NEYİN PEŞİNDESİN SELÇUK? – 3 EYLÜL 2021

Bu Selçuk Bayraktar ne yapıyor ya? Vallahi deli bu adam. Söylüyorum, deli bu adam. Kafayı yemiş, biri durdursun bu adamı. Amacı ne yani? Durduk yere başımıza iş çıkarıyor. Otursun oturduğu yerde. Zaten biz savunma sanayisinde en iyisini yapamayız, yapsak da böyle elimize yüzüme bulaştırırız yani. Ya abi, yok Türkiye İHA, SİHA yapacak da dünya ülkelerinden sipariş alacak… Ölme eşeğim ölme.

Daha devam edeyim mi yoksa bu zırvalamaları bir kenara bırakıp olayın aslına mı geleyim? Yani uzun uzun devam edip de kafa karışıklığı oluşturmanın peşine mi gideyim yoksa “Ulan be, benim ülkemin evlatlarına bak!” diye böyle göğsümü mü kabartayım? Sahi siz hangi taraftasınız? Yok yok soruyorum ya da hangisinin peşine gitme taraftarısınız?

Belki de dünyadaki ilk rasathaneyi kuran medeniyetlerden biriyiz biz, bilmiyorsunuzdur veyahut da havacılıkta da dünyada ilklerdeniz. Peki sonra ne olmuş? Yani bu kadar erken bu girişimlere adım attıktan sonra neden arkası kesilmiş, neden yarıda kalmış bu teknolojik hamleler ve bu gelişmeler? Ülkedeki gelişmeyi, kalkınmayı Taksim’de böyle kolalı yakalı elbiselerle Büyükada’ya gidip gelmek veyahut da kuru temizlemeden yeni alınmış takım elbiseleri giyip İstiklal’de gezmekten ibaret zanneden büyüklerimiz neden hiç bunları sormamış he yani neden buna kafa yormamışlar, neden bunun peşine düşmemişler veyahut da bunun üzüntüsünü duymamışlar he? Eğer yakın tarihte böyle bir muhabbet olsa duyardık değil mi? Medeniyeti, gelişmişliği, çağdaşlığı ve modernizmi konuşurken nedense hiç bu alandaki boşluğu duymadık kimseden.

Şekilci ve kişisel tercih kavgaları dışında yani başörtüsü, takkesi, fötr şapkası, eteği, pantolonu, sakalı, küpesi bilmem nesi… Bunları konuşmadık mı yıllarca? Bunun kavgasını vermedik mi yıllarca? Bunun için mücadeleye zorlamadılar mı bizi yıllarca?

Bizler bu kavgaları yaparken kendimizdeki cevheri keşfedemedik belki de ya da yarıda kesilmesinden korktuk hayallerimizin, sonra vazgeçtik her şeyden. Küstük belki de, pes ettik, bırakıp çekip gittik belki de, hatırlamadık veya hatırlamak istemedik o yaşanmışlıkları. Çünkü her hatırladığımızda kavgalar geldi aklımıza. Sonra? O kavgalara da döndük sırtımızı, değil mi? Maalesef.

Dostlar bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramımızda Türk mühendislerin tasarımı olan ve bizim çocuklarımızın inançları, mücadeleleri, alın terleri ve gayretleriyle tasarlayıp ürettikleri “AKINCI” Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterine katıldı. Zamanında, “Bunu uçuramayacaksınız, uçuramazsınız” diye böyle mini demosunun dahi önü kesilmeye çalışılan AKINCI artık gökleri böyle yırta yırta havalanmaya başladı.

Zafer Bayramı’nda ülkenin istikbaline, bayrağının bağımsızlığına, ülkemizin ilelebet muasır kalmasına öncü olabilecek güçte bir armağandı, bir hediyeydi AKINCI. Boynumuzdaki o dışa bağımlı zincirlerden belki de sadece birinin halkasıydı ama çözüldü ama koparıldı ama inanarak üstesinden gelindi. Bundan daha güzel bir kutlama olabilir mi? 30 Ağustos zaferine bundan daha büyük bir zafer hediyesi verilebilir mi?

Ama bir dakika, one minute yani. İşte sergi yapalım, marş da söyleriz, tencere tava da çalarız, duvarları böyle ışıklı tablolarla doldurup zaferi kutlayalım değil mi? Biraz vals, biraz zeybek, bir küçük rakı, yanında da üç beş beyaz leblebi… Değil mi?

