BU KADARINA DA PES! KİM YAPTI BUNU? – 10 EKİM 2021

Günlerdir sosyal medyada canımızı çok sıkan bir konu var…

Böyle elden ele dolaşan bir haber, bir paylaşım… Birilerinin ‘’Yapma yaaa öyle mi demiş, tabi der nasıl olsa tuzu kuru’’ deyip böyle ağzına geleni söylediği, hakaretler küfürler savurduğu, bir başka kesiminde, ‘’Ya bana mı kaldı şimdi buna cevap vermek, durduk yere okları mı üzerime çekeyim’’ deyip kafasını kuma gömdüğü bir konu.

Habere bakıyorum, okuyorum. Tarihine bakıyorum, ‘’Tam olarak ne dedi de bu kadar yükleniyorlar’’ dedim… Manzara da amaç da çok farklı…

Evet, maalesef gerçeği nedir diye araştırılmadan, çarpıtılarak paylaşılan ve haysiyet cellatlığı yapılan bir konu… Gördükçe doldum ve böyle doldum doldum, kime kızsam, içimdeki öfkemi kime, nereye döksem bilemedim. En sonunda dedim ki benim elimdeki tek ve en etkili mecra burası, bende buradan birilerine haddini bildirmek, birilerine de hak ettikleri sitemi ederek seslenmek istedim… Belki rahatlarım…

Olay aslında yeni değil, taa 2015 yılına kadar geri gidiyor. Yeni Şafak gazetesinin 29 Mart 2015 tarihindeki pazar ekinde yayınlanan bir konu. O konu bugün ters yüz edilerek, sanki yeni bir söylemmiş gibi, dediğim gibi içeriğini tamamen değiştirip yeniden gündem oldu.

Mevzunun ne olduğunu daha söylemedim değil mi?

Mevzu şu, kısaca anlatayım dostlar.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın mutfak tercihleri ve sade yaşam üzerine aktardığı ‘’Sade hayat Saray mutfağında’’ başlığıyla bir içerik yayımlanmış Yeni Şafak’ta.

İşte külliyenin mutfağının mütevazı olduğu, Anadolu’nun geleneksel mutfağından bir farkının olmadığı, Emine Erdoğan’ın limon ve elma kabuklarını bile ziyan ettirmediği, onlardan sirke kurdurduğu, böyle israftan uzak sade sofralar hazırlattığı anlatıyor… Kendilerinin ne tür yemekleri tercih ettiğini, hatta belirli günlerini de oruçla geçirdiği yazıyor.

Herkesin bildiği bir şey var. First Lady Emine Erdoğan geleneksel ve katkısız üretime çok önem veriyor. Mutfağa giren her gıdanın içerik bilgisini araştırıp, nereden geldiğini, tohumun kaynağını sorguladığı da yer alıyor yazıda.

Buraya kadar her şey tamam… Bir sıkıntı yok. Konu daha sonra, kurutulan meyve ve sebzelere geliyor. Asıl mevzu burada. Yani çarşı burada karışıyor. O muhalif kesimin sazanların paylaşa paylaşa doymadığı Mango kurutma meselesi…

Doğal yaşamın önemini mutfağa taşıyan Emine Erdoğan bunu yurt içi ve yurt dışı gezilerinde de mümkün olduğunca hayata geçiriyormuş… Doğal yaşamın ve doğal beslenmenin yaygınlaşması için yeni projeler geliştiriyormuş. Ülkelerin lider eşleriyle bir araya geldiğinde doğal ve sağlıklı beslenme,  üzerine sohbetler ederek fikir alışverişinde bulunuyormuş… Zaten bu doğal yaşam konusu sık sık First Lady’lerin sohbetinde gündeme geliyormuş…

Bunları nerden biliyorum, çünkü Yenişafak gazetesinde yayınlanan röportajın tamamını okudum. Bunların hepsi orada yazıyor.

Neyse, röportaj yazısında 2015 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Mali Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita’nın eşi Aminata Keita’yla arasında geçen bir diyalogu aktarıyor Emine Erdoğan.

İşte buraya dikkat…

Mali Cumhurbaşkanı’nın eşi, Emine Erdoğan’la sohbet ederken ülkesinin mango cenneti olduğunu, ancak bu meyvenin çok kolay bozulduğunu, yani raf ömrünün uzun olmadığını bu nedenle ihracat yapamadıklarını söylüyor. Emine Erdoğan da bunun üzerine Mali Cumhurbaşkanı’nın eşine “Mango kurusu yaparak ihracatı artırabilirsiniz” önerisinde bulunuyor.

Bilirsiniz, Anadolu’da böyle kayısı, incir, erik, elma, üzüm gibi meyveler kurutulup geçim kaynağı olarak kullanılır. Emine Erdoğan da bunu örnek göstererek fazla meyvelerin kurutularak saklanabileceğini söylüyor. Böylelikle ‘’Mango kurusu yaparak hem meyveleri ziyan etmemiş hem de ihracatınızı artırmış olursunuz.’’ diyor.

