SOYLU İSTAN ETTİ – 24 Ocak 2021

Derdimiz çok. Anlatmaya, çare bulmaya ise hem takatimiz hem de vaktimiz yok. Bu videodaki derdimiz adalet… Hani bir gün herkese lazım olacak dediğimiz o adalet.

Derdi anlatmaya üstat Abdürrahim Karakoç’un şu şiiri ile başlayalım:

Mevzuatlar kısıyor hakikatin sesini

Kulaklar sağırlaştı, lisanlar kör ve topal

Zorbalar talan etti adalet ilkesini

Dert yükü ağırlaştı, vicdanlar kör ve topal…

Eğer bir işin temelinde bir çürüklük varsa, onun üzerine en sağlam malzemeden bile kat çıksan kâr etmez. O bina çöker!

Özellikle son yıllarda dilimizden düşmeyen, her gelenin bir parçasını kopardığı, bazı badem bıyıklı hergelelerin de delik deşik ettiği hukuk sistemimiz ile ilgili 2021 yılı reform ve yenilik yılı olarak belirlendi. Manşetlere döşendi, günlerdir televizyon ekranlarında tartışma programlarında konuyla uzaktan yakından alakası olsun olmasın, her konuda konuşmayı, her konu ile alakalı beyanat vermeyi meziyet zanneden 3-5 gazeteci tarafından konuşuluyor da konuşuluyor. Onlar için hukuk reformu demek; siyaseten yargı önüne çıkan veya ceza alıp hapse atılan ajan ve teröristlere af çıkarma veya ekonomik olarak girdaba düşmüş olan o büyük iş adamlarını, şirketlerini ve dış yatırımcıları rahatlatma hamlesi olarak değerlendiriliyor. Lakin asıl reformun, geçmişten bu yana var olan; toplum düzeni ve ahlakına, insan ve kadın haklarına, şiddet ve istismar davalarına yönelik olması gerekmez miydi? He?

Gözlemlediğimiz kadarıyla birilerinin beklentisi hukukun üstünlüğünden çok, kişilerin özgürlüğünü baz almasına yönelik. Oysa ki ispat edilmiş hiçbir suç, serbest bırakılmayı hak etmez. Egoyla, vehimle, madde etkisiyle veyahut öfkeyle işlenen her suç yargı karşısında cılız ve biçare kalmalıyken daha da besleniyor, semiz hale geliyor. Bu arada da insanlık hızla zayıflamaya ve kirlenmeye de devam ediyor.

Acemi ellerde yoğrulan ve iyi pişirilmemiş bir adalet ekmeği yenmez! Katıksız, kara kabuklu, dura dura bayatlamış bir ekmek kimin işine, dişine yarar ki? He? Ekmek her gün nasıl gerekliyse; adalette, her gün ve her an gerekli! Günlük, has ve taze… Birde sıcak bir rızık gibi muhtacız adaletin ekmeğine! Bu toplumun adaletle ısınır içi, adalet bu kışın ortasında bir güneş gibi doğmalıyken üzerimize; ayazda kalıp üşütmemeli insanları, dondurmamalı!

Adalet halkın ekmeğidir. Yani? Nimettendir nimetten! Bakarsınız bol olur nimet, bakarsınız kıt; bakarsınız doyum olmaz tadına, bakarsınız tatsız tuzsuz bir şey olur! Ama azaldı mı ekmek, başlar açlık ve ekmeğin bozuldu mu tadı, tuzu, kıvamı; millette de başlar hoşnutsuzluk!

Görmüşsünüzdür gündem de. İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun 45 gündür hastanede tedavi gören annesinin fotoğrafı altına çirkin ve rencide edici bir yorum yapıldı veya dur, şöyle net söyleyelim bu şeyi:

Ahlaksız ve izansız bir kişi tarafından hasta yatağında derman arayan bir anneye galiz küfürler edildi.

