16 Nisan referandumu ile tekrar partisinin başına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk grup toplantısında il, ilçe ve belde teşkilatlarında “metal yorgunluğu” olduğunu ifade ederek bir değişimin, yenilenmenin olacağını söyledi ve teşkilatlar için bir değişim çalışması başladı. Bu çalışma devam ederken önce İstanbul, ardından Düzce, Niğde, Ankara, Bursa ve son olarak da Balıkesir Belediye başkanlarının istifası geldi. Yani değişim ve yenilenmenin sadece teşkilatlarda değil, yerel yönetimlerde de başladığına şahit olduk. 1994’te İstanbul ve Ankara Büyük Şehir Belediye başkanlıklarını kazanarak merkezde iktidar olmayı başaran bir anlayış, yerel yönetimlerin ne kadar önemli olduğunu en iyi bilenlerdendi.Yerel yönetimler iktidarı kazandırırken, aynı yerel yönetimlerin de iktidarı
Son günlerde iç siyasetin en önemli gündemlerinden biri de istifası istenen ve beklenen belediye başkanlarının durumu. 16 Nisan referandumu sonrası değişen anayasa maddesi ile tekrar partisinin başına dönen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hızlı bir şekilde parti içerisinde değişim-dönüşümün startını verdi. Metal Yorgunluğuna dikkat çekerek “Biz değişim yapmazsak millet sandıkta değişim yapacak” cümlesi ile 2019 seçimleri öncesi değişikliğin mutlaka yapılması gerektiğini ve de yapılacağını net bir şekilde ifade etmiş oldu. Ardından İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Kadir Topbaş, malumun ilanını yaparak 15 Temmuz’dan bu yana beklenen istifasını sundu ve İstanbul Büyükşehir belediyesinde değişim gerçekleşti. Ardından gözler Ankara, Bursa, Balıkesir gibi büyükşehir başkanlarına
*Fetö’cülerle yaptıkları kirli ortaklık, giriştikleri türlü türlü işbirliklerine ilişkin her gün yeni bir detay ortaya çıkıyor ve örgütle irtibatlı çalışanları tutuklanıyor, *Türkiye, Suriye ve Irak’ta geri adım atmıyor. Bir yandan Mehmetçik İdlib’e giriyor, diğer yandan Türkiye (Tahran ve Bağdat’la işbirliği yapıp) Kerkük’ten kazanımlı çıkıyor. Aynı Irak’ta PKK’nın ikinci Kandil’i olan Sincar’a giriliyor. *“İkinci İsrail” planını bozmaya çalışıyor, *Akdeniz’e açılan terör koridoruna karşı geliyor, *Tüm bu zorluklarla dolu tablo içerisinde bir yandan da üçüncü köprü yapılıyor, üçüncü havalimanı çalışmaları da tüm hızıyla sürüyor. *IMF’ye sıfır borçla yoluna devam ediyor, *Küresel anlamda ekonomik açıdan zor dönemler yaşanmasına rağmen artan ihracat ve yükselen milli gelirle bu zorlu
Son 16 yıldır Türkiye’yi küllerinden yeniden dirilten, mazlumların umudu haline getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, bu dönüşümü yerel yönetimlerden başlattığını hatırlatarak başlayalım söze. Yolsuzluklarla, çöp dağlarıyla, hava kirliliği ile her gün gazetelere manşet olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başına geçen Erdoğan, İstanbul’u marka şehir yapma adına kolları sıvarken, belediyenin kapılarını halka açmaktan da geri kalmamıştı. Sorunları bir bir masaya yatırmış, önce sıkıntıları aşıp ardından da İstanbul’u yaşanabilir bir kent haline getirmek için bir dizi yatırıma başlamıştı. Alt yapı ve üst yapı çalışmaları tüm hızıyla devam ederken daha önce sadece kağıt üzerinde gördüğümüz “sosyal belediyecilik” kavramını tüm ülkeye uygulamalı bir şekilde göstermişti.
