KUDÜS’ÜN YANINDA KİMLER VAR? – 18 Mayıs 2018

Kudüs. Bir peygamberler şehri, Yaradan’ın iki haremimden biri dediği ve dokunulmaz kıldığı belde. Selahattin Eyyubi’nin esaretine dayanamadığı, yıllarca başına siyah sarık bağlayıp yas tuttuğu ve ardından da fethedip ümmetinin himayesine hediye ettiği, Sultan Abdülhamid’in ölürüm de bir parça toprağını vermem dediği Miraca şahit mübarek şehir Kudüs. Bugün küfrün, işgalin, zulmün tam ortasında, Maalesef, koca İslam ümmeti Allah’ın haremine uzanan kirli eli kıramıyor ve zalimin karşısına dikilemiyor. Bütün Müslümanların iffeti, namusu olan Kudüs’ü korumak ve savunmak sadece Filistinlilere emir olunmuşçasına ölümün üzerine atılarak parmakları havada şehit oluyorlar. Ve ölen öldürülen zulmedilen Müslümanlar olunca da bütün dünya üç maymunu oynamaya devam ediyor. Çığlıkları duymuyor, akan

GEL BAKALIM MUARREM DAVASI – 15 Mayıs 2018

Atalarımızın söylediği sözler zamanı geldiğinde ne de anlamlı oluyor. Söz uçar yazı kalır derler ya, bu nedenle yarın bir gün itilaf olmaması için her söyleneni her durumu kayıt altına almayı tavsiye ederler. Ancak, Malum, teknolojik bir çağdayız. Her şeyi her durumu kağıda dökemesek de ses ile video ile karşımıza çıkıyor o dün sallayıp bugün unuttuklarımız. Yani arşivler yalan söylemiyor, bu nedenle konuşmuş olmak için konuşmak yerine, bin düşünüp bir söylemeli ki o dün yediğin hurmalar bugün senin karşına gelip dikilmesin diye. Şimdi; ‘’Gel bakalım Muarrreem’’ diye bir vaka var. Biz de senin anladığın dilden, yabancılık çekmeyeceğin bir üslupla sana sesleniyoruz. Şşşşşştt. Gel bakalım Muuuaarrem! Okuma bayramında kurdeleli çocuk çağırır gibi seni sahneye çağıran ve senin

YEDİ DÜVELE KARŞI NEDEN Mİ DEVAM? – 10 Mayıs 2018

Yıllardır ülkemizin sırtına kene gibi yapışmış olan, kendi menfaatini, kendi rahatını, kendi çıkarını, kendi makamını, vatanından, bayrağından, ezanından önde tutanlar kirli ittifaklarla, kısır siyasetleri ile münafık halleriyle bir araya gelip sandıkta, meydanda yenemedikleri bu milleti sosyal medya üzerinden yenebileceklerine, diz çöktürebileceklerine inanıp bir hashtag ile besmelenin karşısına dikilmişler… Yüzyıllık uykudan uyanan, diriliş ruhu ile yeniden bir başlangıç yapan bir milleti terörle, kaos ile, sokak çatışmaları ile, darbelerle durduramayacağını anlayanlar TAMAM, algısı ile yolundan döndürmeye çalışıyorlar. Hayatlarının her alanında TAMAM deyip boyun eğmeyi kabullenmiş bu ittifakçı, fırsatçı, fikirsizler DEVAM demenin ne demek olduğunu anlayamadan, kavrayamadan

ADAY ADAYLIĞIMI DEĞİL, ADAYLIĞIMI AÇIKLIYORUM – 8 Mayıs 2018

İlkokulda öğretmenimiz bir gün sınıfa girip “Hadi bakalım çocuklar bu millete, bu devlete hizmet etmek için kim büyüyünce ne olmak istiyor?” diye sorar. O yıllarda 60-70 kişilik sınıflar vardı. Sınıftakilerin kimi genel müdür, kimi milletvekili, kimi belediye başkanı, kimi vali, kimi başbakan olmak istediğini söyledi. Yani hep bir üst taraktan, rahat, çok gelirli, makamlı meslekler. Öğretmen herkesi dinledikten sonra baktı ki bunlar havalarda uçuyor, kim neyi daha iyi yapabilirim veya ben bu makama uygun muyum diye bakmadan sallıyor, “İyi de çocuklar, hepiniz yönetici olursanız kim çöplerinizi toplayacak, kim taksici, boyacı, kim pazarcı olacak o zaman” demişti. Yani, hep komutan değil asker de lazım deyip, biraz kendimize bakmayı, kendimizi iyi tahlil edip millete devlete

NETFLİX’İN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ! EVET, BİZ PARANOYAĞIZ – 7 Mayıs 2018

Kirli kalemlerin, ipin ucunun kimlerin elinde olduğunun, eğer uyanık olunmazsa medyanın yanlışları nasıl gerçek, zalimleri nasıl mazlum gösterdiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Ya da artık biliyoruz. Son dönemde dijital kanalların, akıllı telefonların, yapay zekâların hayatımızın içine yerleştirilip vicdanın ve merhametin ötede tutulduğu yeni çağın adına ‘Milenyum Çağı’ diyorlar. Yeni toplumsal düzeni de çağdaş, global düzen diye pompalıyorlar, peşi sıra içlerindeki tüm kiri, pisliği… Her ana, her yaşa, her moda, her kimlik ve kişiliğe uygun sınırsız içerik üreten Netflix platformu ne kadar da düşünceli değil mi? Adamlar bize diyor ki, sen yorulma, sen hiç düşünme, sen dert etme, sen kafanı yorma, bak burada hazırı var, hem kumanda/mouse elinde otur yerinde, bin bir

