MOSTAR’I KİM YIKTI? – 14 KASIM

Bazı acılar vardır, böyle unutmak istemezsin; kalbinde, yüreğinde zaten vardır o. Ciğerlerinin en derininde o acı zaten saklıdır ama bir de onu gezerken, dolaşırken, yürürken, yaşarken de herkes görsün herkes bilsin istersin. Elinde, yüzünde, gülümseyişinde, gözlerinin içinde dahi o acı yaşasın istersin.

Bosna benim memleketim. Bosna benim gençliğimde ortaokulda okuduğum dönemde okuldaki arkadaşlarla para toplayıp “Sizin yanındayız biz.” dediğim kardeşlerimin memleketi. Saraybosna burnumuzun direğidir. En ufak bir sıkıntı da sızlar o direk.

Bosna’da o acıların izleri bir ömür silinmiyor, silinmeyecek de. Bosna’daki o hüzün havaya vurmuş, gökyüzünü kaplamış, sokak aralarına taşınmış, duvarlarda asılı kalmış, fotoğraf albümlerinin arasında sıkışmış.

Yok yok, bu videoyu izlerken ağlayacak olursanız da durdurun kendinizi, sakın ağlamayın.

Aynı kaptan yemek yiyen o komşuları, o aynı köyde bir arada yaşayan insanları, o iki köprü arasında kalan insanları birbirine düşüren, o insanları savaşa iten eller var ya, asıl onların kaybettiğini anlatacağım size. Onun için ağlamayın, aksine gururlanın.

Gittiğim her yerde, bütün şehirlerde Mostar’ı anlatıyorum. Bundan tam 28 yıl önce. Bosna’da savaş devam ediyordu ve 427 yıl ayakta kalmış bir köprüdür Mostar ama bizim için sadece bir köprü değildi. Neretva Nehri’nin üzerinde Boşnak ve Hırvatların kardeşçe yaşadığı, 2 yakayı birbirine bağlayan bir kilit taşıydı Mostar. Manevi bir köprüydü yani. Gelenekten geleceğe uzanan dünya tarihini de ağırlıyor bu köprü. Farklı kültürler, birikimler, kırmadan, incitmeden üzerinde kızgınlıkları, savaşları, barışları, okula giden çocukları, çorap satan kadınları, nehrin öbür ucunda oturan arkadaşlarını ziyarete gidenleri, hastaları, yalnızları, büyük kalabalıkları ağırlıyor Mostar. Nişanlı gençler Mostar’dan Neretva’ya atlıyor. Bayramlarda yani kıymetli günlerde büyük küçük herkes sırayla bu köprüye yürüyor. Kimi böyle ağır aksak yürüyor kimi koşar adımlarla geçip gidiyor bu köprüden yani kısacası Saraybosna’nın kalbi Mostar’da atıyor.

Böyle neresinden bakarsanız bakın Mimar Sinan’ın ya eli ya da aklı buraya değmiş diyorsun görür görmez. Mostar’ın karşısına dikilince o da sana diyor ki “ben burada olduğum sürece sen de buradasın ve burada olmaya da devam edeceksin.” Bu duyguyu Mostar’ı ilk gördüğünde iliklerine kadar hissedeceksin emin ol.

Mimar Sinan’ın öğrencilerinden olan Mimar Hayreddin inşa ediyor Mostar’ı. Bu ihtişamlı köprü yüzyıllarca Balkanlardaki mührümüz oluyor. Öyle güçlü, öyle dik duruyor ki Balkan Savaşı sırasında binlerce bombalamaya, taramaya, ateşe rağmen ayakta kalıyor ve o ayakta kaldıkça umudu taze kalıyor Müslümanların, o yıkılmadıkça daha da sarılıyor Müslüman Boşnaklar cepheye, daha da güçleniyor Müslümanlar. Tabii o köprüyü yıkmak isteyenler şaşkın. Bu işte bir terslik var. Onca bombaya rağmen, onca ateşe rağmen nasıl ayakta kalıyor bir köprü? Yani insan eliyle yapılan bir köprü bu kadar silaha, bu kadar ateşe karşı nasıl yıkılmaz? Nasıl böyle kalır ve nasıl halen daha bize böyle kafa tutar diye oturuyor düşünüyor Hırvatlar. Gece gündüz kafa patlatıyorlar. Bir oradan bakıyorlar bir buradan bakıyorlar, bir oradan düşünüyorlar. Çeviriyor bir daha bakıyor, ölçüyor, tartıyor… Tabii bu arada Mostar ateş almaya ve bombalanmaya da devam ediyor. Sonra sırrı buluyorlar.

