SQUID GAME’İ TÜRKİYE’YE GETİRECEK ADAM! – 15 EKİM 2021

Eğer bir sosyal medya hesabınız varsa veyahut da gündemi gazetelerden, televizyonlardan, internet sayfalarından ya da arkadaşlarla oluşturmuş olduğunuz o küçük WhatsApp gruplarından takip ediyorsanız karşınıza çıkmama ihtimali yoktur. Yeni bir Netflix dizisi, herkes bunu konuşuyor. Berbere gidiyorsun, orada bile bunun muhabbeti dönüyor. İnsanlar bunun makarasını yapıyor, parodisini çekiyor.

İlk önce şunu soralım: Netflix denince aklınıza ne geliyor? He? Bir düşünün. Ben söyleyeyim mi? Netflix denince benim aklıma eş cinsellik, sonra cinsiyetsizlik ve her şeyi normalleştirme geliyor yani birçok şeyi; ailesizliği normalleştirme, yalnızlığı normalleştirme, aldatmayı aşk masallarıyla normalleştirme falan filan… Hani bazıları vardır ya, “Nexflix’e iş yapıyoruz abi” diye kabara kabara ortada geziyorlar. Helal olsun size ama o büyük prodüksiyonlu işlerin altındaki kepazelikleri de görmüyoruz zannetmesinler yani farkındayız olan bitenin. Koyma bakayım bir tane projenin içerisine eş cinsellik, bak Netflix’te yayınlanıyor mu? Neyse onlar devam etsinler kabarmaya, biz asıl konumuza gelelim.

Bir diziden bahsediyoruz. Nedir bu dizi? “Squid Game”  İsmi de bir değişik he. Bunun Türkçe karşılığı “Kalamar Oyunu.” Bakın öyle bir furya başlattılar ki bu dizi şimdiye kadar ki tüm Netflix yapımlarını sollamış hatta Netflix’in CEO’su bir açıklama yaptı. O açıklamaya göre de, hayran kitlesi yüz milyonu çoktan aşmış yani böyle bir dizi bu. Az önce de dedim ya, her yerde bu dizi konuşuluyor. Yapım hikâyesi, oyuncuları, dizide kullanılan figüranlar çoktan herkesin gündemine oturmuş yani bütün millet yakından takipte.

Ben de dedim ki ne oluyor? Bu neyin nesidir? Yine vardır bu işin altında bir şey. Oturdum, dedim ki bir bakayım, enine boyuna araştırayım. Yazılanları okudum, yorumları okudum, muhabbetleri okudum yani bu konuda dersime çalıştım. Çünkü dedim ki, ya bu işin altında bir hinlik var ama bir dur bakalım…

Olay şu:

Çocuk oyunlarından oluşan bir ölüm kalım savaşı. Bakın, çocuk ve ölüm kalım savaşı. Yani birçoğumuzun bildiği halat çekme, simit diye bağırdığımız bir oyun vardı, ebelemece falan, bir de saklambaç vardı, seksek vardı. İşte bu oyunlardan oluşan bir dizi fikri. Her ne kadar bu dizi çocuk oyunlarını kullanma fikrinden doğsa da “+16 izleyici kitlesi”ne hitap ediyor yani diyorlar ki çocuklar bu diziyi izleyemez. Tabii yersen…

Önceden yazardı ya, kumar falan oynanan kahvehanelerde, böyle kapalı salonlarda “İçki öldürür, kumar söndürür.” Eeee bu ne? Bunda da aynı mevzu. Yani +16 yaşından büyükler izleyebilir ama konsept çocuk oyunları. Anladınız?

Bu dizi bir Güney Kore dizisi. -Zaten bu son dönem de Güney Kore dizileriyle başımız hayli dertte. Neyse…- İşsiz güçsüz, fakir bir adam kızına doğum günü hediyesi alabilmek için gayrimeşru işlere mecbur kalıyor. Mafyasından borç almaya, kendi annesini dolandırmaya, at yarışlarından medet ummaya kadar bile gidiyor bu iş.

Burada bir araya gireyim. Bu son dönemde moda herhalde; kızım için, çocuğum için her pisliği yaparım, çünkü evin babasıyım ben muhabbetini kullanmak. Çünkü etraf bunu nasıl görecek? “Ay baba gibi baba, her pisliği yesin, sonra bak ama kızı için yapıyor, ailesine düşkünlüğünden yapıyor, ay kıyamam…” Böyle bir modumuz var. Devamlı bir çocuklar ön plana sürülüyor. Çünkü yaptığın pislikleri bu çocuklar üzerinden örtebilirsin. Çağın modası bu herhâlde. Anladınız değil mi?

