SIRADAKİ İSİM KİM? – 27 Mayıs 2021

Geçen akşam Süleyman Soylu’nun katıldığı Habertürk’teki canlı yayını böyle dikkatli bir şekilde takip ettim ve yayından sonra da baktım öteye beriye, şöyle bir etrafta ne konuşuluyor, ne yazılıyor diye.

Şimdi iddialar, konuşulanlar, söylentilere karşı verilen cevaplardan sonra hakikaten millette bir değişiklik oldu mu diye yani toplumun olaylara bakışında bir değişiklik ya da bir farklılık oldu mu… Bence hiç kimsenin ne duruşu, ne fikri ne de zikri değişmedi. Herkes mevcut yerini korudu yani.

Kimse o yayını izledikten sonra, “Yapma ya, hee demek ki bu olay buymuş ya.” demedi. “He şimdi anladım bu niye böyle konuşuyormuş.” da demedi  veyahutta da kimse o yayını izledikten sonra, “Ulan olan ülkeye oluyor be, burada mesele isimler değil; konu yekten biziz, konu Türkiye’ymiş.”  bunu da demedi ve yine kimse bu canlı yayın sonrasında verilen cevapları veyahutta da çürütülen iddiaları böyle parçaları birleştirip de, “İşte bu Türkiye’nin nereye sürüklenmek istediğinin resmidir.” diye de konuşmadı. Çünkü bizim milletimiz iddiayı dinler, savunmayı pek dinlemez, ilgilenmez onunla yani. Üstüne bir de atasözü, işte ateş olmayan yerden duman tütmez misali… Tamam der geçeriz karşıya.

Oysa suçlamayı yapan kişi o suçu detaylarıyla ispat etmesi gerekiyor aslında. Bütün dünyada kaide böyledir. Bir kişinin veyahutta da herhangi bir kurumun suçu ispat edilene kadar suçsuzdur ama bizde durum biraz değişiyor. Bizde; iftira atılan kişi kendini aklayana kadar, suçsuz olduğunu ispat edene kadar suçludur o.

Neyse dediğim gibi, bir devlet adamı hassasiyetiyle bütün milletin önünde söylenebilecek şeyleri ve söylenebileceği kadarıyla anlattı Süleyman Soylu ama millet o akşam böyle tabiri caizse bam bam bam diye bir program bekliyordu. Böyle atarlı giderli, raconlu ve sosyal medya ağzıyla bir program olmayınca millet pek tatmin olmadı yani.

Haa kendimi de ayrı tutmuyorum he, bende o akşamki canlı yayından böyle tam manasıyla mutmain olmadım, bende de bir şey değişmedi yani. Yayını izlemeden önce de Süleyman Soylu’nun yanındaydım, yayını izledikten sonra da Süleyman Soylu’nun yanındaydım.

Şimdi, 15 gündür kurmuşlar ortalıkta bir sirk. Tabii hikâyede devamlılık da esas. Yok efendim gömlekli mi çıkacak, işte yelekli mi konuşacak diye iddiaya giriyormuş birileri, bahis oynuyormuş yani. Bu yayında beyaz gömlek giydi, o zaman bir sonraki yayında mutlaka siyah gömlek. Bu iddiaya girenler ters köşe olunca da “Hadi, hadi bir daha, bir daha, bir daha” diyorlar. Çünkü kumar, bahis böyle bir şey.

Öyle bir çevirdiler ki şu 15-20 gündür etrafımızı cambaza bakmaktan sağa sola bakamıyoruz. Aslında tarih tekerrür ediyor da biz yine aynı pencereden bakmaya çalışıyoruz.

Sistem şu: ortaya bir yalan at kaç, arkana bile bakma, iftirayı at bırak, sen ortadan çekil, millet yesin birbirini. Öyle değil mi?

Psikolojik harp taktiklerinden bir tanesidir bu: sistematik dezenformasyon. At bir yalan, ona cevap vermeye çalışırken birileri, bir yalan daha. Sonra? Bir yalan daha, bir tane daha… Böyle böyle devam et.

Ya bir şey soracağım, bu Dubai’de ne var hakikaten? He?

17-25 Aralık’taki o yargı darbesi öncesinde Dubai’ye giden savcı vardı, hatırladınız mı onu ya da 7 Şubat 2012’deki o MİT krizinden önce Dubai’ye giden savcıyı hatırlıyor musunuz?

