RİZE EMNİYET MÜDÜRÜ ALTUĞ VERDİ’NİN ŞEHİTLİĞİ – 20 Aralık 2018

Geçen gün oturup bir düşündüm şöyle. Severim de tarihi… Dün ne olmuştu, bugün neler oluyor, yarınlarda neler olacak? diye kendi kendime konuşuyorum.

Bir anda aklıma tarihte şöyle bir olay vardı o geldi;

Büyük Selçuklu döneminde Hasan Sabbah diye bir adam vardı. Etrafına topladığı tüm müridlerine cennet vaad edip, beyinlerini uyuşturarak suikastler yaptıran bir kalleşti Hasan Sabbah. (Hani, Haşhaşiler mevzusu)

Ve dönemin sultanı Melikşah, bu Hasan Sabbah’ın ve ona koşulsuz tapan fedailerinin kellesini almak için adamlarını görevlendirdi. Kelle avcıları çıkardı. Neyse gel zaman git zaman bu kellesi istenen fedailerden biri sultanla görüşmek için gelmiş saraya. Ve, “Sultan’a söyleyeceklerim var, özeldir” deyip ısrar etmeye başlamış. Ama ne ısrar ne ısrar…

Sultan “Tamam” demiş, bir de merak etmiş “Ne diyecek bana özel” diye…

Gerekli tedbirler alınmış ve o fedai sultanın huzuruna çıkarılmış.

Sultan Melikşah, “Söyle bakayim neymiş bana söyleyeceğin o özel şey?” demiş.

Fedai bakmış şöyle etrafa, “Bu kalabalıkta olmaz, söyleyeceklerim özeldir” diyince de Sultan, odadaki bütün kalabalığı dışarı göndermiş.

Fedai, “Bu korumalar da gitsin söyleyeceklerim size özeldir” demiş. Sultan iyice merak etmiş ve korumaları da göndermiş.

Fedai yine tatmin olmamış, Sultanın yanındaki iki kölemen korumaya bakmış ve demiş ki “Onları da gönder, baş başa konuşmamız lazım”

Sultan, “Onları göndermem, onlar benim uykuda dahi başımda bekleyen, canımı teslim ettiğim iki kişidir, en çok onlara güvenirim. Biz üçümüz bir kişiyiz. Ne söyleyeceksen söyle veyahut da çek git.” demiş.

Fedai, hafif gülmüş ve o iki kölemen korumaya dönüp demiş ki: “Size kılıçlarınızı çekin ve Sultan’a kıyın desem ne yaparsınız?”

İki adam tereddüt bile etmeden, “Emrin başımız üzerine deriz” demişler.

Bunun üzerine fedai, Sultan’a dönüp “Söyleyeceğim söz, vereceğim mesaj budur” deyip arkasına bile bakmadan çekip gitmiş.

Sultan almış mesajı ve Hasan Sabbah ve fedailerinin peşine çıkarmış olduğu kelle avcılarını geri çağırtmış.

Şimdi bu hikayeyi niye anlattım biliyor musunuz? Bu hikaye bir ders verme bir mesaj gönderme hikayesidir. Geçen hafta makamında şehit edilen Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi

Kapandı mı yani o sayfa? Gözü yaşlı iki paylaşım yaptık? Dua ettik bitti gitti mi? Bakın bu olay 2 günde üzeri örtülüp kapanacak bir olay değildir.

15 Temmuz darbe gecesinden sonra Türkiye’nin yüreği vatan için, bayrak için atan tüm emniyet personeli bu Fetullah Gülen denen hainin ve onun yardakçı kalıntılarını temizlemek için gece gündüz çalışıyorlar emniyette.

Ve bak sen işe, bir emniyet müdürü kendi makamında sudan bir bahaneyle, uydurulan komik bir kılıfla öldürülüyor, şehit ediliyor. Bunlar aynen az önce anlattığım hikayede olduğu gibi ders vermeye, mesaj vermeye çalışıyorlar akılları sıra.

“Sizi en korunaklı yer olarak gördüğünüz makamınızda, bütün korumalarınızın içinde gelir infaz ederiz, istersek bunu yapar sonra da “Hatırlamıyoruz” deriz” diyorlar.

İşte mesaj tam da budur beyler.

Şimdi, yüreğini ve inancını ortaya koymuş olan sayın İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’ya sesleniyorum. Eğer bu işin peşini bırakırsanız, eğer bu işi çözümlemez, yok “Meczubun bir tanesi tayin meselesinden dolayı geldi bir müdürümüzü infaz etti” diye bu olaya bu kadar basit bakar ve bu olayın ardını bırakırsanız şunu unutmayın ki, gözü yaşlı bir ailenin, gencecik fidan gibi bir kızımızın vebali ömrü billah üzerine olur.

