YENİ GEZİ OLAYLARI YOLDA MI? 05 Ocak 2021

Canım ülkemde yine mevzu var.

Ne zaman yok ki değil mi? Ama bu mevzu yeni, aslında çok da yeni değil. Eski bir mevzunun yeni sürüm versiyonu. “Hayrola, ne oldu gene?” diyorsanız başlayalım konuşmaya.

Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 2 Ocak’ta Boğaziçi Üniversitesine ODTÜ mezunu bir Prof. Dr. Melih Bulu rektör olarak atandı. O dakika itibarıyla sosyal medyada bir hareketlenme başladı. Yok yok, tüm sosyal medyada değil aslında, sadece Twitter’da. Ülkenin en akıllı, en donanımlı, en bilgili, en bilmem ne insanlarının olduğu yer ya Twitter. Twitter’dan, sanki ülke karıştı, sanki iç savaş çıktı, kalkışmalar yaşandı algısına hizmet eden görüntüler, yazışmalar, o yöresel halayların çekildiği videolar falan düştü gündeme.

Genç kardeşlerimiz biraz hararetlenmiş, sıkılmış, daralmış… Aylardır her tarafta kısıtlamalar, yasaklar olunca gerilmiş de olabilirler. Eeee gençliktir, kanı hızlı kaynayan arkadaşlarımız bazı kararlara tepki verebilirler, verilen bazı kararları da onaylamayabilirler; diyecektim ki baktım, esas dert çok başkaymış. Eskiden olduğu gibi yani, “Mesele ağaç değil, sen hala anlamadın mı?” mevzusu gibi…

Asıl dert yine sadece rektör ataması falan değilmiş, esas dert okula atanan rektörün donanımı, bilgi birikimi, liyakati, tecrübesi, yeterliliği falan da değilmiş.

Yalan, iftira ve eylemlerle suni bir gündem oluşturmaya çalışan yetersizler işe koyulmuşlar!

Sanki bir el devreye girip herkesi aynı olayın etrafında ve aynı çağrılarla toplamaya çalışmış gibi. Böyle bir durum var ortada.

Ha bu arada şunu söyleyeyim:

Öle bir başına okulun kapısında naralar atamazsın, katil polis diye de bağıramazsın. Önce örgüte katılacaksın, Canan Kaftancıoğlu ablaları öyle istiyor, her şey örgütlü olmalı.

(Burada araya gireyim. Dağdakilere selam çakan, kadın tacizlerinin, tecavüzlerinin üzerini örten, 15 Temmuz selalarından rahatsız olan bir misyonla ablalık yapan Canan Kaftancıoğlu…)

Yeni atanan Prof. Dr. Melih Bulu’nun akademik kariyerini tartışmaya, yeterliliğini sorgulamaya, Boğaziçi’nin rektörlük makamını nasıl temsil edeceğini konuşmaya sonuna kadar varız.

Üniversitelere rektör nasıl atanmalı, dünyadaki üniversitelerin durumlarını ayrı ayrı da konuşabiliriz. Avrupa’daki üniversitelerin idarede devletin bakanlıklarına, bilimsel çalışmalardaysa özerk bir yapıya nasıl sahip olduklarını sabaha kadar konuşabiliriz.

Ama dert bu değil ki, kimse bunu konuşmuyor. Çünkü dert üniversitelerin rektörlük sistemi, eğitim önceliği, öğrencilerin okul hayatındaki istihdamı veya öğrencilerin özgürlüğü falan değil.

Kim tanıyor Prof. Dr. Melih Bulu’yu he? Akademik geçmişini kim biliyor? Kim bunu konuşuyor, kim bu tarafından olayı sorguluyor?

Bilim insanlarına olan yaklaşımını, dünya çapında karşılığı olan o ileri teknoloji üretimlerine olan yatkınlığını kaç kişi biliyor? Okula rektör olarak atanan bir isimle alakalı neden bunlar konuşulmuyor?

Boğaziçi Üniversitesinin önündeki o sözde direnişin sebebi, amacı, mantığı, fikri nedir? He?

Protesto yapılabilir kardeşim mesele bu değil ki ama sen Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı bir üniversitenin önünde “katil polis” diye sloganlar atıyorsan, devletin polisini taşlamaya, yumruklamaya, tekmelemeye başlıyorsan senin amacın o zaman başka.

Sen kalkıp da okulun önünde dağdakilerin marşları eşlinde halay çekiyorsan amacın başka.

Sen kalkıp da örgütlü ayaklanma olarak WhatsApp gruplarından birbirini okulun kapısı önünde toplamaya ateşliyorsan o zaman amacın başka.

Sen kalkıp da Boğaziçi Üniversitesinin itibarını ayaklar altına alıyorsan, o okulda okuyan öğrencileri zan altında bırakacak söylemler, eylemler, açıklamalar ve o çıkışlarla o okula leke sürüyorsan senin amacın başka.

Sen kalkıp da fikir özgülüğü ve yaşam özgürlüğü diye konuşurken, siyasi tarafından dolayı birini linç etmeye kalkıyorsan o amacın başka.

Sen kalkıp da öğrenciler gözaltında diye duygu sömürüsü yapıyorsan ve ortalığı yaygaraya veriyorsan; bunun üzerine de gözaltındaki 17 kişiden 15’inin öğrencilikle bir alakası olmadığı ve Boğaziçi’nde de okumadığı, o malum örgütlerle irtibatta olduğu açıklanıyor ve sen bunun üzerine sesini çıkarmıyorsan o zaman senin amacın başka.

Sen kalkıp da Diyarbakır annelerini aylardır evlatları için direnmelerine rağmen bir kere bile ziyarete gitmeyip de okulun kapısında polise karşı anında direnmeye gidiyorsan senin amacın çok başka.

Üniversite kampüsleri bu memleketin çeşitliliğinin en güzel yaşandığı yerlerdir.

Üniversite sıralarında yetişen gençlerimiz, yarın bizim ülkemizi en iyi yerlerde temsil edecek olan kişilerdir. Onun için oradaki gençlerimiz bu ülke için değerlidir, kıymetlidir.

Üniversitelerin koridorları, bahçeleri, kampüsteki o kafeleri dostluk muhabbetlerinin ve öğrenci sohbetlerinin, en samimi duyguların ortak yaşandığı yerlerdir.

Kimse üniversite kapılarını ve o okulların bahçelerini çöplüğe çevirmeye çalışmasın, ideolojik planlarını yeşertmeye, 40 tane dertle boğuşan milletimizin yüreğini huzursuz etmeye hiç kimse kalkmasın.

Ve şunu hiç kimse unutmasın:

Özgürlük isteyen, fikre, düşünceye saygı gösterilmesini isteyen; önce kendisi, başka düşüncede olanlara saygı duymayı öğrenecek. Bu kadar net!

Ha bu arada sayın Canan Kaftancıoğlu, o sizin açıklamanız gereken malum meseleler vardı ya, hani partinizin içinde yaşanan o malum gazoz, uyku ilacı tadında olaylar… Ne oldu onlar? Hakikaten ne oldu onlar? Yoksa sende SMA hastaları için Twitter’dan duyar kasıp diğer meseleler için devekuşu gibi kafanı kuma gömmeyi mi tercih ediyorsun? Seni gidi seni…

Kalın sağlıcakla.