1950-60 lı yıllar.. Bir çoğumuzun dedesi, amcası, kardeşi, babası ya da bir akrabası -gurbet zor ama- gider çalışır, biraz para biriktirir sonrada ‘memlekete tekrar dönerim’ niyetiyle düştü Almanya yollarına. Kimisi döndü kimisi hala memleket özlemiyle gurbette hayatına devam ediyor. İşte o ailelerden biri de Türk asıllı Alman millİ futbolcu (artık eski milli diyebiliriz) Mesut Özil ve ailesi. Futbola 10 yaşında başlayan Mesut, şimdiye kadar Real Madrid’de kazandığı şampiyonlukları, Arsenal’de kaldırdığı kupaları, Almanya milli takımında gösterdiği performansıyla ve Almanya’nın 2014’de kazandığı dünya kupasındaki tartışmasız katkısı ile hep göz önünde ve tercih edilen bir futbolcu oldu. Bu millet Mesut’la gurur duydu Her ne kadar Türk milli takımı
Her şeyin değiştiği bir zaman dilimi düşünün… Kılık-kıyafet, eylemler, söylemler yaşama dair aklınıza gelen ne varsa hepsinin değiştiği bir ortamda değişmeyen tek şey bu topraklar üzerine yıllardır oynanmak istenen tiyatro ve bu tiyatroların metinleri-kurguları… Her ne kadar mekanlar ve figüranlarda ara ara değişikliğe gidilse de içerik ve amaç hep aynı. Çünkü senaryoyu yazan akıl tek. Hatırlayın müftünün karısını, ‘Benim kocam müftü, ben 5 vakit namaz kılıyorum, kocam şalvarlı, ben şalvarlı bir adamla evli olmak istemiyorum, başbakan istifa etsin…’ Hala anlamış değilim kocasının şalvarı ile başbakanın istifasını nasıl bağlamıştı karı yaaa? Sonra bu karının CHP Burhaniye ilçe başkanının eşi ve Şişli Belediye Başkanının danışmanı olduğu ortaya çıktı. Ve o
Seçim sürecine kadar öyle yoğun ve hareketli bir gündem vardı ki, kim ne dedi, kime salladı, yine hangi uydurmalarla ortalığa düştü takibi yaparken biraz yorulmuşuz. Bakıyorum meydan hala aynı meydan. Bizim efeler yine ortalarda da tilkiler, kedicikler mıyır mıyır çeviriyorlar yine bir şeyler… Neyse neyse. 24 Haziran sonrası ilk defa bir ülkede yapıcı ve onarıcı mahiyetinde bir DEVRİM oldu demiştik. Sabredin, müsaade edin, az bekleyin bakın neler olacak diye de söylemiştik size. Eli kulağında geldi taze haberler. Adnan Oktar ve kediciklerine operasyon İlk vakamız, Adnan Oktar ve onun maşallahcı, inşallahcı kedicikleri. Şimdi mevzuyu herkes biliyor. En başından anlatmayacağım onun için. Bir tane sapık herifin peşine takılan bilmem kaç estetik operasyonu geçirip de hala bize
Dünyanın bin bir türlü hali var. Acıları, sevinçleri, gözyaşları, ihanetleri var. Beklemediğin anda sırtına hançer gibi saplanan ve izini ömrü billah hatırlayıp unutmayacağın yaralar var. Yalnız, bazen bizler şerdeki hayrı göremiyor ve yüreğimize su serpemiyoruz. 15 Temmuz. O kutlu gece. Bir emanet canımızı gözümüzü kırpmadan feda ettiğimiz o gece. Başaramayacaksınız, bizi bölemeyeceksiniz, bayrağımızı indiremeyeceksiniz, ezanlarımızı susturamayacaksınız diye bağır bağır haykırdığımız gece. 15 Temmuz, bu milletin yaşadığı en büyük ihanetlerden ve acılardan birisidir. Yalnız dedim ya şer olarak baktığımız o gecede aslında görmemiz gereken hayırlar da vardır. Evet… Eşimizi özledik, çocuğumuza ağladık, komşumuza yandık, gazimize üzüldük. Ama o gece hiçbir şeyi düşünmeden darbecilerin
9 Temmuz’da Türkiye’de bir devrim oldu ve yeni bir dönem başladı. Akşamında ise yeni bakanlar kurulunu tanıttı Cumhurbaşkanımız. Kabinedeki birkaç isim medyanın tanıdığı, göz önündeki isimlerden değildi. Ama CV’ler okununca dinamik ve liyakatli bir kabine olduğu hemen hemen herkesin ortak kanaati idi. Alkışların, tebriklerin yanında protesto, karalama çalışmaları da girdi devreye… Mecliste yemin eden bakanları protesto edenlerin kuyruk acılarını, siyasi evveliyatlarını bildiğimizden sürpriz olmadı bizim için. Ancak saldırı, şikâyet ve hakaretlerden beslenen bir kesim nerden tutsak da içimizdeki hasedi, kıskançlığı kussak diye düşünürken, Berat Albayrak’ı koydular hedefe. Sahi Berat Albayrak’ın Enerji Bakanlığı döneminde neler yaptığını, nasıl bir duruş sergilediğini,
