SENİ İYİ PARTİ BİLE AFFETMEYECEK! – 19 Mayıs 2021

Kudüs’te bir ateş yanıyor; içimizi kavuran, yüreğimizi dağlayan hatta uykularımızı kaçıran, nefeslerimizi kesen, kendimizi ve inancımızı sorgulatan bir ateş yanıyor Kudüs’te.

Şöyle çıplak gözle baktığımızda bir işgal girişimi, bir zulüm, bir kuşatma belki bizim gördüğümüz evet veya demin de söylediğim gibi cayır cayır yanan bir ateş belki ama görünenin ardında daha vahim bir resim var. Bayramlığını giyemeyen çocuklar var o resmin arkasında, bütün aile hep bir odada uyuyalım da füze falan düşerse başımıza aynı anda hakka kavuşalım teslimiyetiyle ölümü bekleyen anneler babalar var, yıkılan binalar var, harap olan camiler, minareler var, savaş suçu işlenerek bombalanan basın büroları var, bilerek ve isteyerek ateşe verilen hastaneler var o resmin arkasında.

Şimdi sosyal medyadan, televizyonlardan izlediklerimizi gördükçe engel olamıyoruz gözyaşlarımıza. Böyle dişlerimizi sıka sıka dua ediyoruz. Acıyla kavrulup paramparça oluyoruz. Bu haldeyken tüm ülke olarak kitlendik, Kadir Gecesi dahil hatta bayram dahil, 10 gündür gündemimizin ilk sırasına başka hiçbir konu almadık, almayacağız da.

Sosyal medyanın artık yeni dönemin en etkili savaş silahlarından biri olduğunu belki de bu Mescid-i Aksa gündemiyle Türkiye olarak, bütün dünyaya çok iyi gösterdik. Hem kendi dilimizden hem de dünya dillerinden yani yabancı dillerle yapılan etiketlerle sesimiz daha da büyüdü, çoğaldık, daha da çoğaldık ve bu etkili çalışmanın, bu haklı çağrının yankıları da dünyanın dört bir yanında karşılık buldu. Almanya’da, Amerika’da, İngiltere’de, Fransa’da, Mısır’da, Pakistan’da, Malezya’da insanlar sokaklara döküldü. İsrail’e lanet, Filistinlilere destek veriyor insanlar. Bu sokağa çıkanlar hepsi de Müslüman falan değil he, ruhunda az bir şey insanlık kırıntısı bulunan kim varsa Kudüs’teki bu barbarlığa karşı tepkisini koydu ortaya. Bütün dünyanın yanında bizim ülkemizde de durum aynıydı. Diyarbakır’dan Konya’ya, Kayseri’den Antep’e, Trabzon’a, Samsun’a, Aksaray’a, Sivas’a kadar herkes omuz omuza verdi ve bir acının şemsiyesi altında toplandı. Bizler de bu kenetlenme her geçen gün daha da artarak böyle sımsıkı devam ediyor diye mutlu olurken birileri bizi iç siyasette boğmaya çalışıyor.

Yüzyıl sonra ayağa kalkıp ortalığa böyle bir çil yavrusu gibi dağılmış Müslümanlara ne zaman hamilik yapmak istesek, ne zaman abilik yapmak istesek, o bin yıldır taşıdığımız İslam medeniyetinin sancağını ne zaman yeniden omuzlanmaya gayret etsek önümüze dipsiz bir kuyu kazıyorlar, o kuyuya bir taş atıyorlar ve hepimizi o kuyunun başına toplayıp “Hadi bakalım, çıkarın bu taşı” diyorlar bize.

Görmüşsünüzdür, Meral Akşener dün bir açıklama yaptı ya da şöyle söyleyelim, bir açıklama yapmaya zorlandı. Dünkü grup toplantısında aynen şöyle dedi, “Bir anlamda Sayın Erdoğan’ın İsrail versiyonu olan Netanyahu, siyasi rakiplerini baltalamak ve bu şekilde koltuğunu koruyabilmek için gözünü kırpmadan, sivillerin ve çocukların hayatlarına kastetmekten geri durmadı.” diyor, geri durmadı. Evet, evet yanlış duymadınız. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener harfi harfine bunları söyledi. Evet evet, o milliyetçi olduğunu, muhafazakar olduğunu iddia eden Meral Akşener tam olarak da bu sözleri söyledi hatta altını çiziyorum, ülkücü tabanlı olduğunu, dişi kurt Asena olduğunu iddia eden Meral Akşener açık ve net bir şekilde aynen bunları söyledi.

Ayıptır ayıp! Yazıktır be!

21 yaşındaki nişanlısı şehit olan ama ”Vallahi de billahi de biz kazanacağız diyen o Filistinli gençlerin mücadelesine yazıktır.

Çıplak elleriyle o İsrail askerlerine parmak sallayan, Kudüs’ün o şamdanlı bahçesinden Türkiye’ye selam olsun diye direnen o Filistinli halkın gayretine yazıktır.

Oyunlar oynamadan kefene sarılan o bebeklerin, oynadığı oyunlarına “şehitçilik” diye bölümler ekleyen o küçücük çocukların şehadetine yazıktır.

Filistinli olmasına rağmen kefenlerinin üzerine Türk bayrağı sarılan o 20’li yaşlardaki “atilla” yürekli gençlerin mücadelesine yazıktır.

Elinden ne geliyorsa onu yapan, gece gündüz dua zincirleriyle kenetlenen bu aziz milletin birlik ve beraberliğine yazıktır.

Ekmek yediğiniz, size türlü türlü makamlar, mertebeler veren bu vatanın suyuna, taşına, toprağına yazıktır.