Borç batağına düşmüş insanlar 45.6 milyar won ödülünü kazanmak için gizli bir adaya gidiyorlar. İnsanların hayatlarından vazgeçip ölümü göze aldıkları bu 45.6 won ne kadar eder diye siz hiç yorulmayın, ben hesapladım onu, söyleyeyim. Tam tamına 347.795.101,89 Türk Lirası. İyi para değil mi? İş görür. 🙂

Gizli bir adada toplanan bu insanlar hepsi tek bir renk pijama daha doğrusu şöyle söyleyeyim, tek renk eşofman takımlarıyla oyunlara katılıyorlar. Her bir oyun da, çocuk oyunlarından oluşuyor, seksek bile var. Bu oyunda hayatta kalabilmek içinse oyunu başarıyla tamamlaman gerekiyor. Başarısız olanlar katledilip, cesetleri yakılıyor. Yüzlerce insanın katıldığı bu oyunu yalnızca 1 kişi kazanacak yani sadece 1 kişi hayatta kalacak. Durun durun, burada bitmiyor!

Bir de bu olayın farklı bir boyutu var. O da bu oyunların finallerini izlemeye gelen yani insanlar üzerine bahis oynayan zenginler boyutu var. Bu zenginlerin de bir sembolleri var. Başlarında zengin olduklarını ifade eden böyle altın kaplama figürler var. Bu zenginler kadınları böyle sehpa olarak, yastık olarak kullanıyorlar ve localardan fakirlerin yarışlarını izliyorlar.

Şimdi bu dizi nedir, ne değildir, bu adam doğru mu söylüyor, yanlış mı söylüyor diye merak edenler varsa otursunlar izlesinler diziyi. Bu dizinin normal güncel hayata olan yansımasından biraz da bahsedeyim size. Bu dizi yayınlanmaya başladıktan sonra oyun gruplarındaki çocukların kendi aralarında hatta okul bahçelerinde bu oyunları oynadıkları haberleri yavaş yavaş gelmeye başladı. “Abi ya sen de her şeyden kıllanıyorsun. Sekseğin veyahut da halat çekmenin nesi kötü?” diyorsanız az bekleyin. Bu dizi yayınlandıktan sonra bu oyunu oynamaya başlayan çocuklar, yenilene işkence ediyorlar hatta parayla iddiaya giriyorlar, hatta yenileni okuldan attırma iddialarına girip oynamaya başlamışlar. Bu diziyle alakalı başka bir şey haber daha gördüm. O da şu: Birileri için çok kutsal olan “Cadılar Bayramı” var ya, o Cadılar Bayramı için son dönemin en fazla sipariş alan kostümleri işte bu dizide kullanılan yeşil eşofman ve pembe tulum olmuş. Etkiye bak etkiye! Bu dizinin Koreli yönetmeni de demiş ki “Bu aynı zamanda kaybedenlerin hikâyesidir.” Vay anasını ya, vay be… Ne büyük laf ama değil mi? Filozof(!)

Şimdi çıplak gözle baktığın zaman bu dizinin ön plana çıkan noktaları şuralar:

Parasız mağdur bir baba yani kızı için her şeyi yapan kişi, mafyacılık kol geziyor zaten, sonra insanların oyunda birbirini yediği, birbirinin harcadığı böyle uzakta bir ada değil mi? Bir de şey var, bunu izleyen, bahis oynayan zenginler. Aslında her şey bir oyun ama alt mesajı var bu dizinin. Dostlar kolay yoldan hızlıca para kazanma için ölümü bile göze alacaksın, onu söylüyor dizi. Para için sınırlarını zorlayacaksın ve para için her yol mubahtır anlayışı var.

Benim bu diziden çıkardığım alt mesaj şu: Kolay yoldan para kazanmak için ölümü bile göze alacaksın ve paraya ulaşmak, paraya sahip olmak için sınırlarını zorlayacaksın ve ana mantık şu: para için her yol mubahtır. Şimdi birileri diyecek ki “Abi sen de amma salladın.” Varsa başka mantıklı bir açıklaması söyleyin biz de öğrenelim.

Bu arada ilk defa da benden duymuş olun; Acun Ilıcalı bu Squid Game’i Türk televizyonlarına taşıyacakmış. Yani şu anda böyle bir çalışma yok ama eli kulağındadır. Çünkü bu Acun dünyada ne tutuyorsa onu Türkiye’ye getiriyor. Artısına eksisine, şuna buna… Hiiç bir şeye baktığı yok.

Dostlar bir dizi veyahut da bir film kitleyi yönlendirme konusunda ne kadar önemli biliyor musunuz? Şu an da dünya üzerinde 24 ülkede öğrenciler, okullarında bu oyunu oynamaya başlamışlar ve okul yönetiminin ikazlarına da karşı çıkıyorlar.

İstanbul’da şu an birkaç mahalle arasında çocukların bu oyunu oynadığı ve sonunda da kaybeden çocuğun ciddi anlamda dövüldüğü hatta böyle falçatayla çocukta yenildi izi bırakıldığı konuşuluyor.