Bir ortam hazırlanıyor, ardından bir şeylere kalkışılıyor yani bir masa kuruluyor orada. Neyi veyahutta da kimi yiyeceklerse o masada… Yedirmezler! Allah’a yemin olsun yedirmezler.

FETÖ firar edenlerin sığındıkları yerler ifşa olunca nasıl kaçtıklarını unutmadık değil mi? Birleşik Arap Emirlikleri’nin Türkiye’nin her hamlesinde önüne engel olmak için nasıl böyle 40 takla attığını bugün hiçbir şey takip etmeyen adam bile biliyordur.

Kendi bölgelerinde yükselen Türkiye ve Erdoğan sempatisinin önünü kesmek ve Erdoğan’ı potansiyel bir tehdit gördüklerini zaten kendileri her fırsatta dile getiriyorlar. Ben söylemiyorum yani.

O otelin sahibi de video çekmişti kısa bir zaman önce, hem de böyle lafı evirip çevirmeden, 7-8-10 videoya yaymadan direkt söylemişti, “Türkiye’ye gitmeyin, Türkiye ile ticaret yapmayın, Türk mallarını boykot edin…” diye böyle bir şeyler saçmalıyordu. Kurgulu, planlı ve bol prodüksiyonlu bir senaryoyu devreye soktular yani.

Yahu kardeşim sağcısın solcusun, CHP’lisin, MHP’lisin, AKP’lisin , İYİ Partilisin… Ne olursan ol! “Yahu bir düşün, bir düşün!” diyebil. Bir kere, “Ne alaka ya?” diye bir sorgulayabil.

Yıllar önce -Allah rahmet etsin- Erbakan hocaya kurulan eroin tuzaklarının manşetleri bugün çarşaf çarşaf her yerde tekrar, yeniden karşımıza çıkıyor. Peki sonra ne oldu, he? Darbe oldu değil mi? “Ulan nasıl ya? Bugün de her şey birebir aynı.” diye neden kimse tek kelime etmiyor? “Tamam, bir film kurguluyorsunuz bari yeni bir şeyler koyun ortaya, 30 yıl 40 yıl önceki o bayat ve ucuz senaryoları niye tekrar tekrar önümüze koyuyorsunuz?” diye bir itiraz et be kardeşim ama yok.

Sedat Peker’in bugün söylediklerini sorgulamadan veya söylediklerinin asla aksinin olabileceğini akıllarına bile getirmeden dediklerine iman edenler, sonra kalkıyor sana bana koyun diyor ya, “koyun” diyor!

Şimdi… Neyse, neyse merak etmeyin. O koyun işi bizde.

Daha önce de bu FETÖ’cü Fuat Avni’nin oyununa gelip balon gündem şişirenler o balonun nasıl ellerinde patladıklarını gördüler. Kaset skandalıyla genel başkan değiştirenler bugün YouTube videolarından gelecek sözlere ellerini ovuşturuyorlar. Bu sıradan, bu bilindik komediyi bir görebil. Hikayenin kalemi başkalarının elinde.

15 Temmuz’u finanse eden, bugün de ev sahipliği yapan Muhammed bin Zayed yani o Birleşik Arap Emiri ve sirkteki diğer cambazlar yazıyorlar diğer senaryoyu, bunları gör.

PKK’nın ensesine yapışan, ümüğünü, nefesini kesen ordumuz operasyonlara devam ediyor. Birileri vakit kazansın, biraz toparlansın, biraz nefes alsın diye ülke gündemine erken seçimi zorlayanlar kime hizmet ediyor, soruyorum size? Kime hizmet ediyor, he? Kılıçdaroğlu’nun, Meral Akşener’in ve onların merdiven altında böyle kapı arkalarında fingirdeştiği ortaklarının da isteği bu değil mi zaten?

Galiba birileri onları sıkıştırıyor ya da bir yerlerden haber bekliyorlar, böyle okyanus ötelerinden. Hadi, hadi çıkarsanıza ağzınızdaki baklayı. Bütün millet görsün, duysun söylediklerinizi.

Faili meçhuller, terör, mafya, darbeler, sokak çatışmaları, çamur, pislik… Bunları mı özledi birileri? Bunlardan mı medet umuyorlar? Bunlara hasret mi kaldı birileri? Bu tuzaklarda çukur açmaya mı çalışıyor birileri?

