POLİS DEYİP GEÇME! – 09 Nisan 2021

Bundan birkaç ay önce çektiğimiz bir videoda, para için yapılamayacak, aldığın maaşla verdiğin hizmetin karşılaştırılamayacağı meslekler olduğunu ve bu mesleklerin başında da polisliğin geldiğini anlatmıştık.

Dünyanın çeşitli ülkelerindeki polislerden de örnekler vererek bizim polislerimizin ne kadar büyük fedakârlıklarla çalıştığını, teröristlere, uyuşturucu tacirlerine, katillere dahi olabilecek en insani muameleyle davrandıklarına dikkat çekmiştik.

Yani vazifelerini vatan ve millet sevgisiyle yapmaları ve yeri geldiğinde de ailelerinden bile önde tutmalarına rağmen, sokağa yansıyan her siyasi gerilimde ilk hedef tahtasına oturtulan ve bazıları tarafından, “katil, faşist” gibi çirkin ifadelerle saldırılan polislerimize gücümüz yettiğince kalkan olmaya çalıştık, onların yanında durmaya gayret ettik.

İşte, gecesi, gündüzü, bayramı, tatili olmayan bu güzide mesleğin neferleri için, bu hafta özel bir hafta… Çünkü 10 Nisan tarihi Türk Polis Teşkilatı’nın doğum günü. 10 Nisan 1845 yılında Polis Nizamnamesi ile kurulan ve vatan toprağının her bir köşesinde huzur ve güvenliğin sağlanması, vatandaşlarımızın temel hak ve hürriyetlerinin korunması için canını ortaya koyan Emniyet Teşkilatımız tam 176 yaşına bastı. (176… Baya da ihtiyar ama polis teşkilatımız da aynı Türkiye Cumhuriyeti gibi hep 18 yaşında.)

Bu vesileyle yakın tarihte gösterdikleri kahramanlıkla şehitlik makamına ulaşan iki polisin hikâyesinden kısaca bahsetmek istiyorum size. İsimlerini, her yıl vefat tarihlerindeki o anma mesajlarında duyuyoruz ama kim olduklarını, neler yaptıklarına dair birçoğumuzun pek de bilgisi yok.

Diyarbakır, emniyet, şehitlik desem ilk aklınıza kim gelir? He? Evet, Ali Gaffar Okkan.

Terör örgütü PKK’nın yurdun dört bir yanında kanlı saldırılara imza attığı bir dönemde Diyarbakır’daki faaliyetleriyle kentteki huzuru en üst seviyeye çıkaran ve Diyarbakırlıların gönlünde taht kuran Gaffar Okkan, hainlerin ilk hedefi haline geldi ve 24 Ocak 2001’de uğradığı terör saldırısında da şehit düştü.

Gaffar Okkan, Sakaryalıydı. 1973 yılında İzmir’de komiser yardımcısı olarak başladığı meslek hayatına, farklı rütbelerde ve birimlerde yurdun çeşitli yerlerinde görev yaparak devam etti. Türkiye’yse, Gaffar Okkan’ın ismini, 18 Kasım 1997’de Diyarbakır Emniyet Müdürü olarak göreve başladıktan sonraki kentin havasını değiştirmesiyle duymaya başladı.

“Bir Emniyet Müdürü, bir şehir için en fazla ne yapabilir ki? Güvenliği en iyi seviyeye getirmekten başka ne gibi faydası olabilir ki bir şehre?” diye düşünenler olabilir, hak da veriyorum ama Ali Gaffar Okkan, vazifesini sadece güvenlik çerçevesinde ele alan bir polis değildi. O farklı bir insandı ve farklı bir polisti… İşte bu farklılığından dolayı da şehadetinin üzerinden 20 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen hala onu konuşuyoruz, onun hikâyesini yeni nesillere anlatmaya çalışıyoruz.

Diyarbakır’da Gaffar Okkan’ın göreve başlamasıyla kadın polisler, ilk kez sokağa çıkarak trafiği yönetti. Mavi beyaz renklerle boyattığı iki otomobilde kadın polisleri görevlendirdi ve bir otomobil kaybolan çocukları toplayıp ailelerine teslim ediyor diğeri de yürümekte zorlanan, bir yerden bir yere gitmeye çalışan yaşlılara yardım ediyordu.

İl genelinde düzenlediği yardım kampanyalarıyla ihtiyaç sahibi aileleri ve öğrencileri hayırseverlerle buluşturuyordu. Şehirde küçükten büyüğe herkesle kurduğu iyi diyalogla Diyarbakırlıların sevgi ve saygısını kazandı.

Geceleri aynı Osmanlı’da olduğu gibi tebdili kıyafetlerle sık sık esnaf ziyaretinde bulunuyor ve sokakta karşılaştığı vatandaşlara özel numarasını vermekten tutun da makam aracıyla yaşlıları evlerine bırakmaya kadar böyle pek de alışık olmadığımız bir samimiyetle vazifesini yapıyordu. Bu yakın ilişki sayesinde vatandaşlar da talep ve sıkıntılarını rahat bir şekilde kendisine iletme fırsatı buluyordu.