Bu dizin içerisindeki o korkunç oyuncaklar da şu an da dünyada en çok satanlar listesinde yani patlamış gidiyor. Bir de bir şey söyleyeyim mi size? O oyunun içerisinde geçen semboller, işaretler var ya, millet o sembolleri, o işaretleri boynuna, ensesine, koluna dövme yaptırmak için sıraya giriyormuş. “A-a ciddi misin sen?” Yeminle söylüyorum bunlar oluyor dostlar hatta dizide kullanılan bir tane kartvizit vardı. O numara gerçek bir kadına ait aslında ve o kadın geçen gün açıklama yapmış. Günde 4000 binden fazla kişi arıyormuş kadını ve arayanlar da bu oyunlara katılmak için başvuru yapmak istediklerini söylüyormuş. Anladınız mı etkiyi? Belki de izlerken içinizden diyorsunuz ki “Ya bu millete Allah akıl fikir versin.” Az durun, daha devam ediyor.

Bu dizinin başrol oyuncusu olan kadın şu an da Kore’nin en fazla takip edilen kadın oyuncusu ve K-POP vardı ya milyonları sürükleyen, o K-POP üyelerini bile geride bırakmış bu kadın. Önümüzdeki süreçte Kore’de baya baya olaylar karışacak yani.

Bu dizi şu an da sadece 3 haftada kazandığı gelirle Netflix’in en fazla para kazanan dizisi olmuş. Rekor kırmış yani da bunun enkazı dünyanın birçok yerine sıçramış durumda. Ülkemizde de aynı yani bizim o Seymen Ağa, Asmalı Konak sevenlerin geldiği durum bu arkadaşlar.

Dedim ya, herkes bunu konuşuyor. Bu videoyu çekmeden önce son kez böyle bir göz attım yazılanlara çizilenlere. Dizinin müziğindeki o şiddet içeren frekanslardan, yok efendim dizi içerisine gizlenmiş İlluminati şifrelerine kadar herkes bir şeyler söylüyor. Aslında bu tür çalışmaları böyle tadında bırakmak gerekiyor. Çünkü ne kadar konuşursak aslında o kadar büyütüyoruz. –E biz ne yapıyoruz? Millete tavsiyede bulunuyoruz, biz de aynısını yapıyoruz. Allah affetsin bizi.-

Yani herkes bu dizinin şifrelerini çözmeye çalışıyor. Çünkü son dönemin hastalıklarından bir tanesi de bu ve bu hastalıktan bende de var. Yani devamlı bir şifre, “Bir dur bakalım ya, ne anlatıyor burada?” Öyle, her şeyin şifresini çözme peşindeyiz. Videolar yapılıyor, paylaşımlar yapılıyor ve orada da genelde şunlar söyleniyor: “Hazır olun geliyorlar, gözden kaçan detay, kimsenin bilmediği sır, gökyüzü yalan söylemez…” Yahu bir salın şu milleti Allah aşkına!

Bakın dostlar 17 ay boyunca hayatımızı karartan pandeminin bizi nereye taşıdığını şu an anlamamız mümkün değil. Hatta bunu tam anlamıyla fark etmemiz bilmiyorum kaç senemizi alacak ama şunu söyleyebilirim:

Evet, olanların farkındayız ve neyin amaçlandığını ve nelerin yapıldığını az buçuk fark edebiliyoruz. Tabii bu şu demek de değil yani, her şeye böyle bir felaket gözüyle yaklaşmalıyız. Öyle ya da böyle, şimdi herkesin izlediği, milletin ilgi gösterdiği, işte para kazanan, şöhreti dünyanın dört bir noktasına ulaşmış olan bir şeyi de “Bu öcü, bu pis, bu leş, bu İlluminati” diye böyle etiketleyerek insanları o konuda uyarmış olmayız.

Bu dizi nazarında konuşacak olursak; anne babalar, sizden başka bu işi çözecek hiç kimse yok. Milli değerlerimize sahip öğretmenler, hocalar, eğitmenler… Bu çağda her konuda daha fazla haberdar olmalıyız etraftan. Yeni bir dil bulup yani yeni bir iletişim dili keşfedip çocuklarımızla, öğrencilerimizle iletişimimizi hep taze tutmamız lazım.

Son olarak da şunu söylemek istiyorum:

Eğer sen ben, sek sek oyunumuza sahip çıkmayıp o oyunları bir kenarda itersek,

Eğer ebelemece gibi oyunlarımızı “artık çocuklarımız bunları hiç oynamıyor” diye çocuklarımıza bu mahalle oyunlarımızı göstermeye, öğretmeye kalkmazsak,

Ve eğer biz “nerede o eski sokakta, mahallede oynadığımız şen şakrak oyunlar” deyip de sadece iç geçirirsek ve bu oyunlardan hiçbir tanesini çocuğumuzla oynamaya kalmazsak elin Güney Korelisi de gelir senin sekseğini de kullanır, yakar topunu da tepe tepe kullanır, misketi de yuvarlar.

Bu durumda bize de ne kalır biliyor musunuz?

Ortada sıçan! Anladınız?

Kalın sağlıcakla.