ERDOĞAN İŞARETİ VERDİ RU-BE-RU – 17 Ocak 2021

Hepimiz dijital sistemin gönüllü kurbanları olduk amaa her ne kadar gönüllülük esas olsa da bu çarkın yapay dişlileri olmak için hiçbir mecburiyetimiz yok! Bu böyle biline!

Aylardır bir salgın endişesi içindeyiz, toplumun da dışında kaldık. Bu ayrılık da haddinden fazla uzun sürdü. Anadolu’da bir tabir vardır:

 “İnsan gözden ırak olunca, gönülden de ırak olurmuş!”

Ve bunun üzerine bir çağrı geldi, bu mesafenin artık fazla aşıldığı gözlemlenmiş olmalı ki gönül birlikteliğiyle yetinmek yerine, ele ele vermenin; gönül gözüyle görmenin değil de, dünya gözüyle görmenin, gereğine vurgu yapıldı.

Eee kader gayrete âşıktır derler ya dostlar!

Gayreti olanın imkânı, imkânı olanınsa seveni çok olur! Ayrıca şunu da hemen söyleyelim:

 “Akarsuyun başı kalabalık olur.”

Siz hiç gördünüz mü bataklığın ya da durgun suyun başında insanların huzurla oturduğunu? He? Durağanlık devir daim olmadığı için bir zaman sonra pislik membasına dönüşür. Durgun suların başını da sinekler, ivezler, kurbağalar bekler ama berrak ve hiç durmadan çağlayan suların başını nezih insanlar bekler. Akarsu, huzur verir adama; insanın derdini tasasını dinler, dinler de alıp götürür bunalmış sinelerin efkârını! Nerede ihtiyaç varsa, su oraya doğru akar. Hz. Mevlana’nın dediği gibi:

“ Sadece susayanlar su aramaz, su da susayanları arar durur.”

İnsan oturduğu koltuğun rahatlığından dolayı, çoğu zaman rehavete kapılır. Doğrudur! Arada bir tebdilimekân yapmakta fayda var dostlar! Olduğu kadarı keyfe kâfi diyenler; uzaktan konuşmayı yeğler, dokunmadan sevmeye alışırlar, duyduğunu aktarmakla yetinir, kopyala yapıştır tembelliğiyle paslanır dururlar. Sayın Cumhurbaşkanımız da işte ruberu yani yüz yüze terimini gündeme getirerek uzaktanlığın araya mesafeler koyacağının, bunun aksine yerinden ve yakındalığın samimiyet ve çalışkanlık oluşturacağının, sinyalini vermişti.

Açıktan davet var dostlar! Yerinden kalkıp en yakınlarından başlayarak nabza en uygun şerbeti yudum yudum verme zamanıdır! Kim nasıl anlıyorsa, kimin neye ihtiyacı varsa, dilsize dil, elsize el olma zamanı! Yol kesen değil, yolları bileğinin hakkıyla ve içindeki sevdayla açan, odun ateşi gibi böyle içten içe cızırdayarak, dokunanı yakmadan, sokulanı kovmadan bu davanın yüreği geniş, civanmert bir o kadar da bahadır sinelere ihtiyacı var dostlar!

Eveet! Ruberu yani yüz yüze dedi Sayın Cumhurbaşkanımız. Açık açık da davet etti. Bu davete kulak kabartmayanın, mertliğinden şüphe edilir. Hatta, “Şüphe etsek kaç yazar?” demesin kimse, şüphe insanı kemirir içten içe. Yok olur gidersin. Sen yok olurken o kurulduğun mevkin de taşlanır, yuhalanır ve taş sadece sana dokunmaz, davana da dokunur. Bu davanın vebali de öyle kolay kolay ödenmez. Mesele şeytana pabucu ters giydirecek bir akıl arayışı değildir, mesele şeytanla ortaklık etmeyen sözü de özü de bir olan insan arayışıdır.

Şöyle bir bakın etrafa. Artık eşkıyalar, eskiden olduğu gibi sadece dağlarda yol kesmiyorlar. Bunun yanı sıra da dur durak da bilmiyorlar; şehirlere iniyorlar, Anadolu’yu işgal etmeye çalışıyorlar. Nerede bir yem varsa, orada otağ kuruyorlar. Yalnız buldukları, savunmasız gördükleri her ıssız değerin her kimsesiz sanılan eserin dibinde bitiyorlar ve bu utanmazların arsızca ve ısrarcı tutumu, biraz da bizim dava ruhu taşıyanlarda olsa keşke. Kusura bakmayın, biraz öz eleştiri yapmamız lazım. İnancı uğruna, dininin, dilinin, bayrağının, ecdadının, eserinin ve dahi gelecek nesillerin uğruna ısrarla ve gayretle mücadele azmi ne zaman oluşacak benliğimizde? He?

Yerine kurulup koltuğuna yapışanların yeri değiştirilmedikçe, servetiyle övünenlerin o rozetleri sökülmedikçe; ne Hakk’ın ne halkın ne de haklının yanında durmayanın maskesi düşmedikçe korkarım bu rehavet bizim yanan meşalemizi söndürecek. Dilerim ki hakkını veren daim, veremeyen azlolur da bu hakikatli yol hakkıyla yürünür.

Yürümek, ilerlemektir.

Kimin, oturduğu yerden ilerlediği görülmüştür ki? He? Bu oturanlar da halk nezdinde millî birliğe ve bütünlüğe hizmet etmek uğruna yemin etmişlerdir.

Sadece birkaç yiğit yürek ve can siperhane bayrağı elinde yükseltiyor. Lakin nereye kadar sürecek bu? Destek olunacağı yerde tembellik göstererek, köstek olmak için çalışmak ancak ve ancak devlete ve davana ihanettir.

Silkelenmek ve üzerine bulaşan rahatlık tozlarından kurtulmak gerekir. Evet ağırız, canımız ağır oldukça da canımızı yakıyorlar. Biz ruhumuzu dinlendirdikçe, birileri emekçi övüncü taşıyor. Karış karış, şehit kanlarına bulanarak alınmış bu vatan toprağı, uzaktan emirlerle yönetilmeyi değil; birebir, halkla göz göze, el ele, yürek yüreğe, aynı bir kuşun kanatları misali böyle çırpınmayı hak ediyor.

Anlatmak… Olanı, biteni, duyana duymayana; doğruyu, yanlış; yanlışı, doğru sayanlara; hep bir ağızdan değil, tek tek, kapı kapı haykırmak gerekiyor. İşte Sayın Cumhurbaşkanımızın ruberu derken söylemek istediği tam da bu. Yüz yüze, yakın hatta daha yakın. Yola çıkarken ki kararlılığı hatırlatmak babında ve yorulmak bilmeyen dillerin hatırasına hürmeten… En azından uzaktan değil, en çoğundan yüz yüze!

İşte duracağımız nokta. Başka da ekleyeceğim bir şey yok nokta.

Kalın sağlıcakla.