Bunun üzerine de Süleyman Soylu; bir bakan, bir siyasetçi olarak değil, yüreği yanan bir evlat olarak ve bu ülkenin bir ferdi olarak bu durumdan rahatsız olup o şahsı şikâyet etti ve o şahıs mahkemeye çıkarıldı. Sonuç? Serbest bırakıldı.

Bunun üzerine adalete ettiği sitem de haksız mıydı sayın Süleyman Soylu? He? Elbette ki değil. Çünkü suçlunun serbest bırakılması caydırıcı olmadığı gibi; suçu destekler, suçluyu da haklı gösterir niteliktedir.

Görüyoruz ki dostlar; yargının dili yumuşadıkça, suçlular iflah olmuyor, olmadıkları gibi de farklı farklı kisvelere bürünüp yarım bıraktıkları işi bitirmeye çalışıyorlar. Hukuk, halkın üzerinde bir güç değildir. Suçun ve suçlunun üzerinde üstünlük kazanmalıdır. Bu yumuşak yargı dili, işlenen suçları artırdığı gibi birde toplumu korkuya, endişeye hatta umutsuzluğa düşürmektedir.

Adalette, “Ha zafer ha hezimet, ikisi de bir anlık.” olmamalı. Azamet şaha kalkmalı, adalet heybetini Hak’tan ve halktan yana göstermelidir. Hâkimler duruşma ve mahkeme salonlarındaki kararlarını, sanığın kendini aklama çabalarına göre değil; kanunda yazan madde doğrultusunda ve ülkenin iklimine hâkim bir önsezi ve ferasetle vermelidir.

Adalet Bakanı sayın Abdülhamit Gül de, sayın Süleyman Soylu‘nun annesine yapılan hakaretin ardından bir açıklamada bulunmuş ve verilen kararların, çıkan sonuçların kendisini de şaşırttığını ifade ederek tutuklama mümkün veya gerekliyken bu yola başvurulmadığını gördüğünü, kamu vicdanını yaralayan kararlara maruz kalındığını, kendisinin bile bu kararları eleştirdiğini, “Bu nasıl karardır?” dediği yüzlerce kararın olduğunu, “Kaynar kazanı biri birinin üzerine döküyor, serbest kalıyor ama süt kazanına giriyor, tutuklanıyor!” diyerek yargı sistemindeki düşüncelerini dile getirmiş ve sonunda da “Kimse benden yargıya müdahale etmemi beklemesin.” diye de eklemiş.

Ama algı konusunda profesyonel olan tipler devreye girip olayı farklı bir boyuta taşımaya, mevzunun Süleyman Soylu’nun yaşlı ve hasta annesine hakaret eden şahsın durumu değil de sanki mevzu Adalet Bakanı ile İçişleri Bakanı’nın arasında bir kavga varmışa taşımaya çalışıyorlar yani mevzuyu saptırıp mevziyi dağıtacaklar ama biz bu oyuna düşmüyoruz, mevzunun ne olduğunu gayet iyi biliyor ve o bilgi ile de mevzimizi savunuyoruz. Sonuna kadar da savunacağız.

“Siparişle tutuklama olmaz.” demek haklı bir ifadedir. Çünkü hukuk kendi mutlak ve hakkaniyetli kararını, kendi hükmünü uygulamalıdır. Boşluk doğurmamalı, kişilerin müdahalesini beklememeli hatta nerede bir boşluk varsa orayı doldurmalıdır hukuk.

Şunu herkes şöyle bilmelidir ki; bizim derdimiz “yargıya parmak sallamak” değil, yargının “suçluya salladığı eli” sorgulamaktır. İtiraz hakkını kullanan kişilerden onuruna, şahsiyetine, namusuna ve hatta bedenine yapılan cürme karşı verilen o saçma kararlara kimse saygı duymamızı beklemesin! Böylesi bir cürmün neticesi serbest bırakılmamalı; biz bunu saygıyla değil, ancak tenkitle kınarız!