Allah’ım bu nasıl bir nefrettir ya? Bunun adı siyaset olamaz, bunun adı muhalefet de olamaz… Bu nasıl bir kör olmuşluktur? Bu nasıl bir çamura bulanmışlıktır? Bu nasıl bir gözü hırsla dönmüşlüktür? Bu nasıl bir mide bulantısıdır? Bu nasıl bir yerin dibini gören bir siyaset ağzıdır?

Anlayamıyoruz, anlamakta zorlanıyoruz…

Seversin ya da sevmezsin, beğenirsin ya da beğenmezsin ama duracaksın bir yerde! Haddini, hududunu bileceksin!

Hadi önceki dönemi boş ver, geçmiş günlerin hep sıkıntılı da neyse… Parti başkanı olarak siyasete başladığın günden bugüne kadar 251 vatandaşımızı katleden o FETÖ’cü teröristler için ve onların elebaşı olan o hain sümüklü hocaları için etmediğin sözleri; askerlerimizi, polislerimizi, öğretmenlerimizi, doktorlarımızı, hemşirelerimizi hatta kaymakamlarımızı, kundaklık bebeklerimizi, kurban eti dağıtan ya da yaylalarda kuzu otlatan genç delikanlılarımızı katleden PKK’nın o kravatlı, eli kanlı teröristleri için sarf etmediğin cümleleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için nasıl söyleyebiliyorsun ya? He?

Bu ülkedeki vatandaşlarının yüzde 50’sinden fazlasının oyunu almış ve seçilmiş bir Cumhurbaşkanı’dır Recep Tayyip Erdoğan ve Mescid-i Aksa konusunda, Kudüs’ün özgürlüğüne kavuşması konusunda tüm dünya liderlerinden daha fazla uğraşan, çabalayan ve en çok da sesi çıkan adamdır Recep Tayyip Erdoğan!

Siz bırakın Recep Tayyip Erdoğan’a bu ahlaksız ve izansız yakıştırmayı; Türkiye’deki hiçbir devlet adamı böylesi ağır bir ithamı hak etmiyor hatta her seferinde, her grup konuşmanızda FETÖ sinsiliğinizi gözler önüne seren konuşmalar yapan siz bile (siz bile!) böyle ağır bir ithamı hak etmiyorsunuz.

Siz şimdi işte Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsı için yaptım bu açıklamayı sanıyorsunuz değil mi? Bir dakika, bir durun orada! One minute yani. Durun ve dinleyin.

Yaptığınız bu konuşmalarla kalbi, aklı, duaları Filistin halkıyla atan bizi, Müslümanları alıyorsunuz karşınıza. Ellerinde Türk bayrakları, Erdoğan sloganlarıyla zalime karşı direnen on binlerce, yüz binlerce hatta milyonlarca insanı karşınıza alıyorsunuz siz. Dünyanın dört bir yanında birleşmeyi bekleyen o İslam ülkelerinin umudunu yerle bir etmeye kalkışıyorsunuz. Bu vatanın teröre kurban ettiği şehitlerini ve onların halen daha acısı böyle bir kor gibi içlerinde olan şehit analarını, babalarını, kardeşlerini karşınıza alıyorsunuz. PKK ile verdiğimiz milli mücadelemizin içini boşaltıyorsunuz, gündemden uzaklaştırıyorsunuz. “Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma.” ayetine sımsıkı tutunan ve bu inançla direnen milyonlarca insanı alıyorsunuz karşınıza. O evlatlarını kaybeden ana babalar var ya, işte onların ahını, lanetini alıyorsunuz üzerinize.

Yook Meral Hanım yokkk! Bu iş bu boyutlara kadar geleceğini bilmediğiniz cümleleri kurmazsınız siz, değil mi? Bu konuşmanızla Erdoğan’ın durduğu yerin altını çizmekti demek amacınız, he? Ama sizi kurup kurup böyle bir kukla gibi hareket ettiren ajansınız şurayı hesap edememiş galiba: “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” sözünü öyle sıradan bir söz sanmışsınız galiba, değil mi? Kilometrelerce uzayan o konvoyları, ellerinde sallanan bayrakları, camlara asılan bayrakları, sosyal medyada, tarafı görüşü ne olursa olsun herkesin yekten verdiği bu mücadeleyi ve devletimizin Filistin halkına verdiği desteği hafife alıyorsunuz galiba ya da görmüyorsunuz? Ama bu söylediklerimizi görmezden gelmeyin ve yok saymayın bunları

.

O ittifak pazarlıklarınızın, o kapalı kapılar ardında hazırladığınız anayasa taslaklarının ödemesi bugün olamaz. Ajansınızın yazdığı o metinlerin konuşması bugün olamaz. Hele hele de Mescid-i Aksa gibi hassas bir konuda hiç olamaz! Bir olmuş, kenetlenmiş Mescid-i Aksa için, Kudüs için toplanmış insanların bu inancına leke düşürmeye kalkamazsınız, bunu yapamazsınız, bu pisliğe kalkışamazsınız.

Şunu kimse unutmasın:

Böyle kritik ve hassas bir dönemde, Mescid-i Aksa gündemine, böyle kalabalık bir halde kenetlenmişken, PKK’lı teröristleri ve onların elebaşlarını bir sıçan gibi köşeye sıkıştırmışken, türlü hesapların peşinde olan, sahada bize üstünlük sağlayamayınca akla gelmeyecek adamları öne sürerek kaos çıkarmaya çalışan, kendi ikballerini, kendi hesaplarını, kendi meselelerini; ümmetin ve milletin dertlerinden üstte tutmaya çalışan ve bu ülkenin gündemini başka yerlere çekenleri ve en önemlisi de milletin bu yürek yakan acısından siyasi rant devşirmeye çalışanları, bu millet asla unutmayacak ve asla affetmeyecektir. Bunu hiç kimse unutmasın.

Kalın sağlıcakla.