DÜNYA BU GRUBUN PEŞİNDE! K-POP KİMDİR? – 25 EYLÜL 2021

Fandom, Oppa, Bias, Army, EXO-L…

Tanıdık geliyor mu bu kelimeler size he veyahut da daha önce hiç duydunuz mu? Yok mu, çıkmıyor mu?

Eğer aranızda veyahut da çevrenizde ergenlik çağında çocuğu olan varsa bir de onlara sorun bakayım. Muhtemelen sular seller gibi bilirler ve anlatırlar size bunların ne anlama geldiğini.

Son 5-6 yılda dünya genelinde gençler arasında büyük bir çılgınlık yaşanıyor ve bu çılgınlığın adı da K-Pop yani Kore Pop Müziği.

Rap, Rock, Pop gibi böyle farklı müzik türlerini birleştirerek ortaya çıkan bu yeni tür, büyülü bir dünya sunuyor gençlere. Şarkılara çektikleri o klipler bambaşka dünyalara götürüyor gençleri. İlgi çekici dekorlar, işte rengârenk kıyafetler ve makyajlar, birbirinden çılgın ve zorlu o dans koreografileri.

Özellikle 10-18 yaş arası gençlerin arasında yaygın bir şekilde dinlenen bu müzik türü, tüm dünyayı kasıp kavuruyor desek abartmış olmayız. Bu çılgınlığın en çok etkilediği ülkelerden biri de maalesef Türkiye. Çılgınlık diyorum çünkü ilgi, hayranlık, beğeni gibi kelimeler bu durumu anlatmak için yetersiz kalır.

Çok yakın bir zamanda yaşanan şöyle bir örnek vereyim de çılgınlık derken neyi kastettiğimi daha iyi anlarsınız. Bu K-Pop gruplarının en ünlüsü olan BTS’in kamera arkası videosunda, grup üyelerinden biri dudak kremi sürerken görülüyor. Bu görüntü de sadece 3 saniye sürüyor. Hayranları bu kısa görüntüyü didik didik inceleyerek o dudak kreminin markasını tespit etmiş ve çok kısa süre içinde de markanın satışları patlamış. O dudak kremi, alışveriş sitelerinde dakikalar içerisinde tükenmiş yani yok satmış. Yani iş hayranlık boyutunu aşıp adeta bir bağımlılık gibi bambaşka bir seviyeye ulaşmış durumda. O yüzden bu meseleyi biraz kurcalamak, yaşananlara yakından bakmak gerektiğini düşündük.

Aslında K-Pop’un tarihi taa 1990’ların ilk yıllarına kadar gidiyor ama dünyada ve ülkemizde popüler olması 2010’lu yıllarda başlıyor. Çünkü 2010’dan itibaren akıllı telefonların ve mobil internet kullanımının yaygınlaşmaya başlamasıyla sosyal medya mecraları hayatımızın merkezine yerleşti. Bu da dünyanın dört bir tarafındaki gelişmelerden kolay bir şekilde haberdar olmamızı sağladı. İşte K-Pop da bunun ekmeğini yiyenlerden oldu.

Özellikle şunu bilmek lazım: Kore popunda doğal bir oluşum yok yani sesi güzel olan birinin kendi çabalarıyla bir yerlere gelmesi imkânsız gibi bir şey. Hani vardı ya bizde, İbrahim Tatlıses inşaatta türkü söylüyor, sesi güzel, şöhret oluyor. Burada öyle bir şey yok. Bu sektör, 4-5 tane büyük müzik şirketinin kontrolünde. O müzik şirketleri de her şeyi planlamış, imaj ve iletişim çalışmaları yapılmış, pazarlama stratejileri belirlenmiş. Muhteşem denilebilecek bir sistem kurulmuş yani.

