Gökbey’i bilecekler, AKINCI’ya dokundukları için bu uzay üstü dünyanın kendi ülkelerinde de karşılık bulduğunu yaşayacaklar.

TikTok zehirler, TikTok mahvetti, TikTok bir nesli kaybettirdi belki, evet haklısınız ama orada TEKNOFEST alanında helikopterlerle, AKINCIlarla, Cezerilerle TikTok çeken çocuklar vardı. Akıllarını yeni dünyanın argümanlarıyla kullanan zeki çocuklarımız var bizim ve onlar yabancı falan değil he; senin benim çocuğum yani bizim çocuklarımız.

Evet, belki çok ön plana çıkmıyorlar, belki gösterilmiyorlar, çok haber yapılmıyor onların hakkında, çok like alıp da önümüze de düşmüyorlar belki, işte sosyal medyayı kırdı geçirdi manşetlerinin altında, en çok okunanlar arasında da yer almıyorlar ama o çocuklar buradalar. Merak etmeyin, hepsi de zehir gibiler, farkındalar, ayıklar, uyanıklar, biliyorlar ve hazırlar.

Eğer bizler hep sıkıntıyı, derdi, karamsarlığı ve karanlığı görürsek gözümüzün önündeki ışığı yakmayı akıl edemeyiz. Eğer bizler evlerimizde sürekli negatiflik kusar ve sürekli hayıflanırsak -neye olduğu da hiç önemli değil- gözümüzün önündeki inciyi parlatmayı akıl edemeyiz. Eğer biz devamlı nereye gidiyor bu gençlik, yok işte bu gençlik şöyle, bu gençlik böyle diye konuşmaya devam edersek, bugün orada yani TEKNOFEST’te kalpleri böyle heyecandan güm güm atan çocuklarımızın projelerinin hakkına girmiş oluruz.

Bir de mevzuyu, sıkıntıyı sadece gençlerde görmek de bencilce değil mi? He? Sen ben ne yapıyoruz?(!) Biz çok mu iyiyiz, biz her şekilde tamamız da bir gençlerde mi eksiklik var, umutsuzluk var, karamsarlık var he? Yapmayın Allah aşkına ya.

Asımın neslini görmek isteyen önce Asım olacak. Bir uğrasın festival alanına, yeni Türkiye’nin gençliğini bir tanısın orada, dokunsun birinin bakışına, göz göze gelsin bir çocukla, stantlarda projelerini dinlesin tek tek o çocukların ve hayret etsin, kendine gelsin. Bir dirilsin şöyle, kabarsın omuzları, gözündeki perde açılsın, içi nefeslensin. Bir de buradan baksın gençliğe, gençliğimize değil mi? Yarına dair umutlarımızı o gençlerimizin varlığıyla hayal etsin bir. Nereye gidiyoruz be arkadaş diye diz dövme yerine ulan hakikaten bizim çocuklarımız var ya ülkeyi efsane bir yere taşıyacak sözleri alsın. Bu güveni alın omuzlarınıza, karamsarlığın ağırlığını itin bir kenara ya.

Kusura bakmayın öyle bir doluyum ki hani durduramıyorum kendimi. Ben bu videoyu çekerken neden Yasak Elma konusundan başladım biliyor musunuz? Çünkü eminim ki bu diziyi ötede beride gören ve benim gibi içi şişen birçok dost vardır ve bu dizilerin izlendiğini gördükçe de böyle tırnaklarını yiyip canını sıkıyordur birileri ve bize neyi empoze etmeye çalıştıklarını göstermek için başladım bu konuya ama içinizi ferah tutun. Yarınlarımızın inşasını yapacak olan çocuklarımızda umut da var, akıl da var, yetenek de var, elhamdülillah bayrakları altında artık imkânları da var.

Biz yeter ki evdeki sofrayı koruyalım, evde kaynayan yemeğe sıkı sıkı tutunalım ve evdeki ocağımızı da hep tüttürelim. Çoluğumuzu çocuğumuzu, ailemizi korumak istiyorsak eğer evdeki sofrayı tekrar kuracağız, evdeki tencere yemeğini tekrar yapacağız ve dünden kalan yemeği tavada ısıtıp tekrar getireceğiz o masaya.

Çok iyi anladınız ne demek istediğimi değil mi?

Kalın sağlıcakla.