Evet, biz adalet istiyoruz ama Avrupa’nın bize dayattığı bir adalet sistemini veya İsviçre’nin bizim Bağcılar’dan küçük nüfusa sahip bir eyaletinden aldığımız medeni kanunu veya denize sadece küçük bir kapısı olan Almanya’dan aldığımız deniz ticaret kanununu değil veya mafyanın kol gezdiği İtalya’dan aldığımız ceza kanununu değil ve dünyadaki bütün mazlumları işkence ile sömüren Fransa’dan aldığımız idare-i kanunla bu ülkede hak, hukuk, adalet aranmaz. Bizler dillere destan olan Hz. Ömer’in adaletini istiyoruz.

Evet, biz adaletli bir ülke istiyoruz.

Bir ülkede adalet varsa; insanlar başvurduğu ve talep ettiği adaleti bulmadan dönmemelidir.

Bir ülkede adalet varsa; muhalefet veya yanlıları, terör veya yanlıları, hiçbir surette seçilmiş bir Cumhurbaşkanı’na hakaret etmemelidir. Ülkesinin istihbari çalışmalarını ifşa etmemelidir.

Bir ülkede eğer adalet varsa; bir kadın suratı tanınmaz hale, bedeni iş göremez hale getirilmemeli ve bu şekilde “ölüm ne zaman kapımı çalacak” korkusuyla bekletilmemelidir!

Bir ülkede adalet varsa eğer; vekiller dokunulmazlık rahatlığıyla milletin iradesine belden aşağı, akıllara ziyan, sinsi ve yalan söylemlerde bulunmamalıdır. “Bana bir şey olmaz” rahatlığıyla halkın iradesi çiğnetilmemelidir.

Hani diyor ya şair, “Söylesem, tesiri yok; sussam, gönül razı değil!” diye.

Bakın dostlar! Son dönemlerde yaşanan cinsel istismar ve kadına şiddet olaylarının faillerinin serbest bırakılması; sokaklarda o bıçak sallayan, sosyal medyada kabadayılık yapan, faşist ruhlu insanları cesaretlendirerek ekmeğine yağ sürüyor ve adeta “insan olsam ne yazar!” dedirtiyor adama.

Evet, hukuktan beklentimiz büyük! Çünkü bu ülkede hukukun alengirli ellerden ve darbe zihniyetinden ötürü birçok değerli insan ipe götürülmüş ve şehit edilmiştir. Hukukun darbe almaması için;; adaletin zorbalığa, yanlışa, suça ve suçluya darbe vurması gerekiyor.

Suçluyu salan değil, caydıran; bir davaya bakan değil, yargılayan; bir haksızlık karşısında susan değil, sorgulayan bir yargı eminim ki, toplumun kanayan yaralarını iyileştirecek ve ceza davalarının muhakemesi daha da haklı yürütülecektir.

Bu konuda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’da yeni reform sürecinde, “hukukun tüm ülkeye hâkim bir iklimde olması gerektiğini” vurgulamıştır!

Bizim derdimiz çıkan sorunlara köklü çözümler getirilmesi, mevzuat hükümlerinde değişikliğe gidilmesidir. Her türden mahkemelerin gözetim ve denetiminin sıklıkla yapılması artık bir zaruriyettir. Hatta yamama bir yargı sistemiyle değil; sil baştan, bize uygun, bizim değerlerimize uygun bir yeni yargı sistemi inşa edilmelidir. Bu sayede de şov ehillerinin, hakaret söylemlerine ve yasa dışı fiillerine meydan okunacaktır.

Adaletin oluğu, suçun olduğu taraftan akmalıdır. Mahkemeyse mahkeme, kararsa karar, mevzuatsa mevzuat… Ne gerekiyorsa o yapılmalıdır. Eğer adaletin oluğunda bir çatlak varsa da, o da acilen onarılmalıdır.

Yani dostlar, siz siz olun şu kısacık ömür hikâyenizde “adil” kalın; kalamıyorsanız da en azından adaletten yana taraf olun.

Kalın sağlıcakla.