Bu sizin bir namus meselenizdir, bu devletin bir namus meselesidir. Bu itibar meselesidir ve bu olay sizin kıyamete kadar yakanızı bırakmayacak olan bir derttir sayın bakan.

Yarın bu ülkede polise, askere, emniyete, memura ihtiyaç duyulduğunda, devletin ve milletin namusuna, ırzına, şerefine, onuruna, özgürlüğüne birileri kast ettiği zaman bu emniyet müdürlerimizin polislerimizin en önde sokağa çıkabilmesi için onlara devlet bu güvenceyi vermek zorundadır.

Ortada yaşanan bir suikast var ve 3-5 saatlik bir sorguyla eleman tutuluyor, hapse tıkılıyor. Eee sonra?

15-20 yıl yatacak, ondan sonra da indirimler, yok işte yattığı günler göz önünde bulundurulacak, ardından da dışarıya çıkacak. Bu kadar basit midir? Bu olay bu kadar kolay mıdır? Bir cana kast etmenin bedeli bu kadar ucuz mudur?

Bu adamın en az 40 saat sorguda tutulması lazım. Olayın tüm incelemeleri, en ince ayrıntısına kadar yapılması lazım. Kimden emir almış, kimlerle irtibat kurmuş, kiminle pazarlık yapmış, kime köle olup kime ruhunu satmış. Bunu bulup çıkarmalısınız ortaya. Üzerinde oturduğunuz koltukların makamların dibine kadar hakkını vermelisiniz.

Mahkemelerden verilen saçma sapan tahliye kararları. Ankara’daki tren kazası. Emniyet müdürünün makamında infaz edilmesi….

Bunların hepsi bizim psikolojimize oynanan oyunlardır. Elhamdülillah, bizde 1 tane Altuğ yok, 100 tane, bin tane Altuğ var. Ve bu memleket için canını verecek olan onlarca, yüzlerce, binlerce emniyet mensubumuz var. Bizim ondan yana sıkıntımız yok.

Ama, öyle makamlarda bu memleket sevdalılarını infaz ederek sonra da “Kendimde değildim, o anı hatırlamıyorum” demek yok. Kendinde değilse, hatırlamıyorsa ona HATIRLATMAKgerekiyor.

O adam bir kukla, bizim onla işimiz bir yere kadar. Satılmış, köpek, onursuz, adi, şerefsiz, cibilliyetsizin teki o. O birilerinden emir almış, iradesiz ruhsuzun teki o. Bizim kuklayla işimiz yok, bunla bir yere kadar. Bize kuklacı lazım kuklacı. O emri ona kim verdi? Bu olayın bütün detayları bulunup kamuoyu ile paylaşılmadıkça bu psikolojik algı kırılamaz.

Mesaj Cumhurbaşkanınadır… Rize Emniyet Müdürü, Cumhurbaşkanımızla çalışmış, 17-25 Aralık’ta ve 15 Temmuz’da ciddi görev yapmış bir adam. Ve Cumhurbaşkanımızın memleketi Rize’nin emniyet müdürü

Bu mesaj kimedir dostlar? Bu mesaj Cumhurbaşkanınadır. Bu mesaj İçişleri Bakanına’dır, bu mesaj emniyet mensuplarına, milletimizedir, milletimize. Eğer bu mesajı misliyle geri iade edemessek bu işin altında kalırız.

FETÖ ile en ufak bir bağı olan kim varsa, en ufak bir bağı olanı korumaya çalışan kim varsa bedelini ödemezse, ve bizler bu itlerin algılarına gelir de onlara acırsak acınacak hale düşeriz.

Kim ki bu şerefsizlerin üzerine gitmiyorsa, kim ki “Benim fetöcüm iyidir” deyip onu kurtarmaya çalışıyorsa, kim ki bu hainlere anladığı dilden cevap vermiyorsa, kim ki bu milletin yüreğin yakan kararlar, hükümler veriyorsa en büyük vatan haini odur.

Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok arkadaş, vatan hainlerine yapılacak olan dinimizde de bellidir, devletimizde de bellidir.

Kinimizi diri tutarak, yüreğimizi ortaya koyarak, şehidlerimizin üzerimizdeki hakkını ve mesuliyetini bir dakika dahi unutmadan bu işlerin sonuna kadar peşinde olacağız.

Milletimizin, şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin, devletimizden beklediği bu tür olayları ucu nereye giderse gitsin sonuna kadar takip edip ortaya koymak, ve ardından da bedelini ödetmektir. Milletimiz bunu bekliyor.

Kalın sağlıcakla…