TELEVİZYONLARDAKİ AHLAKTAN UZAK İÇERİKLERE DİKKAT – 27 Kasım 2018

Üniversitedeyken okuduğum bir kitapta şöyle yazıyordu; “ Televizyon aslında renkli bir kara kutudur” diye. Televizyon ile ilgili onca makale, açıklama, bilimsel çalışmalar okumuş olsam da bu tanım hep aklımda, hiç unutmam. Bir kara kutu…

Allah Allah, derdim. Hem renkli hem de kara kutu, “nasıl oluyor bu iş” diye. Sonra ne demek olduğunu anladım, hem de gayet iyi anladım. Bugün şöyle medyayı, televizyonları hatta Digitürk’ü konuşalım.

Hızlıca anlatayım. Digitürk, şu anda 3 buçuk milyona yakın abonesine çeşitli kanal ağları üzerinden hizmet veren bir platform. Yabancı yatırımcıların Türkiye pazarına gösterdikleri talepler sonucunda ve Cumhurbaşkanımızın yurtdışından gelebilecek yatırımcıları ikna etmesi, güvence vermesiyle 2015 yılında Katarlı beIN Medya Grubuna satıldı Digitürk. Satılma sürecinde yürütülen yalan yanlış algı söylemlerini hiç anlatmayayım bile. Çünkü aklı hala şeker fabrikalarında, ithal saman mevzusunda kalanlar bu sürecin ne anlama geldiğini sittin sene anlamayacaklar zaten.

Neyse, geçenlerde şöyle bir tarayıp, “ne var ne yok” diye izleyeyim dedim. Dedim de, orası çarşamba pazarına dönmüş bile. Sorsan, “her izleyici kitlesine, her türlü içerik vermek zorundayız” cevabını verirler. Bir film gördüm, anadan üryan adamlar ortalıkta dolaşıyor. Başka bir filmde seri katiler devamlı Türk milletini aşağılayıcı propagandalar yapıyor. Fatih Akın’ın porno içerikli, Türklere hakaret dolu filmleri ayda 8-10 kez tekrarlarla dönüyor. Kimse de çıkıp, bu derdi dillendirip önüne geçmek için bir adım atmıyor. Şimdi bunları dedim ya, başlarlar saydırmaya… Yobaz, sanattan anlamayan cahil, sansürcü, gerici falan filan… Evet, kendi değerlerine saldırıya itiraz etmek yobazlıksa ben yobazım arkadaş!

Çocuğum eline kumandayı aldığında çıplak insanların ortalıkta dolandığı, küçücük çocukların dudak dudağa öpüştüğü, ahlaktan ve edepten uzak içeriklerle ve milli değerlerine küfredilen çalışmalarla karşı karşıya kalmamalı, kalamaz! Bunu bu topraklarda servis edip de, “isteyen istediğini izlesin” saçmalıklarıyla örtemezsiniz. Şimdi o çokbilmiş özgürlükçü ve modernizm öncüsü tipler de, “o zaman neden evinde Digitürk var” diye ucuz oyunlara da girmesin. Maçları takip edebildiğim tek yer orası kardeşim!

Bak Avrupa’ya.  O sözde insan hakları, fikir sanat erbapları ne yapıyor? Almanya geçen hafta vizyona giren “Deliler Fatih’in Fermanı” filmine, “aşırı Türk Milliyetçiliği” yapıyor ve gençler için uygun olmadığı iddiasıyla Avrupa’da +18 yaş sınırlamasını getirdi ve filmin sadece gece yarısı tek seans gösterilebileceği kararı verdi.  Ama aynı Avrupa, Truva gibi, 300 Spartalı gibi filmleri Yunan milliyetçiliği yapıyor diye engellemiyor… Bizde Digitürk, Ermeni propagandası yapan, Türk milletine hakaret eden Fatih Akın filmlerini, Drakula filmlerini tekrar tekrar yayınlasın, ne güzel ya! Almanya’daki bir kurul kendi karar verip böyle bir yaptırım uygulayabiliyorsa neden biz kendi memleketimizde yayınlanan içeriklere müdahale etmiyoruz ve ya edemiyoruz?

Neden değerlerimizle örtüşmeyen, propaganda içeren, mahrem ve edep çizgilerimizle uzaktan yakından alakası olmayan yayınlara bunu yapamıyoruz. Neden, “burası kimsenin babasının tarlası değil, öyle her istediğini dayatıp izlettiremezsin” diyemiyoruz? 

Televizyonlardaki diziler, reklamlar da aynı. 12-13 yaşındaki kızlar özel günlerini anlatan ürünlerin reklam yüzü oluyor? Full makyajlı kadınlar, jiletlerle koltuk altını tıraşlıyor. Bu ürünü anlatabilmenin başka bir yolu yok mu? Bunu göstermenin farklı bir dili yok mu?

Digitürk’ün Türkiye’deki temsilcileri neden görmüyorlar bu durumu? Neden tek tek tüm içerikleri belli koşullar ve kıstaslara bağlı kalarak gözden geçirip, bu yanlış yayın politikasının önüne geçmeye kalkmıyorlar. RTÜK yetkilileri uyuyor mu arkadaş?

Ben bu başıboşluğa sesimi çıkaracağım ve birilerinin de bunu görüp, gerekeni yapması için savaşacağım. Millet olarak boş durmayalım. Bu filmleri, dizileri, reklamları bize dayatarak ailemize, evlatlarımıza, değerlerimize saldıranlara, Türkiye’yi vahşi, yobaz, işkenceci, cani gösteren iki yüzlü şarlatanlara karşı elimizden geleni yapmalıyız.

Bakın beyler, biz kurtuluş mücadelesi veriyoruz. Bu konuda en yetkili kurum RTÜK’se RTÜK, bakanlıklarsa bakanlıklar, temsilciliklerse temsil üyelerinin derhal müdahale edip, bu kara propagandanın önüne geçmesi için kamuoyu oluşturmalıyız. Sosyal medyada kampanyalar yapmalıyız. Kurumları telefonla, mesajlarla, maillerle bombardımana tutmalıyız.

Yeni yasalar mı çıkıyor, kararnameler mi değişiyor, yetkili ağızlardan açıklamalar mı yapılıyor? Ne yapılıyorsa artık… Onu, bunu bilmiyoruz.  Bildiğimiz ve kimsenin unutmaması gereken şey şudur, “bu ülke Müslüman bir ülke ve Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz”. Sattırmayız!

Yeniden dirilişe adım adım yürüyen bu ülkede, ‘gelene ağam gidene paşamlar ‘la saltanat sürme, at koşturma devri kapanmıştır!

Kalın sağlıcakla…