Şimdi bazılarınız, ‘’Eee ne var bunda? Emine Erdoğan gayet akıllıca bir tavsiyede bulunmuş. Zaten kurutma işlemi bizim ata sporumuz, bu fikri diğer ülkelerle paylaşmak da güzel bir davranış.’’ diyebilir.

Ben de öyle düşünüyorum zaten. Ama birileri maalesef bizim gibi düşünmüyor dostlar.

Hemen hemen 7 yıl önce iki First Lady arasında yaşanan bu diyalog, 2021 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a yönelik itibar suikastına dönüştürüldü.

Evet, evet… Bu röportajdan bazı cümleler böyle cımbızla alınarak 7 sene sonra bambaşka şekilde yeniden servis edildi. Hem de böyle özellikle bu zaman beklendi. Tam market zamlarının sebzelerin, meyvelerin yani mutfak ihtiyaçlarının gündemde olduğu bir zamanda gündeme getirildi.

Yani dostlar bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın eşi, ailesi üzerinden algı çalışması yürütülüyor. Yazılanları, söylenenleri hele hele yorumları görseniz vallahi mideniz bulanır. Bunun adı siyaset olamaz, bunun adı muhalefet de olamaz, bu başka bir hastalık boyutu yani. Tabi birileri bakmadan, araştırmadan, neyin ne olduğunu merak dahi etmeden ‘’Fırsat bu fırsat’’ deyip oh yardır babam yardır yaptı. Elden ele, sayfadan sayfaya, ekrandan ekrana taşıdılar bu olayı. Başka birileri de hiç sesini çıkarmadı, konuya tabiri caizse Fransız kaldı…

Kim mi bunlar? Öncelikle bu konuyu servis edenlerden başlayayım.

İlk olarak bu algı haberi “Rapor Türkiye” isimli provokatör tetikçi bir twitter hesabı tarafından paylaşıldı. Attıkları başlık da şu, ”Emine Erdoğan’dan mutfakta tasarruf önerisi: Mangoyu kurutup saklayın.”

Dedim ya, Marketlerde fahiş fiyat konusunun gündem olduğu bugünlerde ellerinin altında beklettikleri bu pazar eki görselini sanki Emine Erdoğan bugünlerde bizim vatandaşlarımıza ”mangoyu kurutup yiyin” tavsiyesi vermiş gibi servis ettiler.

Tabi böyle bir paylaşım yapılınca siyasetini yalan ve iftira üzerine kuran CHP tarafından da hamle gecikmedi. Hani bir tane eleman var. Milletvekilliği vazifesini sadece provakatif eylemlerim en ön safında olarak, her klavye başına geçtiğinde de, ‘’Acaba iktidarı nasıl karalarım. Bugün kime iftira atarım, kime nasıl saldırırım, nasıl algı yaparım’’ düşüncesiyle harcayarak yalan dolan paylaşımlar yapan CHP milletvekili Mahmut Tanal.

Bu Mahmut Tanal bu haberi görünce doğrusunu, yanlışını araştırmadan hemen sazan gibi alıntılayarak, üzerine de birkaç bir şey yazarak hop tweetledi.

Tekrar söylüyorum, yani bu mango kurutma önerisini sanki Emine Erdoğan Türkiye’deki vatandaşlara söylemiş gibi çarpıttı. He bir de malum öğrenci yurtlarında sıkıntı varmış gibi haberler yapıyorlar ya bu aralar. Bu Tanal onu da kullanarak, ”öğrenciler yurt bulamıyor birileri mango kurutmayı öneriyor” diyerek algı üstüne algı patlattı.

Yani şimdi benim bu karakter yoksunu adama ekstradan diyecek bir lafım yok. Çünkü bu kişiye söylenmesi gereken ne varsa eğmeden bükmeden söyledim videolarla. Ekleyeceğim de çok bir şey yok. Ama ben bu edep yoksunu kişinin partisine sormak istiyorum: Böyle bir ahlaksız adamı, bir kadınla alakalı haysiyetsizce algı yapmaya çalışan kişiyi içinizde nasıl barındırıyorsunuz? Bu dille siyaset yapan adama söyleyecek bir iki çift lafınız yok mu? İdeolojik hırsınız, nefretiniz, kininiz, insanlığınızı veya adamlığınızı bu kadar mı yok etti? Bu kadar mı gözünüz döndü sizin?