YENİDEN TARİH YAZMAYA HAZIR MISIN? – 1 Mayıs 2018

Hayat işte, iyisiyle-kötüsüyle, günahıyla–sevabıyla bir imtihan dünyası… Yaşanmışlıklar, duydukların, gördüklerin, bazen yorar adamı, dizlerindeki derman biter, yüreğindeki heyecan ateşi söner ve çekilirsin kenara… Sen boş bırakınca bu meydanı; kahraman olmanın ne demek olduğunu bilmeyen, belki de ömrü hayatında da bu onurdan nasiplenemeyecek bazı kimliksiz, hürriyetsiz, renksiz, karanlık odakların fısıltılı kelamlarıyla oyun çevirebileceğini zannedenler bu memleketin tek ve gerçek sahibiymişçesine dökülürler ortalığa… Hiçbir zaman bir olamamış, omuz omuza saf tutmanın gücünü hissetmemiş, vebal bilmez, kan hakkı gütmez, soyunu inkâr edip atalarına–Osmanlı’ya küfreden bu densiz, dertsiz, idealsiz tipler senin bu yorgun halini görünce bir umut saldırıp 10 küsur

NEYMİŞ BAKALIM ŞU HAZİRAN AYI ”KİRAZ MEVSİMİ” – 25 Nisan 2018

Erken seçimin Türkiye gündemine düşmesiyle, bugüne kadar görmediğimiz haller görecek, duymadığımız sözler duyacağız. Atarlar, giderler, yüzde 60-65 oy alırız diye yüksekten sallamalar, canlı hayvan pazarı gibi kurulan milletvekili pazarları, iftiralar, hakaretler, tehditler… Birinden başlayalım mı hemen? 24 Haziran tarihi hakkında düşünceleriniz nedir diye kendisine sorulan soruya, filozofları mezarında ters çevirecek açıklamalarıyla ünlü zat-ı er tür kişi “Haziran ayı kirazların bol olduğu bir aydır. Herkese iyi haziranlar diliyorum” diye bir açıklama yapmış. Bak bak bak neler de bilirmiş, istiklal marşını kâğıttan dahi okuyamayan bizim subliminaci Kemal. Bu açıklamanın nereye gittiğini ilk anda anlayamayanlar, “Ne diyo la bu, kiraz miraz, kabzımallık işine mi girdi bu?” diye

NİYE Mİ ERKEN SEÇİM KARARI ALINDI? – 22 Nisan 2018

Yeşilçam filmlerini ne çok izledik değil mi? Hep sonunu bildik ama defalarca seyrettik. Cümbür cemaat hem de. Senaryosunu hala daha deniyoruz, zengin kızı fakir oğlanla buluşturma sevdamız sürüp gidiyor. Ne yapsak da o eski tadı yok yeni dizilerin, kabul edelim. Şimdi bu benzer yolu, yani senaryo tekrarını aslında bir nevi fikir kısırlığını da ısrarla devam ettirenler sadece film piyasasında değil. Hayatın her alanında var bunlar… Erken seçim kararıyla tekdüze-bilindik senaryolu söylemler için belli ki düğmeye basmaya hazırlanıyor birileri. Filmin sonunu baştan söyleyerek biraz sevilmeyen tip olacağız ama çok üzgünüm bunu yapmak zorundayız. Bak aynen şöyle başlıyor. “Ülkede demokrasi yok, OHAL kapsamında seçime gidilir mi katiyen izin vermeyiz, Sandıklara

FENERBAHÇE – BAŞİKTAŞ MAÇININ PERDE ARKASI – 20 Nisan 2018

Pusuda bekleyenler, maçın başlama düdüğünü duyar duymaz hain planlarını soktular devreye. Dün ATV ekranlarında, yani açık bir televizyon kanalında yayınlanan Fenerbahçe-Beşiktaş yarı final maçında yaşananlar, kurulan tezgahın ve kumpasın, yani Türkiye üzerinde sabit kalmış karanlık kumandanın aleni göstergesinden başka bir şey değildir. Maç Fenerbahçe’nin stadında, müthiş bir taraftar desteği arkasında, Beşiktaş 30. dakikada 10 kişi kalmış, kısacası her şey Fener’in lehine ve tribünler bir türlü durulmuyor. Sahi erken seçim kararının hemen akabinde yaşanan bu üzücü olay, sadece basit bir futbol olayı mı? Ya da basit bir fanatizm, senin takım benim takım kavgası mı? Türk futbolunun marka değerinin artması adına Ziraat Bankası, Spor Toto,

OHAL NEDEN UZATILMALI BİLİYOR MUSUN? – 18 Nisan 2018

Bir sabah uyanıyorsun ülkede OHAL … ”Eyvah!” diyorsun, ”Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” Bakıyorsun, değişen bir şey yok… Yook yok sular altından ne samanlar götürülüyordur. E tabii bunu da sadece bizim gibi vatan sevdalıları anlar diyorsun. Ve 15 Temmuz gecesi evinde oturduğun gibi başlıyorsunuz hadi oturalım demeye… Dolar yükseldi niye? OHAL! Yağmur yağmadı, kuraklık var niye? OHAL! Asgari ücrete zam gelmedi,işsizlik arttı niye? OHAL! Haftanın yedi günü sabaha kadar eğleniyorum, dönüşte polis çeviriyor, özgürlüğüm kısıtlanıyor. Niye? OHAL!! Mağazadaki indirime yetişemedim niye? OHAL! Locada yer kalmamış niye OHAL!! OHAL, OHAL OHAL… Yok yaa!! O senin anladığın, işine gelen OHAL… Şimdi o oturduğunuz yerden