Tarih 26 Şubat 1992 O sabah güneş, bir insanlık ayıbının üzerine doğdu. Tarihi ve hukuki olarak Azerbaycan toprağı olan Karabağ’da bir katliam yaşandı. 83 çocuk, 106 kadın ve 70’den fazla yaşlı ihtiyar, Toplam 613 canın sessiz haykırışları bugün hala kulaklarımızda… O gece sadece 613 can değil, O gece insanlık katledildi. Yapılan otopsilerde katledilen masumların sadece canı alınmamıştı, cesetleri yakılmış, gözleri oyulmuş ve derileri yüzülmüştü. Öz gardaşlarından bir el bekliyordu Hocalı’daki savunmasız, suçsuz Müslüman Türkler… Ama öz gardaşları Türkiye’nin ne adım atmaya mecali, ne de uzatacak bir eli vardı… Dünyaya insan hakları, özgürlük, hürriyet mavalları satan ve maymundan geldiğini iddia edenler o gece 3 maymunu oynuyordu.
Bir çoğumuzun çocukluğunun veya gençliğinin unutulmaz şiirlerinden biridir. İlkokulda ezberleyip, evde, okulda, sokakta okuduğumuz, yıllar geçse de her birimizin en az 2-3 mısrasını mutlaka ezberinde tuttuğu, okunduğunda okuyanında dinleyeninde milli duygularını kabartan bir şiir. Bu vatan kimin? (Hemen hafızanızda bir iki mısra canlandı dimi…) Bu vatan toprağın kara bağrında, Sıradağlar gibi duranlarındır, Hatırladınız dimi… Gelin bu şiirde sorulan “Bu Vatan Kimin?” Sorusuna isim isim cevap verelim. Bu vatan, Sudan’da doğup büyüyen, ömrünün sonuna kadar Osmanlı devletine şerefle hizmet eden, İstanbul İngiliz işgalindeyken, her şey bitti hasta adam Osmanlı öldü dendiği günlerde İngiliz komutanının yüzüne ‘’Sizinle hesabımız bitmedi, 100 senede geçse er geç sizinle hesaplaşacağız”
Tüm kimliklerin ötesinde 7 yaşında bir erkek evladı babası olarak söylüyorum bu sözleri. Kadına, erkeğe, çocuğa, hayvana, cansız vitrin mankenine kadar sapıklık düşünen bu aşağılık zihniyetlerin karşısında gerekenin bir an evvel yapılması için son ses bağırıyorum şimdi. 4.5 yaşındaki kızına cinsel tacizde bulunan şerefsizlerin, 3 yaşındaki çocuğa nefsi uyanan hastalıklı ruhların, hayvanlara demir sopalarla işkence edip istismarda bulunan insan görünümlü yaratıkların en ağır şekilde cezalandırılmalarını bekliyoruz. Çocuklarımıza kendilerini nasıl korumaları gerektiğini anlatıp susmamalarını, mahrem bölgelerine yaklaşmaya çalışan her kim olursa olsun şikayet etmeleri gerektiğiniöğütlemeliyiz. Böyle partiler üstü bir durumda bile toplumu
“Dünyayı okumak” kelimesinden dünya siyasetini, stratejik hamleleri, istihbari çalışmaları araştırıp öğrenmek yerine dünya markalarını, popüler sanatçıların hayatlarını, gezi-seyahat yerlerini, eğlence mekanlarını öğrenen bazı bakar-kör tipler “elimizde istihbari bilgi yok o nedenle PYD’ye terör örgütü diyemeyiz” diyor. Peki özgür Suriye Ordusu’na terörist derken elinde bilgi-belge mi vardı? Tarihinin 1900’lü yıllardan başladığını zanneden bu tipler İnönü’yü lider, bu ülkeyide tatil köyü zannediyor galiba. Tabii kılavuzu karga olanın burnu nerden kurtulmaz bilirsiniz? Kılavuz karga “By Kemal” de G. Afrika’daki Sosyalist Enternasyonal Kongresi’nde PKK/PYD’yi meşru müdafaa yapan bir unsur olarak gösteren kararın altına imza atmıştı. Şimdi
“Aslanlar kendi hikayelerini yazmadıkça, avcıların hikayelerini dinlemek zorundayız” der bir Afrika Atasözü. 90’lı yıllarda Mecliste Kürtçe dil üzerine bir oturumda rahmetli Erbakan kürsüye çıkar; “Biz müslümanlar için önemli olan söylenen sözdür, nasıl söylendiği değil, söz güzel ise ister Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce söylensin sıkıntı değildir. Yok eğer söylenen söz kem ise isterse ana dilinde söylensin ne işe yarar ki” der. Bugün Filistin’den, Somali’den, Azerbaycan’dan, Hindistan’dan, Malezya’dan, Bangladeş’ten, İran’dan, Irak’tan, Katar’dan, Suriye’den kısacası 5 milyon metrekarenin saraylarından olmasa da sokaklarından, okullarından, dükkanlarından, evlerinden, gönüllerinden farklı dillerde güzel sözler, dualar duyuyoruz. Hepsi başımız gözümüz