Ha bu arada zamanında dışarıdaki ülkelerden mecbur kalarak satın almak zorunda olduğumuz o silahları bize satanlar, o silahlardan bazılarını PKK veyahut da terör örgütleri üzerinde kullanma yasağı koyuyordu bize biliyor musunuz? Yani İHA satın alıyorsun terörle mücadele için, sınır güvenliğimiz için, her şeyi kontrol etmek için ama ne diyorlar sana? Terör örgütüne karşı kullanamazsın. Eee ne yapacağız yani o İHA’larla, SİHA’larla manzara fotoğrafı mı çekeceğiz? NATO’nun artığı olarak bize verilen o eski püskü silahları dahi satarken şart koyuyorlardı önümüze; şunu yapamazsın, işte buna karşı kullanamazsın, kendi emirlerine, kendi çıkarlarına mecbur bırakıyorlardı bizi. Bir düşün. Parasını verip bir araba satın alıyorsun ve sana diyorlar ki bu arabayla pikniğe gidemezsin veyahut da akşam şu saatler arasında bu arabayı süremezsin, kaynanana gidemezsin bu arabayla. Aslında olabilir ha bu yani araba firmaları bunu bir düşünebilir. Satarken şartnameye ekleyebilir bunu, işte kayınçoya anahtar verilmeyecek veyahut da bu arabayla kaynanaya gidilmeyecek. “Kaynanaya gidilmeyen araba!” Yok satar var ya. :)) Neyse…

Barış, özgürlük, adalet, kardeşlik türkülerimiz var bizim ya. Bunlar yeter bize, gerisini zaten kafamız almaz bizim değil mi?

Bakın bugün bu videoda size AKINCI’nın böyle teknik özelliklerini falan anlatmayacağım. Havada kalış sürecini, otomatik iniş kalkış özelliklerini, uzaktan yönetim kabiliyetini, işte kanat açıklığını, güç ünitesini, taşıma kapasitesini falan anlatmayacağım. AKINCI’yla birlikte biz ne kazandık ve bir nesil neyi kazandı? Asıl bunu anlatacağım. Birilerinin halen daha tek vasfının Sümeyye Erdoğan’ın eşi olarak gördüğü yani Cumhurbaşkanı’nın damadı olarak isimlendirdiği ama tam anlamıyla Mehmet Akif’in hayali olan Asım’ın nesli vardı ya: “Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek. İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.” diye böyle şiirler yazdığı… İşte o Asım’ın neslinin bugünkü karşılığı olan Türk mühendis Selçuk Bayraktar’ın bizde açtığı gurur sayfasını anlatacağım.

Az önce de dedim ya AKINCI artık böyle yırta yırta uçacak göklerde diye.

İşte o AKINCI’yla birlikte hiç kimse benim çocuğuma yapamazsın diyemeyecek bundan sonra.

AKINCI’yla birlikte hiç kimse benim gençlerime sizin gücün yetmez diyemeyecek bundan sonra.

AKINCI’yla birlikte, “Sen biraz geride dur, işte bizi taklit et, zaten onu da beceremeyeceksin ya.” diyemeyecek bundan sonra.

AKINCI’yla birlikte beyin göçüne zorlanan, devamlı Avrupa’ya gitme konusunda kendisine rota çizilen o genç mühendislerimizin kendi ülkeleri ile alakalı hayallerinin önünü kesemeyecekler bundan sonra.

AKINCI’yla birlikte masada önümüze getirilen her şeye imzaya zorlayamayacaklar artık kimse bundan sonra.

AKINCI’yla birlikte hayalleri yarıda kalan çocuklarımız ömür boyu kendi ülkesine, milletine, memleketine küstürülemeyecek bundan sonra.

AKINCI’yla birlikte yeni ufukları, yeni fikirleri, yeni projeleri olan gençliğe daha fazla destek verilecek bundan sonra.

AKINCI’yla birlikte işte ben yapamam, işte edemem, ben beceremem öz güvensizliğiyle kendisiyle kavga eden gençlerin savaşı bitecek, öz güven problemi ortadan kalkacak bundan sonra.

AKINCI’yla birlikte o Hollywood filmlerinde sunulan savunma sanayine hayranlık ve özentilik bitecek bundan sonra.

AKINCI’yla birlikte inancın ve gayretin imzaları her yere atılacak bundan sonra.

AKINCI’yla birlikte uçakları fabrikalara gömenler, yapılanları teneke görüp de soba yapan zihniyetin üzerine toprak atılacak bundan sonra.

AKINCI’yla birlikte “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım!” sözü daha da gür yankılanacak bundan sonra.

AKINCI’yla birlikte “Hedefimiz Kızıl Elma” diyen evlatlarımızın sayısı daha da artacak bundan sonra.

AKINCI’yla birlikte mandacı zihniyetin sesi daha da kısılacak ve AKINCI’nın başarısı sadece savunma sanayi alanında ilham değil; sanatından tiyatrosuna, biliminden sağlığa, teknolojiden sosyolojik alana kadar her alanda umut olacak bundan sonra. Allah’ın emri olarak başımıza taktığımız örtüyü bize zul gören çapsızlığa karşı o başlarına geçirdiğimiz İHA’ların, SİHA’ların vizyonu, proje dosyaları konuşulacak bundan sonra.