Gaffar Okkan, terör örgütünün o küçük yaşta kandırarak dağa çıkardığı çocukları da unutmadı ve sokakta çalıştırılan çocukların sorunlarıyla yakından ilgilendi, ailelerine destekte bulundu ve onları tekrar, yeniden eğitime kazandırdı. Gençleri de unutmadı. Terör ve uyuşturucu şebekelerinden uzak tutmak için gençleri spora yönlendirdi, Diyarbakır’da bulunan amatör spor kulüplerine malzeme yardımında bulundu.

Sporun o birleştirici gücünün farkında olan şehit emniyet müdürü, Diyarbakırspor’un Süper Lig’e yükselmesi için adeta böyle bir kulüp yöneticisi gibi çaba gösterdi ve bu çabanın sonucunda da Diyarbakırspor bir üst lige yükselmeyi başardı. Takımın Diyarbakır’da oynadığı tüm maçları yedek kulübesinden ve tribünlerden izledi, futbolcuların gol sevincine o da ortak oldu. Adeta Diyarbakırspor tribünlerinde ismi slogan haline geldi ve şehit emniyet müdürü Diyarbakırlılarda öyle derin izler bıraktı ki bugün dahi 142 çocuğumuzun, gencimizin ismi Ali Gaffar Okkan. Ayrıca, “Ali Gaffar Okkan” ismi Türkiye’nin de çeşitli yerlerindeki polis meslek yüksekokullarına, sokaklara, caddelere ve salonlara verilerek yaşatılmaya devam ediyor.

Şimdi 20 yıl öncesinden biraz daha yakın tarihe gelelim. Fethi Sekin, bir başka kahraman ve Anadolu evladı çıkıyor karşımıza.

İzmir’de 4 yıl önce PKK’lı hainlerin düzenlediği saldırıda gösterdiği o cesaretle olası bir faciayı önleyen şehit polis memuru Fethi Sekin de kahramanlığı ve fedakarlığıyla unutulmayan polislerimizin arasına adını yazdırdı.

1973’te Elazığ’ın yani Gakkoşlar diyarının Baskil ilçesinde dünyaya gözlerini açan Fethi Sekin, 1995’te Kilis’te o şanlı üniformayı ilk kez üzerine giydi ve sonrasında İzmir’de görev yaptığı sırada ise ismini tarihe altın harflerle yazdırdı.

Motosikletli Şahinler Timi’nde görev yapıyordu Fethi Sekin, PKK’lı teröristlerin 5 Ocak 2017’de İzmir Adliyesini hedef aldığı saldırıda canını ortaya koydu ve dikkati sayesinde adliyeye yaklaşan yabancı aracı fark etti, aracı durdurup içindeki silahlı kişileri de görünce hemen silahını çekerek müdahalede bulundu.

Kahraman polisimiz Fethi Sekin, araçtan inerek kaçan silahlı teröristleri bir süre kovaladı. Peşine düştüğü teröristlerden birini de vurarak etkisiz hale getirdi ancak başka bir aracın arkasına gizlenen diğer teröristin açtığı ateşle şehit düştü.

Şehit Fethi Sekin sayesinde teröristlerin büyük bir saldırısı engellenmiş oldu ve belki de İzmirli yüzlerce kişinin de hayatı kurtuldu. Cesareti ve fedakarlığıyla tüm Türkiye’nin gönlünde taht kurdu Fethi Sekin ve gerçek kahramanlığın da sembollerinden biri oldu.

“Fethi Sekin” ismi de tıpkı diğer kahramanlar Gaffar Okkan ve Ömer Halisdemir gibi bebeklere verildi. Yurdun dört bir yanında, sokaklarda, caddelerde, parklarda, okullarda yaşatılıyor Fethi Sekin ismi ve dostlar bu millet, binlerce, milyonlarca kahramanı bağrında barındırıyor. Bir kısmı Fethi Sekin, Gaffar Okkan gibi polis memuru olarak, bir kısmı Ömer Halisdemir gibi asker olarak, bir kısmı da Eren Bülbül gibi yiğit olarak geziniyor aramızda. Hepsi de vatanı ve milletine yönelik herhangi bir tehditte canını ortaya koymak için sırasını bekliyor. O yüzden hiç kimse merak etmesin, bu vatan her daim emin ellerdedir.

Gerektiğinde salgın sebebiyle evden çıkamayan vatandaşların ihtiyaçlarını gidermek için kapı kapı dolaşan, gerektiğindeyse refakatçisi olmayan teyzemizi sırtında 5 kat yukarıya taşıyan, yine gerektiğinde kapanan yolu açmak için eline kürek alıp yoldaki karları temizleyen ve bütün bunların yanında gerektiğinde de dağlarda terörist kovalayan Türk Polis Teşkilatı’nın kuruluşunun 176. yılı kutlu olsun, hayırlı olsun, mübarek olsun. Rabbim ne polisimizin ne de askerimizin ayağına taş değdirmesin. Biz bu memleket için görev yapan ve bu uğurda gazi olan, şehit olan bütün kahraman polislerimizden razıyız, Allah da razı olur inşallah.

Kalın sağlıcakla…