Bu şirketler, seçmeler düzenleyerek binlerce kişi arasından yetenekleri gençleri buluyorlar. Seçilen gençler hemen sıkı bir eğitime alınıyor. Ses, oyunculuk, dans, dil, vokal, görgü ve nezaket gibi konu başlıklarındaki eğitimler günde 18-20 saat sürüyor ve bazen yıllar süren bu eğitimleri başarıyla tamamlayanlardan parlak gruplar oluşturuyorlar. Kore’de bunlara “İdol Grupları” deniyor ve her bir üye artık bir idol haline geliyor. Ancak öyle idol olmanın da bir bedeli var tabii. Grup üyelerinin aşamayacakları böyle kalın çizgiler çizilmiş. Mesela eğer bağlı oldukları şirket isterse estetik ameliyat olmak zorundalar, itiraz mitiraz yok. Erkekler makyajsız kamera karşısına geçemiyor. Vücut ölçülerinin sınırları sözleşmelerle belirleniyor. Kızların kilosunun 50’yi aşması da kesinlikle yasak ve K-Pop idollerinin sütten çıkmış ak kaşık gibi tertemiz olmaları gerekiyor. Asla alkol, işte uyuşturucu bunları kullanmaları ve adlarının skandallara karışmaması gerekiyor. Bu en önemli şart, hayranlarına karşı iyi bir imaj çizmek zorundalar. Her zaman da nazik ve kibar olmalılar. Devamlı gülümsemeleri ve mutlu olduklarını göstermek zorundalar.

Hiçbirinin özel hayat diye bir kavramları yok. Aşk, meşk, sevgili işlerine zaten giremiyorlar. Çünkü K-Pop yıldızları sadece hayranları için var oluyor ve bu konuların hepsi de sözleşmelerle kayıt altına alınıyor. Eğer bunlara uyulmaz da sözleşme dışına çıkılırsa yüklü bir tazminat onları bekliyor. Kölelik gibi bir şey işte. Ben çok bir fark göremedim. Bu uygulamalara dayanamayıp intihar edenler de olmuş zaten ama görünen o ki “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.” anlayışıyla devam ediyor her şey. Çünkü işin içinde büyük para var. Milyarlarca dolarlık bir sektörden bahsediyoruz.

K-Pop gruplarında en az beş üye bulunuyor ve bunların hepsinin de farklı farklı unvanları var. Biri lider oluyor, işte bir başkası solist oluyor, diğeri dansçı oluyor. Bir tane de en küçük üye oluyor. Böyle saçları, kıyafetleri falan rengârenk. Birinin saçı pembe, diğerinin ki yeşil, öbürünün ki mor… Hepsi kendilerine biçilen rolleri böyle hakkıyla oynamaya çabalıyorlar.

Grupların adlarında da genelde böyle kısaltmalar kullanıyorlar. Niçin? Çünkü bu da isimlerin çevrilmesine gerek kalmadan dünya piyasalarında kolay yer edinmelerini ve akılda kalmalarını sağlıyor. Şarkıları sadece Kore dilinde oluyor ama hepsinin içerisine mutlaka İngilizce ifadeler de serpiştiriliyor. Bu da şarkının kulağa takılmasını, dile dolanmasını kolaylaştırıyor.

Bu kadar bilgi yeter herhalde? Şimdi gelelim asıl meseleye yani bu K-Pop gruplarının çocuklarımızın üzerindeki olumsuz etkilerine.

Şimdi aranızda şunu söyleyen olabilir, “Ne var bunda? Hepimiz çocukken, gençken bazı şarkıcılara, oyunculara hayranlık duyduk. Onları ilgiyle takip ettik. Şimdikiler de K-Pop seviyor işte. Ne olacak yani?”  diyenler olabilir ama bu durum öyle sıradan bir hayranlık gibi değil maalesef, çok farklı.

Özellikle erkek gruplarında cinsiyetsiz bir imaj çiziliyor. Rengârenk saçları olan, işte makyaj yapan, vücutlarında tek bir tane bile kıl gözükmeyen erkek K-Pop yıldızları böyle cinsiyetsiz bir kimlik inşa ediyorlar yani “Bir erkek de dudak parlatıcısı sürebilir. Pembe kıyafetler giyebilir. Topuklu ayakkabı veya elbise, etek de giyebilir. Ne var ki bunda?” gibi mesajlar veriliyor. Mottoları: “Yapmak istediğin ne varsa onu yap.”

