NİHAT HATİPLOĞLU ATAMASINI BAHANE EDENLERE – 23 Ocak 2019

Eski Yeşilçam filmleri hatırlar mısınız? Özellikle şu hacı hoca imam tiplemelerini. Nasıllardı ama? Hep düzenbaz, hep sapık, hep böyle gözü fel fecir oynayan dolandırıcı tiplerle nasıl yan yana getirdiler di mi imamları? Adına mizah dedikleri, dini değerlerin alay konusu edildiği filmler dönemin efsane yapıtlarısayıldı. Yok yok sadece o kadar değil. Bakın neyi aldılar bizden; Mesela hangimiz çocuğumuza Şaban adını koyuyoruz? Kim yeni doğan bebeğine Mennanadını veriyor? Fatma adını Kara Fatma olarak zihinlerimize kazıyan ve bu algıyı yüzde 99’u müslüman olan bir ülkede pazarlayanlar kimlerdi sizce? Bu izansızlar ne yapmaya çalıştılar? Bunların hepsi planlanmış, ön görülmüş, hazırlanılmış ve tek tek sahneye konulmuş bir oyunun

YENİ NESİL GENÇLER HAKKINDA – 19 Ocak 2019

Hani bir türkü var ya hepimizin bildiği; Hey 15’li 15’li, Tokat yolları taşlı… diye bir türkü. Hani böyle düğünlerde, kına gecelerinde, eğlence yerlerinde çalınır. Hatta son dönemde remixleri falan da yapıldı. Hobaa eller havaya diye eşlik ettiğimiz türkü… Ne anlattığına, ne söylediğine, hikayesinin ne olduğuna hiç bakmadan mutlaka kalkmışızdır ve bir kere de oynamışızdır. Ya bir kına gecesinde, düğün salonunda, restorantta, bir eğlence yerinde… Mutlaka oynamışızdır. O türkü var ya işte o türkü, bir ağıttır aslında. 1. Dünya savaşı sırasında ordunun askere ihtiyacı olduğu yıllarda gücü kuvveti yerinde, bedenleri gelişmiş, harbe elverişli ve silah kullanmaya kabiliyetli olan Rumi 1315 doğumlu gençlerin arkasından yazılmış

DOĞU TÜRKİSTAN’DA NELER OLUYOR? – 18 Ocak 2019

Günlerdir gündemde olan, hatta günlerdir demeyeyim yıllardır gündemimizde olan ama ne olduğunu, niçin olduğunu çözemediğimiz, orada yaşananlar hakkında sağlıklı bir bilgi edinemediğimiz, zaman zaman da nerede, ne zaman çekildiğini bilmediğimiz videoların önümüze düştüğü bir konu, bir dert, bir kanayan yara Doğu Türkistan. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma gibi bir gaflete düşmemek için, birilerinin oluşturduğu veya oluşturmak istediği algıya tav olmamak için arkadaşlarımızla günlerdir bir araştırma yapmaya çalışıyoruz. Nedir bu Doğu Türkistan’ın hikayesi? Neler oluyor orada ve biz müslümanlar ne yapmalıyız, nasıl bir tutum ortaya koymalıyız? Araştırdıkça, okudukça, izledikçe ve bölgeyi bilen insanlarla konuştukça bir müslüman Türk olarak nevrimiz döndü, boğazımız

SURİYELİLERE NEDEN SAHİP ÇIKIYORUZ – 15 Ocak 2019

Doğumla başlayıp ölümle biten bu fani hayatımızda bazen odak noktayı kaybedip günlük ve dünyalık hissiyatlarla bakarız birçok olaya… Merkezin, Allah rızasını kazanmak olduğunu, ölçünün de Allah Resulü’nün hayatı olması gerektiğini hatırlamak ve hatırlatmak da kulluğumuzun mecburi bir duruşu olduğunu bilmemiz gerekiyor… 610’lu yıllarda Allah Resulü’nün inşa ettiği, paylaşımın, merhametin, ahlakın, fedakarlığın ilmek ilmek işlenerek ümmetine, yani bize emanet ettiği Ensar-Muhacir kavramını biraz unuttuk galiba bu günlerde… Birilerini ikna etmek, birilerini mutlu etmek, birilerine hak veren objektif görünme çabamızı, Allah’ın rızasını kazanmak gibi mutlak gayemize üstün kılmaya başladık. Maalesef bu tuzağa hepimiz düşüyoruz. Kulağı ezanda koca koca

YEREL SEÇİMLERE GİDERKEN – 9 Ocak 2019

Bu aylarda en çok ilgi gösterdiğimiz haberler, kabul edelim, son dakika meteoroloji haberleri. Ha geldi, ha gelecek diye bir gözümüz camda, kar bekliyor çoğumuz. Tabi okullarda okuyan çocuklar bizden daha fazla bekliyorlar. Gerçi şu aralar hava soğuk ama ısınır ortalık yakında. Biliyorsunuz yerel seçimler kapıda. Yalnız havanın soğukluğundan mıdır, nedir bilmiyorum ama önceki seçimlerde olan o şatafat, işte o koşturmaca bu günlerde sahada pek hissettirmiyor kendini… Millet olarak çok zor geçirdiğimiz son 2-3 yılın artçı şokları hala devam ediyor. Aradan gösterip kendini sıyırıp geçiyor. Bu nedenle 31 Mart seçimleri öyle sadece bir belediye başkanı, meclis üyesi, muhtar seçmek demek değil aslında. Milletimiz bu seçimi de son 3-5 yıldır girdiğimiz seçimler gibi