Bu kadar savaş bombasına karşı nasıl hala yıkılmaz bir köprü diye gece gündüz içlerini kemiren o sorunun cevabını buluyorlar. Ne biliyor musunuz? Mostar’daki kilit taşını buluyorlar. Ustalık şaheseri olan ve Osmanlı mimarisinin mihenk taşı olan kilit taşını tespit ediyorlar ve günlerce yıkamadıkları Mostar’ı kilit taşına yağdırdıkları bombalardan sonra 1 saat içinde yıkmayı başarıyorlar. Savaş 3 yıl sürmüş ama Mostar’ın yıkılmasının ardından yakılan o ağıtlar kadar yanmamış hiç kimse, bu kadar çaresiz bu kadar yalnız ve bu kadar savunmasız hiç hissetmemiş Boşnaklar kendini. Mostar’ın gözleri önünde dualarla inşa edilen taşları nehre düştükçe nehir buz kesiyor. Bir daha akmamaya yemin ediyor adeta, öyle tutuyor kendini.

Mostar yıkıldı, dünya yine sessiz. O sebepsiz savaşın içerisinde kayboldu. Geçmiş, gelecek, medeniyet… İşte o zaman diyor Aliya bu sözü: “Bunu hiç unutma evlat. Batı hiçbir zaman medenî olmamıştır ve Batı’nın bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”

Savaşın ardından 2000’li yılların başında Türkiye’nin de girişimiyle Mostar yeniden ayağa kaldırılıyor. Dün Mostar’a bomba atanlar sonra Mostar’ın restorasyonu için para göndermeye kalkıyor. Akılları sıra kendilerini ve silahlarını aklamak istiyorlar. Zaten yapabilecekleri en iyi şey de buydu çünkü ve aynen de bunu yapıyorlar. 7 yıl sürüyor ayağa kalkması Mostar’ın ve yeniden ayağa kalkıyor hem de herkesin huzurunda.

Şimdi bugünlerde Saraybosna’da yeniden bir gerilim ve yeniden bir siyasi gerginlik politikasıyla böyle bir şeyler fısıldamaya başlayanlar baktılar ki Saraybosna Aliya’sız yetim ama sonradan gördüler ki Saraybosna Aliya’sız kalsa da, Saraybosna’nın arkasında Türkiye var. Yani dostlar Saraybosna’da her daim seni, beni bekleyenler var. Sana, bana evlerini açacak, yorganlarını serecekler var. Aliya’sız Saraybosna’yı kimsesiz görmeye çalışanlar çıkarmak istedikleri o siyasi krizden sonra yine anladılar ki Saraybosna kimsesiz değil, onun arkasında Payitaht var, Osmanlı var, Türkiye var arkasında.

Şimdi kim hangi dilden anlıyorsa bundan sonrasını o dilden çeviri yaparak dinlesin ama birileri duruş görmek istiyorsa Mostar’a baksın.

Birileri tarihte iz bırakmak istiyorsa Mostar’ı örnek alsın.

Birileri kim olduğunu hatırlayıp böyle gururlanmak istiyorsa Mostar’ı hatırlasın.

Birileri evladı Fatiha’nın ne demek olduğunu anlamak istiyorsa okumaya Mostar’dan başlasın.

Birileri yapılan köprüleri sadece betondan ibaret sayıyorsa Mostar’daki o manayı kavramaya çalışsın.

Birileri neden Boşnaklarla kardeş sayılıyoruz diye tereddüt edecek olursa gitsin Mostar’a baksın.

Birileri Saraybosna’da, Türkiye’den geldim deyince her evde sana açılan kapıların sebebini merak ediyorsa Mostar’daki sırrı çözsün.

Birileri tarihi aldatmaya, tarihi hafızamızdaki izleri silmeye kalkarsa yalanla, algıyla, kurmaca kahramanlarla yeni tarih yazmaya kalkarsa onlara ilk Mostar’ı gösterin Mostar’ı! Mostar’daki o dik duruşu anlatın önce.

Hani birileri Müslümanlardan sanatçı çıkmaz, Müslümanlar sanattan anlamaz derse onlara Mostar’daki sanatı gösterin ve susturun onları. Mostar’daki estetikle, zarafetle utandırın onları.

Birileri sizi böyle köşeye sıkıştırmaya, korkutmaya, bastırmaya kalkarsa Mostar’ı getirin aklınıza, doğrulun yeniden, kalkın ayağa ve birileri ne kadar aksini iddia ederse etsin o topraklarda Saraybosna kalacak, diğer her şey gelip geçecek ama Saraybosna kalacak.

Onun için 84 milyon koca bir millet olarak söylüyoruz:

Biz seninleyiz Bosna ve Bosna da bizimledir. Biz Bosna’yı seviyoruz. Bosna bize atalarımızın yadigârı, Aliya’nın da emanetidir ve kıyamete kadar o emanete sahip çıkacağız.

Evet, biz Bosna’yı seviyoruz hem de bir anne evladını nasıl severse karşılıksız, işte biz de Bosna’yı aynen öyle seviyoruz.

Kalın sağlıcakla.