Her K-Pop grubunun bir de hayran topluluğu var. Bunların da kendilerine has isim ve logoları bulunuyor. Hayranları takip ettikleri gruplara çok sıkı bağlılar çünkü. Grup üyelerinin attıkları her adımı takip ediyorlar, yeni çıkan şarkıları anında dinleniyor, grupla ilgili satılan ürünlerin hepsine sahip olmak istiyorlar. Eğer bunları hakkıyla yerine getirebilirse o hayran grubundaki konumunda yükselme oluyor. Hayran gruplarına öyle bedava da dâhil olunmuyor he. İnternet sitesine girip, kimlik bilgilerini falan vereceksin, üzerine bir de yıllık üyelik ücreti ödeyeceksin. Parayı veren düdüğü çalar sistemini hayran gruplarına kadar indirmişler artık ve bu hayran gruplarında müthiş bir aidiyet hissi oluşuyor. Gençlerin kendilerini anlayan insanlarla beraber olma istekleri, aynı dili konuştuğun, ortak zevkleri paylaştığın kişilerle bir arada olma isteği bu gruplarda karşılık buluyor. Özellikle ergenlik döneminde hem fiziksel hem de zihinsel olarak büyük bir değişim gösteren, işte içine kapanan, ailesinden uzaklaşan, hayata bakış açılarını sorgulayan gençler için bu gruplar bir nevi böyle kaçış noktası gibi.

Gençlerin sorunlarını anlatan, onların da dertlerine çözüm sunan şarkılar söyleyerek, “Kendinizi sevin. İsterseniz her şeyi başarabilirsiniz.” gibi olumlu mesajlar vererek büyük bir bağlılık oluşturuyorlar. İşte bu bağlılık öyle bir noktaya geliyor ki artık gerçek dünyadan kopup hayranı oldukları grubun dünyasında yaşamaya başlıyorlar hayatlarını. İşte bence asıl tehlikeli nokta da burası. K-Pop grubunun yediğini yiyorlar, giydiğini giyiyorlar, grup üyelerinin verdikleri mesajlara göre hayatlarını şekillendiriyorlar. Onların ailevi, dini, kültürel değerlerini kendi değerleri gibi görerek buna göre yaşamaya başlıyorlar yani. Ailelerinden kopuyorlar ve bu uğurda Kore dilini öğrenmeye çalışanlardan tutun da Kore’ye gitmek isteyen, dinini değiştirmek isteyen hatta intihar edenler de oluyor maalesef. Neredeyse bir din gibi görüyorlar bu kültürü.

He şunu da söyleyeyim. Bu konuyu araştırırken K-Pop hayranı gençlerimizin mesajlarına denk geldim. Neden bu müziği ve gruplarını sevdiklerini anlatırken “Ben çok konuşmayan, kendi içime kapanık birisiydim. K-Pop sayesinde insanların arasına döndüm. Kendimi sevmeyi, hayatla barışmayı, hayallerimin peşinden gitmeyi ve asla pes etmemeyi, arkadaşlığı, iyiliği onlardan öğrendim.” gibi şeyler söylüyorlar ve bu tarz yorumlar oldukça fazla.

Demek ki bu noktada bizler yani aileler eksik kalmışız ki çocuklarımız ve gençlerimiz de bu arayışlarını bize yabancı bambaşka bir kültürün insanlarında ve müziklerinde gidermeye çalışıyorlar.

Şimdi peki ne yapacağız?

Öyle bağırarak, çağırarak, yasaklayarak, kızarak, çocuklarımızı suçlayarak bu işin üstesinden gelemeyiz. Eğer bizler yani anne-babalar olarak, çocuklarımızla, ellerine tablet-telefon vererek yetiştirmek yerine daha fazla ilgilenirsek, büyüme evrelerinde onlarla daha iyi bir iletişim kurabilirsek, dertlerini, sıkıntılarını küçümsemeyip onları daha iyi dinlersek ve en önemlisi de kendi işlerimizden ve zevklerimizden biraz ödün verip onlarla daha fazla vakit geçirebilirsek, çocuklarımız da yaşadıkları sıkıntıların çözümlerini başka yerlerde aramak zorunda kalmazlar.

Yani dostlar ezcümle, nasıl ki bu sorunun kaynağında bizim eksiklerimiz, bizim ilgisizliğimiz varsa çözümü için de fedakârlık yapması gerekenler bizleriz. Onun için çocuklarımıza değer vereceğiz. Onları adam yerine koyup doğru düzgün dinleyeceğiz ve ilgiyle, hoşgörüyle, sabırla bu problemin üstesinden geleceğiz inşallah.

Şunu hiçbir zaman unutmayalım. Çocuklarımız ve gençlerimiz bizim geleceğimizdir. Geleceğimizin kararmasına veyahut da karartılmasına müsaade etmeyelim.

Kalın sağlıcakla.