NAYLON POŞET ALMAK İSTEYENLER DİKKAT! – 3 Ocak 2019

Hepimiz hayatımızın belli dönemlerinde yeni kararlar alıp, çoğu zaman da bu kararlara uymak için acayip bir mücadele veririz. Genelde de bu yeni kararları işte hafta başı, ay başı, ya da yeni bir yılın başında falan yaparız diye kendimize not düşüyoruz, takvim çıkarıyoruz. Şimdi hayatımıza yeni giren bir değişiklik var gündemde. Naylon poşetlerin yasaklanması, ya da kullanılacak noktalarda para ile satılması… Bu konuyla ilgili onlarca şey okudum, gördüm, kendi kulaklarımla da şahit oldum bir çok kere. Allah Allah diyorum, millet bu olayı nasıl görüyor? Geçen gün marketten dönen üst kat komşumla asansörde karşılaştık. Ellerinde torbalar baktı baktı şöyle dedi bana; “Tayyip Bey artık poşetleri para ile satacakmış, heralde bu ekonomik krizin bedelini de bize

KENAN SOFUOĞLU’NA SALDIRIYORUZ! NEDEN? – 29 Aralık 2018

Hz. Mevlana’nın güzel bir sözü vardır; “Sen ne anlatırsan anlat, ne söylersen söyle, anlattığın, söylediğin şey karşındakinin anladığı kadardır.” Bazen farklı bir amaç için, farklı bir niyetle bir şeyler söyler veya yaparız. Düşünürüz ki herkes bizim söylediğimiz, yaptığımız şeyi bizim kafamızdaki gibi anlayacak. Ama olmuyor işte… Bakın Kenan Sofuoğlu… Dün meclisteki odasından bir fotoğraf paylaştı. Fotoğrafın anlatımı kendisi için veya arkadaşları için normal bir şey olabilir. Yaptığı açıklamalarda da “Bu fotoğrafı arkadaşlarımız arasında bir espri, bir eğlenceli hareket diye yapmıştım” dedi, haklıdır da. Ama sonuç hiç de öyle olmadı… Ben şahsen hem fotoğrafı gördüğümde önce bi şaşırdım ama sonrasında fotoğrafa yapılan hakaretleri ve

METİN AKPINAR VE MÜJDAT GEZEN MİZAHI – 25 Aralık 2018

“Sanatçı nedir? Sanatçı kime denir?” diye sordum geçen gün kendime. Allah Allah… Aslında çok iyi bildiğim ama öyle bir anda sorunca kendime, ne diyeceğimi bilemediğim bir soru oldu bu. Sanatçı kimdir? Ve ya gerçek sanatçı kimdir? Neyse şöyle bir araştırayım, biraz kurcalayayım bakayım dedim. Karşıma çıkan tüm açıklamalarda, içinde güzel ifadeleri barındıran, yüceltmeyi, değerli kılmayı, sevgiyi yaymayı, nitelikli olmayı, başarıyı, sorumluluğu, alkışı… Yani duyar duymaz insanda iyi şeyler uyandıran kelimeler, cümleler çıktı karşıma… Gel gör ki küçüklüğümüzün, çocukluğumuzun sevilen isimleri bugün kendilerine ya da şöyle söyleyeyim, bizim kendi gözümüzde onları koyduğumuz o tertemiz yeri dilleriyle, nefretleriyle, tehditleriyle, asmalarla, kesmelerle dolu ağızlarıyla yerle yeksan

RİZE EMNİYET MÜDÜRÜ ALTUĞ VERDİ’NİN ŞEHİTLİĞİ – 20 Aralık 2018

Geçen gün oturup bir düşündüm şöyle. Severim de tarihi… Dün ne olmuştu, bugün neler oluyor, yarınlarda neler olacak? diye kendi kendime konuşuyorum. Bir anda aklıma tarihte şöyle bir olay vardı o geldi; Büyük Selçuklu döneminde Hasan Sabbah diye bir adam vardı. Etrafına topladığı tüm müridlerine cennet vaad edip, beyinlerini uyuşturarak suikastler yaptıran bir kalleşti Hasan Sabbah. (Hani, Haşhaşiler mevzusu) Ve dönemin sultanı Melikşah, bu Hasan Sabbah’ın ve ona koşulsuz tapan fedailerinin kellesini almak için adamlarını görevlendirdi. Kelle avcıları çıkardı. Neyse gel zaman git zaman bu kellesi istenen fedailerden biri sultanla görüşmek için gelmiş saraya. Ve, “Sultan’a söyleyeceklerim var, özeldir” deyip ısrar etmeye başlamış.

BU MİLLET NE ZAMAN SOKAĞA ÇIKAR BİLİYOR MUSUN? – 13 Aralık 2018

Anadolu’da yaygın kullanılan bir söz vardır, “Kul yaşattığını yaşamadan bu dünyadan gitmezmiş” diye. Bizler bu sözün gerçekleşmiş haline de ilahi adalet diyoruz. Paris yanıyor, hem de ne yanmak… Lakin dünyada olup biten ne varsa o konuda mutlaka bir sözü olan bir açıklama yapan Avrupa sus pus… Yine 3 maymuna bağlamış. Yani görmüyor, işitmiyor, konuşmuyor… Vayy be. Örnek diye önümüze sundukları, medeniyet diye bize sattıkları, insan hakları diye pazarladıkları Avrupa bakın bugün ne halde. Myanmar’a, Arakan’a, Filistin’e, Suriye’yeyangınlarını bırakıp arkalarını bile dönüp bakmadan masum insanların, çocukların ciğerlerine kor düşüren Avrupa, bakın bugün ne halde. Her türlü terör örgütüne “hürriyet, bağımsızlık, özgürlük mücadelesi veren