NEREDEN ÇIKTI BU PAZAR TANZİM SATIŞLARI – 12 Şubat 2019

Uzun zamandır anlatmak istediğim bir hikaye var. Ne zaman anlatayım desem araya mutlaka bir şey giriyor, hep kaynıyor bu hikaye. Ama bugün tam yeri ve zamanı.

Nasrettin Hoca’nın hikayesini duymuşsunuzdur;

Oğluyla birlikte köye gidiyor. Oğlunu eşeğe bindirmiş, kendisi de eşeğin yanında yürüyor.

Karşıdan bunları görenler;

— “Ak sakallı adam yürürken bacak kadar velet eşekte gidiyor. Zamane çocuğu işte, hepten bozulduk” demeye başlamışlar.

Hoca bunları duyunca, oğlunu indirip kendisi binmiş eşeğe. Az daha ileride bunları görenler;

— “Vayy be, koca adama bak! Bacak kadar çocuğu yürütüyor, kendisi eşeğe binmiş. Bunda hiç insaf yok.” demeye başlamışlar.

Hocanın kafası iyicene karışmış. Bu sefer, oğlunu da arkasına bindirip, yollarına devam ediyorlar. Az ilerideki bir kaç kişi;

— “Yav zavallı hayvan! Bu sıcakta ölecek ya! Hiç acımadan iki kişi birden binmişler üstüne!” diye söylenmeye başlamışlar.

Hoca bunları duyunca oğlunu indirmiş, ardından kendi de inmiş eşekten. Eşek önde, bunlar arkada yollarına devam ediyorlar. Biraz sonra, köy kahvesinin önünden geçerken kahvedekiler;

— “Amma aptalmış bu hoca, eşek bomboş gidiyor, kendisi oğlu ile kan ter içinde arkasından koşuyor!” diye konuşmaya başlamışlar.

Hocanın artık burasına gelmiş, dayanamamış. Oğluna dönüp:

 “Gördün mü oğul, bak her kafadan bir ses çıkıyor. Şu dünyada kimseyi hoşnut edemiyor, kimsenin dilinden bir türlü kurtulamıyorsun! İyisi mi, kimseye kulak asmayacaksın ve kendi bildiğin doğrudan şaşmayacaksın.” demiş.

Şimdi bu hikayeyi nereye bağlayacağım… Bilirsiniz Anadolu toprağı bereketlidir, vefalıdır, merhametlidir… Bu topraklar evlatlarını aç bırakmaz. Evlatlarına ihanet etmez bu topraklar. Yalnız kasadaki çürükler, yani tefeciler, komisyoncular, fırsatçılar fiyatlar artsın diye piyasaya mal sürmeyen stokçular, milletin cebindeki helal paraya göz dikenler uzun zamandır bir operasyon peşinde. Ya da şöyle diyeyim peşin-deydi.

Şaşırdık mı? Tabi ki HAYIR. 24 Haziran seçimleri öncesi patates soğanı stoklayarak “Millet soğan ve patates bile yiyemiyor” dedirtmeye çalışan o namussuz üst akıl, 31 Marta giderken de “Vatandaş pazara çıkamıyor, sebze meyve fiyatları el yakıyor, batıyoruz, bırakın sihaları ihaları, yok bilmem yerli otomobil, yok bilmem uçak motoru, bırakın bunları vatandaşın cebini toparlayın cebini” yaygaralarıyla yine aynı algının peşindeler.

Sonra duruma el atıldı, Ticaret Bakanlığı, 5 ildeki hallerde yapılan operasyonlarda sebze ve meyvelerin alış ve satış fiyatlarında yüzde 800‘lere varan fahiş fiyat artışları tespit ettiklerini belirtti ve gerekli yerlere gereken cezalar kesildi. Bununla da yetinmeyen hükümet 90lı yıllardaki o fahiş ekmek zamlarını nasıl Halk Ekmeği kurarak durdurduysa aynı taktikle pazar tanzim tezgahları kurarak bir anda sebze ve meyvede yüzde 400-500 indirimi sağladı.

Vatandaş mutlu. Bak ne güzel oldu di mi? Aslında topyekün bir ohh çekip rahatlamız lazım? Ama yook.

Dün devlet neden pazarda vatandaşını görmüyor diyenler bugün dünya lideri olmaya aday devlet kabzımal mı pazarcı mı oldu diyorlar?

Dün soğan cücüğünü açıklayın diyenler? Bugün yahu arkadaş, pazarcı esnafına yapılan zulümdür bu, devletin işi gücü yok da pazar tezgahı mı kuracak, bu pazarcıları siz bitirmeye mi çalışıyorsunuz? demeye başladılar.

Yani dostlar, anlayana manzara ortada. Derler ya, it ürür kervan yürür. Bu itler ürümeye devam ederken biz de yürüyüşümüze durmadan yorulmadan devam edeceğiz.

Çünkü biz sırf muhalefet etmek için köşe kapmaca oynayan, boş boş söz söyleyen olmadık, olmayacağız da. Biz omuzlarımızdaki yükü gönülden inanarak taşıyanlardanız. Çünkü bizimkisi bir aşk hikayesi. Ve bunu sadece aşık olabilenler anlar.

Kalın sağlıcakla