Yok, yok… Kendi partisinden hiç kimse ona bir şey söylemiyor. Anlamıyorum. O zaman müsaadenizle ben bir cümle daha söyleyeyim ona;

Ey ahlaksız utanmaz adam! Siyaset de, muhalefet de meydanda sandıkta yapılır. 20 yıldır sandıkta deviremediğiniz, aklın sıra canını yakarım düşüncesi ile muhalefet edeceğim dediğin adamın eşine, kızına, çocuğuna, ailesine saldırarak siyaset yapmış olmazsın. Ancak aşağılık bir sünepe olursun…

Yeter mi bu? Yok, hak etti onu. Boşver, aslında çok şey söylerim ama neyse…

Şimdi bu konu gündeme geldiği günden beri sosyal medyayı ve TV kanallarını yakından takip ediyorum. Bakıyorum bakıyorum ama beklediğimiz tepkiyi maalesef kimseden göremiyorum. Kimse bu ve buna benzerlerine doğru düzgün cevap vermiyor arkadaş!

Eyyy Recep Tayyip Erdoğan’ın gölgesinde serinleyenler, eyyy Recep Tayyip Erdoğan sayesinde hayal dahi edemeyeceği makamlara kurulanlar, size sesleniyorum!

Kaldırın kafanızı, biraz sesiniz çıksın ya… Liderinin, peşinden gittiğin adamın namusu senin namusundur, ailesi senin ailendir… Senin ailene, senin eşine böyle saldırılsa, böyle haysiyet cellatlığı yapılsa sen ne yaparsın? Susup kenarda mı beklersin yoksa, “Dur şimdi durduk yere kimseyle çatışmaya girmeyeyim’ mi dersin? Ya arkadaş biraz kendinize gelin ya, bir sahip çıkın, bir tepkinizi ortaya koyun. Bırakın ince hesabı kitabı, aklınızdaki küçük küçük planları, acabaları ya, şimdileri kenara koyun. Biraz vefalı olun. Size verilen koltuğa tutunmak yerine davaya tutunun. Recep Tayyip Erdoğan’a, onun eşine, çocuklarına hakaret edenlere, saygısızlık yapanlara, cevap verin, ses çıkarın, bağırın, görmezlikten gelmeyin.

Yeter ya…

Bir de, ‘’Yok sosyal medyada zayıfız, yok gündemi karşı mahalle belirliyor.’’ gibi mavallar okumayın kimseye. Sen sanki dünyaları aldın karşına da, millete laf atıyorsun… Neyi bekliyorsun, hangi ortamı kolluyorsun? Bırak milleti arkadaş! Sen kaldır ortalığı ayağa, sen kalk bu Mahmut Tanal denen yalancıyı, bu itibar düşmanını, bu belden aşağı vurmayı siyaset zanneden ahlak yoksunu adamı git mahkemeye şikayet et. Bir dava aç ona. Sosyal medyada yazdıklarının, paylaştıklarının altına sen de okkalı okkalı cevaplar yaz. Oturt onu kıçının üstüne. Onun adı nerede geçiyorsa yalancı edepsiz diye bir sıfat koy isminin başına. Biraz mücadele et.

Bir yerde görünce de bu Mahmut Tanal’ı vatandaş olarak geç karşısına, ‘’Sayın vekil yaptığınız ahlaksızlıktır, siz bir kadın hakkında neden yalan konuşuyorsunuz, neden bir kadını millete hedef gösteriyorsunuz, senin eşin ailen çoluk çocuğun yok mu?, sende hiç utanma, arlanma yok mu?’’ diye böyle vur yüzüne arkadaş.

Beyler, zor bir zaman diliminin içerisindeyiz. Yüz yılda bir nasip olan bir liderle cenk meydanındayız. Ya olacağız, ya da yok olup gideceğiz. Bu mücadele günlük hesapların yapıldığı, konjonktüre göre tutum sergileyeceğimiz bir mücadele değildir. Bu mücadele hak ile batılın mücadelesidir…

Onun için dostlar şunu söyleyeyim. Bizim artık zayıflığa, korkaklığa, acizliğe tahammüllümüz yok. Bizim artık bu Mahmut Tanal vari adamlara kayıtsız kalma gibi durumumuz yok. Bizim artık Recep Tayyip Erdoğan’ın çevresinde sadece koltuk doldurmaktan başka bir işe yaramayan adamlara ihtiyacımız yok.

Bizim neye ihtiyacımız var biliyor musunuz dostlar? 

Ayağa kalkıp sesini çıkaran adamlara ihtiyacımız var. Bu Mahmut Tanal’a, bu Mahmut Tanal gibi çapsız batı kuklalarına ve ona gıkını çıkarmayanlara haddini bildirecek adamlara ihtiyacımız var.

Artık her videonun sonunda bunu söylüyorum, söyleyemeye de devam edeceğim.

Savunma dönemi bitti… Kapandı o devir…

Bundan sonra haklı olduğumuz ne varsa orda atağa geçiyoruz… Bundan sonra bir diyen bin işitecek bizden…

İşinize geliyorsa.

Kalın sağlıcakla.