NETFLİX’İN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ! EVET, BİZ PARANOYAĞIZ – 7 Mayıs 2018

Kirli kalemlerin, ipin ucunun kimlerin elinde olduğunun, eğer uyanık olunmazsa medyanın yanlışları nasıl gerçek, zalimleri nasıl mazlum gösterdiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Ya da artık biliyoruz.

Son dönemde dijital kanalların, akıllı telefonların, yapay zekâların hayatımızın içine yerleştirilip vicdanın ve merhametin ötede tutulduğu yeni çağın adına ‘Milenyum Çağı’ diyorlar.

Yeni toplumsal düzeni de çağdaş, global düzen diye pompalıyorlar, peşi sıra içlerindeki tüm kiri, pisliği…

Her ana, her yaşa, her moda, her kimlik ve kişiliğe uygun sınırsız içerik üreten Netflix platformu ne kadar da düşünceli değil mi?

Adamlar bize diyor ki, sen yorulma, sen hiç düşünme, sen dert etme, sen kafanı yorma, bak burada hazırı var, hem kumanda/mouse elinde otur yerinde, bin bir çeşit içerikten seç seçebileceğini, bak keyfine.

İnan bizi düşünüyorlar, yoksa akıllarına gelmez perde arkasındaki oyunlar, görüntü içlerine yerleştirilmiş mesajlar, subliminal kumpaslar.

Öyle mi?

Bakın İspanyol yapımı La Casa De Papel… Kime sorsan “müthiş kurgu, harikulade sürükleyici, abi adamlar yapıyor ya, sektöre yeni bir soluk, son dönemin en iyisi.” (Haddi layynn)

Her defasında gözümüzün içine içine sokulan, Türk bayrağımızı paketli kutuların üzerine yerleştirip postallı kadınlarla operasyonlardan gözdağı veren, Türkiye fragmanında metroda, yolda, vapurda, sokakta uyuyan gözü kör olmuş toplum algısıyla Kadıköy meydanına çağrı yapan bu dizi ne kadar masum olabilir ki? He bir de bütün oyuncular oturmuş tek tek Türkçe tweet atıyorlar…

Dedik var bir tezgah girelim işin içine.

Allah Allah, Obama’nın uluslararası strateji danışmanı Susan Rise içerik üretimleriyle kanalın prototip akışının tam ortasında. Yani işin başında… İstihbaratın içinde olduğu bir kanal hele de yıllardır katil Amerika’nın kendini kahraman göstermeye çalıştığı Hollywood stratejisiyle birebir aynı.

Organize bir akılla, tam 200 ülkede örgütlenen ve sadece ABD’de sinema salonlarını almak için 8 milyar dolar ayıran bu ekibin tek derdi bağımsız sinema mıdır?

21. yüzyılda Hollywood üzerinden toplumları dizayn eden akıl, günümüzde bu işi internet üzerinden mi yapmak istiyor acaba. Yıllardır ülkelerin liderlerini kontrol altına alıp gemisini yürütenler, liderler karşılarına dimdik durunca rotayı sana bana mı çevirdi yoksa…

Sonuna kadar yazın çizin, karalayın, uyutmayı, unutturmayı yıllarca yaptığınız gibi yine yapmaya devam edin.

Yalnız, görmüyor musunuz artık o elinizdeki ipin ucunda incelmeler var, ha koptu ha kopacak.

Yıllardır bu milletin başına ördüğünüz çoraplar artık dikiş tutmuyor… Düşünen, sorgulayan, üç beş süslü sahneye, çetrefilli cümlelere, kurmaca senaryolarınıza tav olmuyor millet, anlayın artık…

Bir de biz bunları söylerken elinin rüzgarıyla “aman be iyice paranoyak oldunuz, vehimlisiniz, yok artık her şeyden bir mana çıkarıyorsunuz işiniz mi yok” diyenlere de, mevzu vatan ise, memleketimiz, milletimiz ise evet paranoyayız, vehimliyiz, şüpheciyiz…

Bizler Gezi Vandalizm’ini, 17/25 Aralık kumpasını, 15 Temmuz ihanetini görmüş, yaşamış ve bedellerini canıyla malıyla ödemiş milletiz…

Bizler batıya hayran olan, batı ne verirse gözü kapalı kabul eden, kuklacıdan habersiz kuklayla sanat yaptığını zanneden boş beleş bir millet değiliz…

Biz Aliya İzzetbegoviç’in Boşnak bir çocuğa yaptığı şu nasihati zihnine kazımış bir milletiz;

“Unutma evlat. Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”

Bilmem anlatabildik mi?

Kalın sağlıcakla…