Devletsiz, vatansız, kimliksiz kaldılar… Bu da yetmedi, yaşamaya hakları yokmuşçasına katliama maruz bırakıldılar… Kurşuna dizildi, öldürüldü, etnik temizliğe mahkum edildiler. İşkence gördü, tecavüz edildi, insanlık dışı her türlü muameleyi gördüler… Her şeye rağmen hayatta kalabilenler ise sürgün edildiler… Onlar Arakan Müslümanları olarak bilinen Rohingyalar. Bu dünyanın üvey evlatları… Son dönemde Müslümanlar üzerindeki oyunların arttığı aşikardı. Halkları parçalayıp yönetebilmeye yönelik iç savaşlar, zulüm, şiddet, İslam karşıtlığı had safhada. Ne yazıktır ki tüm coğrafyalara yayılmış durumda bu nefret. Son olarak Myanmar’daki bu insani dramla sarsıldık. Aslında yeni değil, 2011’den bu yana sürüyordu zulüm. Bir yanda ordu, diğer tarafta
AK Parti kuruluşunun 16. Yılı Ankara’da sade bir tören ile kutlandı. 16 yıllık serüvenin anlatıldığı törende dikkat çeken detay, törene katılanlardı. Son birkaç yıldır manevralı tavırlarıyla ön plana çıkan Bülent Arınç ve AK Parti gibi Türk siyasetine yeni bir vizyon katan bir partinin Genel Başkanlık koltuğunu kaybeden Ahmet Davutoğlu törende ön saftaydı. Arka sıralarda da bu 16 yıllık serüvenin kenarında köşesinde dahi olanlar vardı. Ama biri yoktu. Hatta “her zamanki gibi yoktu” dersek yanlış ifade etmemiş oluruz. 16 yıl önce Erdemliler hareketi olarak yola çıkılan bu yürüyüşte kiminin nefesi yetmedi, kimi ruhunu-aklını kiraya verdi, kimi makam-mevki vaadine kandı, kimi de kerameti kendinden bildi. İşte bu kerameti kendinden bilenler takımının başında da Abdullah Gül vardı. 2007
Birkaç gündür gazetelerde, televizyonlarda ve sosyal medyada daha önce yediğimiz bir pilav pişirilip servis edilmeye çalışılıyor. 28 Şubat sürecinde yediğimiz veya yemek zorunda bırakıldığımız bu pilavın içerisinde Aczimendiler, Fadime Şahin’ler, Müslüm Gündüz’ler, Ali Kalkancılar, domuz bağı ile işlenen vahşi cinayetler, tekkeler, takkeler ve takiyyeler. Bir korku dünyası, bir endişe dünyası oluşturup ardından sokaklarda tanklar yürüttüler. Ardından postalların gölgesinde bin yıl yürümesini hayal ettikleri bir diktatörlük inşa ettiler. Şimdi de şekli, tadı, tuzu aynı o pilavın modern bir versiyonunu pişirip servis etmeye çalışıyorlar. Bu toplumun en hassas damarlarından biri olan kadınlar üzerinden bir özgürlük(!) ve laiklik üzerinden tehlike algısı oluşturmaya çalışıyorlar. Şortlu
Sakarya’da yaşanan ve hangi suyla kirinin temizleneceğini bilmediğimiz bu kara lekenin detaylarını Hamburg’da yapılan G20 zirvesini takip ederken öğrendim. Öğrendim ve utandım. Utancımdan bir daha utandım. İnsan utanmalı veya utanmayı bilmeli ama böyle bir utanmayı hangi dile, dine, ırka mensup insan kaldırabilir bilmiyorum. Yazdığım her kelime basit ve anlamsız geliyor bana bu yazıyı yazarken. Çünkü hiçbir kelime utancımı ve mahcubiyetimi tam anlamıyla karşılamıyor. G20 zirvesinde Dünya Kadınlarının istihdamı ve yaşam kalitelerinin arttırılması üzerine oturumların olduğu ve süslü kelimelerle çözümlerin ortaya koyulduğu bir günde bir kadın ahlaksızca, canice, vahşice katledilmişti. Ülkelerinde yaşam hakları ellerinden alınan Suriyeli kardeşlerimiz (onlar bizim
Mit tırlarını durdurup vatana ihanetin nasıl olacağını uygulamalı bir şekilde bize gösteren asker-savcı görünümlü eşkıyaların hazırladıkları ve videoya çektikleri kumpası servis eden CHP Milletvekili Enis BERBEROĞLU’nun kim olduğunu sizlere uzun uzadıya anlatmayacağım. Enis BERBEROĞLU’nun kim olduğunu ve neye hizmet ettiğini merak edenler İdeolojik Yoldaşı Soner Yalçın’ın Eylül 2016’da Sözcü gazetesinde ki köşesinde kaleme aldığı makalede bulabilir. Soner Yalçın’ın “F. Gülen rahatsızlık geçirdi diye telefona sarılıp ağlak bir ifade ile geçmiş olsun dileklerini ileten …” kişi diye bahsettiği Enis BERBEROĞLU vatana ihanetten (gazetecilikten değil!) tutuklanınca CHP’nin Genel Müdürü bir yürüyüşe başladı. Veya başlatıldı desek daha doğru olur. İlk günlerde sessiz sedasız
Tam 33 yıl “hasta adam” yaftası vurdukları bir Cihan İmparatorluğunu ayakta tutmuş, Düşmanın kurduğu tuzak üzerine tuzaklar kurarak müdafaa değil atak siyaseti yapmış, Şahsına yapılan saldırıların faillerini affedip devlete ihanete asla göz yummamış, İslami hayatı kendine destur edinip “sadece duymak, bilmek yetmez. Duyduklarınla bildiklerinle amel edeceksin” diyerek iman üstüne bir ömür tüketmiş, Tahttan indirilip, sürgünde onuru zedelenmek istendiğinde etrafındakilere “mahsun oluşum kendi halime değildir, devletimizin düştüğü durumadır” diyerek vatanperverliğini ortaya koymuş bir cihan sultanına Avrupa matbaalarında atılan manşetlerle “Kızıl Sultan, paranoyak, takıntılı, korkak, hain” gibi sıfatlar taktılar ve bize de bu şekilde kabul etmemiz gerektiği baskısını kurdular. İttihat ve