Yahu arkadaşlar işin acıklı tarafı ne biliyor musunuz? İnsanların psikolojisi bozulsun, böyle sıralı intiharların haberleri gelsin diye dört gözle bekleyenler var bu ülkede. Ülkede işsizlik oranı her ay daha da artsın diye bekleyenler var ya. Bu Kovid döneminde, salgın döneminde yoğun bakım üniteleri doluluktan taşsa da keşke, insanlar böyle hastane koridorlarına serilse, sonra da vatandaş ayaklansa diye dört gözle bekleyenler var ya. Bir üniversite mezunu genç daha işsiz kalsın da bunu kendi siyasetlerine alet etmeye heveslenen ve bu işsiz gençlerin sayısının artmasına duacı olanlar var bu ülkede ya.

Biz neyi konuşuyoruz ki?

O çok bilmiş Can Ataklı çıkıp şöyle demiş: “İşte Ankara’da panik havası hakim. kimse ne yapacağını bilmiyor, herkes birbirine bakıyor, kriz ortamı var yani…” Bak bak bak, Ankara’ya bak. Halk TV’ye çıkanlara bakıyorsun neyin kafasını yaşıyorlar öyle saçma sapan konuşuyorlar anlayamıyoruz. “Ankara çökmüş, Ankara bitmiş, ortada devlet yok…”

Beyler! Belki birilerinin haberi yok ama Ankara’da devlet var devlet. Hey gidi, hey…

Devlet öyle sessiz kaldığında birileri gibi üzerine Amerikan bayraklı battaniyeler alıp uyumuyor he. Devlet zemin, zaman ve mekân hamlesini yapmadan evvel ortamı iyice kokluyor. Devlet bir adımı atmadan o adımın önünü arkasını ve yarınını da planlayıp hamlesini öyle koyuyor ortaya.

Birileri devlet sessiz kaldı sanıyor ama Ankara’daki devlet Türk SİHA’larının ihracat anlaşmalarına imzalıyor. Birileri devlet panikledi zannediyor ama devlet enerji alanında sondajlardan gelecek müjdelere hazırlanıyor. Birileri devleti sessiz kaldı sanıyor ama devlet bu ortalıktaki kalabalığı fırsat bilip Doğu Türkistan için yeni bir hamleye hazırlanıyor. Birileri Ankara şokta diyor ama devlet bilim, teknoloji ve yenilik politikaları kuruluyla dünyanın gelecek 20 yılına damga vuracak alanlardaki o yeni teknolojik çalışmalarına odaklandı ve bunlar için de atölyelere kapandı bu devlet.

Neyse konu uzun, vakit az… Herkesin merak ettiği şey geçen akşamki yayında beklenen soru ve cevap şekli şuydu: Neden Süleyman Soylu’ya yürüyor bu adam yani neden Facetime videolarında, Süleyman Soylu’yla alakalı, “Biz buna yatırım yaptık, bu adam benim dönüş biletimdi, biz ne istediyse yapmadık mı?” diyor ya, ilk hedef neden Soylu? Çünkü herkesin bildiği bir kaide vardır. Mafya, satın alamadığına savaş açar; satın aldığı kişilerle mafyanın herhangi bir problemi olmaz ve arkadaşlar bir şeyin çok konuşulması, çok izlenmesi, çok takip edilmesi o şeyin çok önemli olduğu anlamına da gelmez. Bunu ülkece gayet iyi biliyoruz.

Ajdar vardı hani o  çikita muz Ajdar. Nasıl fenomendi ama? Her videosu milyonlar izleniyordu. Şimdilerde bile yayınlara katılmaya 300 bin euro istiyormuş. Eee bu işin raconu bu, değil mi? Biri daha vardı. O milyonların izlediği, o geceler boyu destek verilen, mesajlar atılan Popstar Abidin; şimdi nerede acaba? Herkes peşindeydi, herkes onu konuşuyordu, tüm Türkiye ona kilitlenmişti? Ne oldu? Yakın zamanda biri daha vardı, beyninin dörtte birini kullandığını iddia eden Bahar Candan da nasıl milyonlar tarafından izleniyor değil mi? Capsleri yapılıyor, efektleri yapılıyor, taklit ediliyor…

Yani beyler ezcümle, aşağıdan da bakınca yukarıdan da bakınca günün sonunda bütün millet olarak diyeceğimiz şey şu: İyiydi, heyecanlıydı, çok da güzel izleniyordu, baya da güldük, eğlendik ama film bitti, perde kapandı. Şimdi, böyle olaysız bir şekilde dağılalım.

Kalın sağlıcakla.