16-17’li yaşlardaydım… Saraçhane’deki Büyükşehir Belediye binasının önünde gözlerim yaşlı, okuduğu bir şiir nedeniyle hapse mahkum olan, balkonda konuşan adamı dinliyordum. Ve diyordu ki o adam “Bizler kısa mesafe değil, maraton koşucularıyız, durmadan yorulmadan koşacağız” ve “Bu şarkı burada bitmeyecek” diyordu… Ben o adama inanmıştım o gün ve onun yürüdüğü yolda hesapsız kitapsız çıkarsız yürümeye başlamıştım… Ve Elhamdülillah dün gördüklerim, hissettiklerimden sonra yanılmadığımı anladım, yüreğim, göğsüm kabardı, gözlerimde yine yaş vardı dün ama bu kez mutluluktandı… şükürler olsun yüz kere, bin kere, milyon kere şükürler olsun… Peki ne oldu dün? Dün sadece bir sistem değişikliği, bir devir teslim töreni veya sıradan bir
Bütün kimliklerin ötesinde 7 yaşında bir erkek çocuğu babası olarak sesleniyorum bugün. Eylüller için, Leylalar için, çocuklara-kadınlara-engellilere-yaşlılara, hayvanlara zulmeden, kıyan sapıklar için, şiddete uğrayan her masum can için sesleniyorum… Bir evladını kendi elleriyle toprağa koyan, evlat acısını iliklerine kadar yaşamış bir kardeşiniz olarak hem de. Çocuklarınıza iyi bakın. Onlara küçük yaştan itibaren mahremiyeti, korunmayı öğretin. “Ya çocuğa böyle şeyler anlatılır mı?” deyip utanmayı, “Büyüyünce kendi öğrenir” deyip ertelemeyi, şaka yoluyla geçiştirdiğiniz cinsellik muhabbetlerini bırakın artık. Bırakın “amcaya göster bakalımları”, “abi bir öpsün bakalımları”… Alın karşınıza, çocuğun da birey olduğunu, özel alanına
Millet olarak, günlerdir süren seçim koşturmalarına, yüksek perdeden atıp tutmalara, asarım keserim, satarımlı içi boş tehditlere 24 Haziran’da gereken cevabı verip yola ‘’DEVAM’’ dedik. Yalnız, yaşadıkları mağlubiyeti hazmedemeyen terörist ve yardakçıları, insanlıktan, merhametten, vicdandan nasiplenemeyen hainler, PKK üzerinden milletten intikam almaya çalışıyor… ‘’Bütün renkleri parlamentoya taşıdık’’ diyenler, ‘’Dronelarla masumlar katlediliyor’’ diyerek PKK’yı korumaya çalışanlar, AK Parti’ye oy verdi diye elektrik direğine bağlanan, işkenceyle katledilen bakkal abimizin ölümüne sessiz kalanlar, size söylüyorum… Hepiniz katilsiniz! Hepinizin ellerinde, parti bayrağınızda, kimliğinizde kan var. Bu kan ömür boyu ümüğünüze yapışacak da
En başından beri inandık. Biliyorduk hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilemeyeceğini. Sabrettik. Dün, Abdülhamid’in önüne dikilen Masonların, Yahudilerin, Ermenilerin, Rumların birleşip koca bir imparatorluğu nasıl yıktıklarını UNUTMADIK. Menderes’in idamını, Özal’ın zehirlenmesini, Erbakan’ın boncuk boncuk terletilmesini, gezi vandalizmini, 15 Temmuz ihanetini hep hatırımızda tuttuk… Ve 25 Haziran’da, tek bir adamı devirmek için birleşen içerdeki ve dışardaki tüm benzemezlere tarihi bir tokat atıp zaferlere uyandık elhamdülillah. İşte şimdi açın pencerelerinizi, sonuna kadar açın. Bugün bu topraklarda ve ümmetin kalbinin attığı Üsküp’te, Bosna’da, Bakü’de, Kırım’da, Arakan’da, Kudüs’te bayram var. Zaferler var yerlerde ve göklerde. Bu zafer; “Neden bu
Belki kırgınsınız, belki küskünsünüz, belki de yorgunsunuz veya benim gibi iktidarın gücünden dolayı şımaranlara da gıcık oluyorsunuz… Bu haleti ruhiyenizde sonuna kadar da haklısınız… Ama 1 dakika, sadece 1 dakika oturup düşünün. Hepimizin evinin içinde olmaz mı? Bazen çatırdamalar, tartışmalar, fikir ayrılıkları. Ama sonra ne deriz? Kol kırılır yen içinde kalır. Ardından mevzuyu toplar DEVAM ederiz. Size şimdi, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bu ülkenin nereden nereye geldiğinden, icraatlarından, yaptıklarından, kimlere meydan okuduğundan falan bahsetmeyeceğim. Size eğer bu seçimde DEVAM demezsek, eğer kişisel sıkıntılarımızı vatanın üstünde tutup karar verirsek kimleri sevindirip, kimlerin ekmeklerine yağ süreceğimizden bahsedeceğim. Elinizi vicdanınıza koyun ve gerçekçi olup bi