Sevinin ya! Sevinin sevinin. Hakikaten sevinin ya. Bırakın bir kenara siyaseti, ideolojiyi, şunu bunu… Selçuk Bayraktar’ı tebriğe dilin gitmiyorsa oradaki diğer mühendislerle yaşa bu sevinci. Hee Bayraktar demek istemiyorsan o AKINCI’nın üretim aşamasında orada hizmet veren çaycısından temizlikçisine, işçisinden mühendisine, yazılımcısına, kaportacısına kadar. Orada bu görevi üstlenen vatandaşına sarıl, onlarla yaşa bu sevinci, gururu. Yok arkadaş, ölürüm de tebrik edemem o Selçuk Bayraktar’ı veyahut da Tayyip Erdoğan’ı diyorsan Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir!” sözünün altında paylaş AKINCI’nın fotoğrafını, resmini, öyle yaşa bu gururu ama yeter ki yaşa, yeter ki hisset, yeter ki kutla, yeter ki paylaş bu tarihi başarıyı.

Cumhuriyet tarihinden itibaren ülkemizin savunma alanında geldiği en iyi nokta şimdilik burası. Bunu düşün, bununla sevin, bununla mutlu ol. Bu kadar mı zor ya? Gerçekten bu kadar mı varmıyor diliniz, eliniz, kalbiniz?

Yahu üzmeyelim bizim çocuklarımızı artık. Uğraştırmayalım onları böyle içi boş yarışlarımız ve hırslarımızla. Şevklerini ve hayallerini kırmayalım o çocukların. Umutlarını yarıda kesecek birini gördük mü onun sözünü keselim ama evlatlarımızın önünü kesmeyelim veyahut da kesilmesine müsaade etmeyelim.

En imkansız bir çocuk bile belki de yarın Türkiye Cumhuriyeti’nin yani ülkesinin uzay programında çalışacak ve belki de tarih yazacak.

Ve lütfen çocuklarımıza, gençlerimize kullandığımız o cümleler değişsin artık. Anneler, babalar, babaanneler, dedeler… Lütfen artık, rica ediyoruz, yalvarıyoruz size! Artık evlatlarımıza, torunlarımıza “Başımıza icat çıkarma, ya bu da var ya başımıza mucit kesildi, dur otur orada. Uzayı mı parçalayacaksın, ne olacak, astronot mu olacaksın?” cümlelerini onlarla alay eder gibi kullanmayalım lütfen. Çocuklarımızın keşiflerini hiçe sayar gibi ilgisiz kalmayalım onlara. Bunun için okumaya, bunun için bilmem ne şartlarda bilmem ne koşullarda olmaya hiç gerek yok. Sanayide çalışan bir çocuk bile devrim yapabilir bu ülkede. Evet yok!

Çocuklarımızın önünü açalım ya, sadece destek olalım onlara. Bu ülkenin bilim, teknoloji, sanayide olduğu gibi kültür, sanat, edebiyatta da devrim yapacak evlatlarına ihtiyacı var.
Resim konusunda isim yapacak, işte müzik konusunda dünya markası olacak, olimpiyatlarda, işte okçulukta, boksta gururumuz olacak Buse Nazlara, Mete Gazozlara ihtiyacımız var bizim.

Herkes şunu iyi bilsin:

Olmazları geride bıraktık artık biz. Bize ve çocuklarımıza imkânsız gelen her şeyi geride bıraktık biz artık. Kendine güvensizliği ve hep birilerine muhtaç olma duygusunu geride bıraktık biz artık. Onlarda şöyle, işte bizde böyle diye kendi insanıyla, kendi milletiyle, kendi ülkesiyle dalga geçmeyi mizah sayan o zibidi öz güvensizliğini geride bıraktık artık. Gelecek vaat eden beyinlerimizi, çocuklarımızı zorla ülkeyi terk etmeleri için o şark kurnazlığı yapan, kelime oyunlarına girişen, o besleme satılıkları geride bıraktık artık biz.

Yeni bir dünya var artık ve bu yeni dünyada da ister beğen ister beğenme, istersen patates soğan muhabbetine takıl veyahut da emekli maaşından gir, elektrik faturasından çık ama artık yeni Türkiye var ve bu yeni dünya düzeninde aktif rol oynayacak olan yeni Türkiye’nin zeki, sevdalı, gayretli ve kahraman gençleri var artık. Manzara bu, durum bu.

Bu arada şunu da söyleyeyim:

Uzun zamandır sürekli gençlerle ve onlarla iç içeyim. Kendi aralarında bir yarışları, bir kavgaları yok gençlerimizin. Öyle sosyal medyada pompalanan algı gibi ülkelerinden de nefret ettikleri falan da yok. Gençler, gençler, gençler, işte Z kuşağı, bilmem ne kuşağı diye sürekli dillerinde olanları konuşup icraatta tek bir şey yapmayan herkesin de gayet farkında gençlerimiz ve uyanıklar, çok da ayıklar. Zamanı geldiğinde de bu ülke için, bu millet için, bu bayrak için en güzelini de yapacaklardır. Onun için hiç kimsenin endişesi olmasın.

Son olarak gençler, size sesleniyorum! Hadi, AKINCI’ya tutunun ve uçun, çığır açın. Yeni bin yılın tarihini de siz yazın. Biz de sizi ayakta alkışlayalım. Anlaştık?

Kalın sağlıcakla.