Halil İbrahim AkgülUfuk AkdağAli YılmazAhmet BayramAli GümüşMusa ÖzalkanOğuz Kaan UstaMehmet MuratdağıNurullah SeçenFevzi GürsuFatih MehmethanMuhammet Cihangir Çubuklu Kimi Laz, kimi Kürt, kimi Çepni, kimi Yörük olan bu isimleri bir çoğumuz tanımıyoruz di mi? Çünkü bunlar, Yalılarda, korunaklı-havuzlu sitelerde, akıllı rezidanslarda doğmadı, yaşamadılar. Parislere, Londralara, Havailere tatillere gitmediler. Lüks arabalara binip, markalı kafelerden pozlar vermediler. Sosyal medyalarında onbinlerce takipçileri de yoktu. Kısacası popüler kültürün zorla bize tanıttığı ezberlettiği kişiler değildi bunlar. Çünkü bunlar bu memleketin garip ama onurlu çocukları, bunlar Afrin şehitleri… Nuri Pakdil’in dediği gibi saatlerini toprağa ayarlayıp yürüyen yiğitlerdi
Karınca hikayesini hepiniz bilirsiniz. Ortada büyük bir ateş, ateşte İbrahim ve ateşe su taşıyan bir karınca… Onu görenler “Ateşin büyüklüğünü görüyorsun, senin taşıyacağın su ile ne olur ki?” demiş. Karınca da; “Ben elimden geleni yapıyorum. Gerisi Allah’ın bileceği iş. Hem hiçbir şey olmasa da en azından tarafım belli olur” demiş. Şimdi… 10 gündür Zeytin Dalı Harekâtı ile Afrin’deyiz ve Çanakkale’de olduğu gibi 7 düvele karşı ‘Ya İstiklal Ya Ölüm’ diyoruz. Afrin’de sadece PKK/PYD ile değil Amerika ve Uluslararası devletlerin paralı lejyonerleriyle savaşıyoruz. Dün Cebelitarık’ta gemileri yakan ve geriye dönmeyi lügatından çıkaranların torunları bugün ateş hattına giderken “düğüne gidiyoruz, hedefimiz Kızılelma, ailemiz bizi
Zamanın birinde bir hükümdar büyük kabahatler işleyen yardımcısını görevinden azl etmek ister. Cin fikirli yardımcı paçayı kurtarma adına hükümdarına “yaptıklarımdan dolayı beni cezalandırmanız doğrudur. Ancak siz kendinizi de cezalandırmış oluyorsunuz. Ben makamımı kaybederken siz de akıllı ve sadık bir yardımcınızı kaybetmiş olacaksınız.” der. Hükümdar, madem çok akıllısın o halde bana öyle büyük bir özür beyan et ki kabahatinden büyük olsun” der. Yardımcı, hükümdarın arkasına geçip poposuna bir şaplak patlatır. Bre gafil sen ne yaptığını sanırsın diyerek çıkışan hükümdara “Özür dilerim efendim sizi bir an hanım sultan zannettim.” der. Ve özrünün kabahatinden büyük olduğunu gösterip azl edilmekten kurtarır. Şimdi, günlerdir gündemi meşgul eden ve CHP’ye katakulli ile
Bugünlerde okuduğumuz, duyduğumuz, gördüğümüz ve hala anlam veremediğimiz saçmalık değil, sapıklık, akılsızlık, izansızlık değil, ne bileyim ne demek istediklerini algılayamadığımız beyanlar görüyoruz. Birileri çıkıyor; 15 Temmuz’da millete kurşun sıkan hainler için “onlar masum askerlerdi” diye açıklama yapıyor. Bir başkası “hainlerin turuncu elbise giymesi insan haklarına aykırıdır” diyor. Bir kurum çıkıyor “ekranlardan darbe çığırtkanlığı yapan FETÖ’nün basın uşaklarına hak ihlali gerekçesiyle tahliye kararı veriyor” Kimisi de “yok o gece sokağa çıkanlar hukuku çiğnemiştir, yok kontrollü darbeydi, tiyatroydu” diyorlar. Yahu siz ne Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz tiplersiniz! O gece milletin tanklarını çalıp yolları, köprüleri biz mi kestik?
Bundan 10-15 sene önce reyting rekorları kıran “Deli Yürek” dizisinde dinlediğimiz bir müzik vardı. “Yiğidi gül ağlatır” diye Dava adamı merhum Ömer Lütfi Mete’nin yazdığı bu şarkının sözlerinde “Nice namert ava çıksa, tuzak kursa, kurşun atsa; Yiğidi çökertmez kahır. Yiğidi gül ağlatır..” derken yiğidin sitemini dile getirmişti. Haftalardır köşelerine, ekranlarına, manşetlerine malzeme çıkarmaya çalışan leş kargalarına bazıları istedikleri malzemeyi maalesef altın tepside sunup yiğidi ağlatma, çökertme derdindedir. Konuşması gereken yerde susup ortadan kaybolan, susması gereken yerde ise sırıtarak konuşmayı meziyet bilenler, pusuda bekleyen çakallar gibi havayı koklayıp nabza göre şerbet vermeyi planlıyorlar. Gaflete düşüp Bakanlık, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı gibi