ÜMMET İÇİN ÖN SAFA GEÇENLER SORUMLULUĞUNU VE HADDİNİ BİLECEK! – 17 Eylül 2015

Aslında ne kadar da sevinmiştik Diriliş Postası’nın yayın hayatına başlayacağını duyunca…

Ne kadar sevinmiştik, günlük hesaplardan arınmış bir kişilik olarak bildiğimiz ve sevgi beslediğimiz “Hakan Abi” diye yüreğimize yer açtığımız birinin kontrolünde bir gazetenin çıkacağına…

Ne kadar da sevinmiştik; dik duruşlu, konjonktüre göre tavır takınmayan, git geller yaşamayan bir dava adamının kalemini Allah için kullanacağı bir mecraya kavuştuğunu görünce…

Ama hayal kırıklığına uğradık, yetmedi kahrolduk…

Diriliş Postası’nın baş yazarı Hakan Albayrak’ın iki gündür yazdıklarını görünce yüreğimiz acıdı…

Bülent Arınç’ın, kongreye bir gün kala, Habertürk’teki açıklamalarını anlamaya, sindirmeye çalışırken, kongreden hemen sonra üst üste yazılar yazan Hakan Albayrak’a ne demeliydik ki şimdi?

Dillerini ve kalemlerini kendi dostlarına karşı kılıç kadar kıvrak kullanan bu dava arkadaşlarımızı görünce aklıma bir başka dava arkadaşımızın anlattıkları geldi.

Gayretine, bilgisine, imanına güvendiğim bir abimin dost meclisinde paylaştığı bir analizinde: “Bizler bu dava için mücadele eden, yüksek makamlarda görev yapanlar olarak haftada bir araya geliyoruz. Bu bir araya gelişlerde; yapılan çalışmaları konuşur, doğru – yanlış tespiti yapar, kişi veya kurumların varsa yanlış çalışmalarını acımasızca eleştirirdik. Gereğinin yapılması için de gerekli yerlere iletirdik düşüncelerimizi” demişti.

Ardından: “Lakin son günlerde yaşadıklarımızdan sonra en özel toplantılarda dahi bu dili terk edip tek vücut halinde kalemizi, davamızı savunacağımıza, cansiperane cephemizi koruyacağımıza karar verdik. Savaştayız dedik. Savaşta kalemizin içinde bir sıkıntı olsa dahi o sıkıntı ile ilgilenmeyip sıkıntıyı daha sonraya bırakacağımızı söyledik.” diye bitirmişti söylediklerini.

Yani her doğruyu her yerde söylemeyeceklerinin, dava kardeşliğini kamuoyu önünde birilerine yem etmeyeceklerinin kararını vermişlerdi.

Peki, Hakan Albayrak’ın bu yaptığına ne demeli şimdi?

Zamanlamasına mı kızsak yoksa böyle ukalaca, terbiyesizce diline mi?

Veya Bülent Arınç’la aynı zaman dilimini tutturmalarını mı taksak kafaya?

Önceden, “Hakan Abi” dediğimiz şimdi ise sadece gazeteci Hakan Albayrak olmayı tercih eden bu zata sormazlar mı?

Yazdığın bu yazı ile kimler sevindi sayın gazeteci?

Kimler senin makalelerini köşelerine, internet sitelerine, TV programlarına taşıyarak bu camiaya kin kustu?

Dün Sümeyye Erdoğan’ı kullanarak Cumhurbaşkanımızın ailesi üzerinden saldıranlardan senin ne farkın kaldı, ‘’Cumhurbaşkanı’nın damadı’’ diyerek hedef gösterdiğinde?

Mayıs ayından itibaren yazdığın yazılarla son iki gün yazdıkların birbirine tezat. Ne değişti 3-4 ayda sayın gazeteci? Veya biz Hakan Albayrak’ı muhatap almalıyız?

Her cümlesinde haktan, hukuktan, liyakatten, ahlaktan bahseden bir kişi nasıl olur da Davutoğlu’nu parlatma adına Binali Yıldırım’a ’emir eri’ diyecek kadar terbiyesizleşebilir?

Bu dava için kellesini ortaya koyan, dünyayı karşısına alan bir lidere ayar vermeye çalışma, onun yanlışlarına karar verme ve en önemlisi de hiç bir riske girmeden ona akıl vermeye çalışma gücünü, yetkisini nerden alıyorsun diye sormazlar mı sana?

Onlarca mensubu olan bir ekibin içerisinden bir iki kişinin isimlerini vererek “Bunların üzerine toz dahi konmadı, şaibeye karışmadılar” demenin tersi, diğerleri şaibelidir, onların üzerinde leke var demek değil midir?

Böyle bir cümle kurmak Müslüman’a yakışır mı, “iftiracılık, haysiyet cellatlığı” değil midir bu yaptığın?

Yazında yeminler ederek Davutoğlucu olmadığını dile getirdin. Yemin etmene gerek yok, inandık sana, sen Davutoğlucu değilsin.

Ne olduğunu, ne istediğini, ne beklediğini, neyi amaçladığını, kime hizmet ettiğini artık biz de bilmiyoruz.

Bildiğimiz sadece;

İsminde veya soy isminde “Hakan” olan gazeteci geçinenlerin, birilerine şirin görünme adına aynı safta durduğu insanlara kazık attığıdır ve pervasızca davasını sattığıdır…

Kalın sağlıcakla…