En başından beri söylüyoruz. Aday oluşundan, mitinglerdeki duruşuna, ağzından çıkanı duymayan hallerinden, tutarsız, çapsız, çarksız davranışlarına kadar bu Maaarrem’in ne müptezel, hatta illet bir soytarı olduğunu günlerdir anlatıyoruz. Ramazanda bira yudumlayan hallerini mi anlatayım, her gün cuma namazı kıldığını söyleyen şuursuz açıklamalarını mı? Vatan millet mavallarını sallayıp daha şimdiden terör örgütleriyle el sıkıştığını mı anlatayım, yazdığı pornografik şiirlerle namuslu ahlaklı rol yapmalarını mı? Hı? Hangisini anlatayım, bu neresinden tutsan elinde kalan kuantumcu ucubeyi… Bak bakalım Muaarreem. Oyun bitti. Şaklabanlık, eğlence bitti. 15 Temmuz kahramanı Temel Paşa’ya apoletlerini sökerim dedin, 1 milyon asker edebinden sana küfretmeyip içine attı dilinin ucuna
Sırtını 40 bin evladımızın canını alan terör örgütlerine ve eşdeğerlerine dayayan, ırk üzerinden siyaset yapmaya alışmış ve bütün Kürtlerin oyunu çantada keklik gören bir zatı hatun kişi, Pervin Buldan, tanırsınız. Bu kadın geçen açıklama yapıp Ak Parti’ye oy veren Kürtün damarlarındaki kandan şüphe ederim demiş… Vay be, ne büyük laf etmiş değil mi? E hadi o zaman bu kadına birkaç tane soru soralım, Allah Kur’an’ında, inandığınız müddetçe kardeşsiniz deyip de senle benle et-tırnak yapan Kürt kardeşim, hatta gel beraber soralım Pervin hanıma? Kürtler neden AK Parti’ye oy vermemeli? İnkâr ve asimilasyon politikalarını sonlandırıp, beyaz Toros yüzlü devletten milletiyle helalleşen, kucaklaşan, barışan bir devlet yapısına geçtiği için mi? Anadilde eğitimin önünü açtığı,
24 Haziran seçimlerine adım adım yaklaşırken bu seçimin her anlamda önceki seçimlerden ne kadar farklı olduğunu, NE YAZIK Kİ farklı olduğunu hepimiz görüyoruz… Millet ittifakı diye meydanlara inen ama millet şuuruyla uzaktan yakından alakası olmayanlar, seviyesiz, vasıfsız, birikimsiz mavallarıyla tüm kirlerini ve nefretlerini saçıyorlar ortaya… Ne ötede beride boş boş konuşan yüzde birlik bir adamdan bahsedeceğim size, ne de gittiği şehirdeki boş meydanlara miting yaparken kadınların çemberlerini toplayıp müze yapacağım deyip, garip garip sesler çıkaran, hasta bir kadından… Hapishanedeki terör sevicilerinden hiç bahsetmiyorum bile… Benim işim şu fizikçi, maarremle ve onunla yol yürüyenlerle… Gel bakalım maarremm! (Bu söylemim de tuttu ha) Siyasi
16 yıldır AK Parti’yi ve Erdoğan’ı iktidara taşıyan millete etmediğiniz hakaret, söylemediğiniz kötü söz kalmadı… Bidon kafalısından, göbeğini kaşıyanlara, makarnacı, yalaka, satılmış, sürü koyun(o espriyi bu kez yapmayacağım)… ‘Benim oyum ile çobanın oyu bir mi?’ benzetmesi yaparak bu millete hep tepeden baktınız… Ama bir kere de sormadınız ki, yahu bu millet niye AK Parti’ye oy veriyor veya niye bu millet hala Erdoğan diyor? Hadi gelin bütün kızgınlıklarınızı, nefretlerinizi, hasetlenmenizi, kıskançlıklarınızı, ideolojik takıntılarınızı bir kenara bırakın ve dümdük sorun.. Neden Erdoğan? Hatta bir adım daha ileriye gidin ve tekrar sorun…16 yıl üzerine niçin yeniden Erdoğan diye.. Cevap veriyoruz, iyi dinleyin o zaman neden mi Erdoğan? Yıllarca
Dünyanın birçok ülkesinde çok kültürlülük çatısı altında devletlerin kanalları ve bu kanalların devlet-millet ekseninde yayın politikaları vardır. Tıpkı bizim devlet kanalımız TRT gibi. Ülkemizin, bölgemizde ve uluslararası arenadaki konumundan, vizyonundan habersiz yıkım-durdurma ve satış söylemleri üzerine kurulu bir vaatler silsilesi ile seçime adım adım yaklaşıyoruz. TİKA’yı kapatan, sarayı yıkan, Kanal İstanbul’u durduran, 3. Havalimanını yok sayan, nükleer santrallere kafayı takıp, İHA ve SİHA’ların yerli olmadığı yalanını söyleyip ardından ekranlarda moraran gözünü yalnızca kendi küçük dünyalarındaki güneşe çeviren, traktör kullanmada usta seçim sürecinin hızlı Müslümanları son dönemde TRT’yi dolamışlar dillerine. Tutturmuşlar bir terane, çemkiriyorlar
24 Haziran seçimleri yaklaştı, gündemi takip etmekte zorlanıyoruz. Esip gürleyenler, bukalemunlara parmak ısırtacak derecede fıtrat değiştirenler, hesapsız kitapsız bir şekilde bol keseden onu verecem, bunu dağıtacamlar, milletin kazanımlarını, özbeöz mallarını yıkacam, durduracam, satacam diyenler, daha neler neler… Birinin elinde tülbent “Beni de gör, beni de gör, hadi bana da bişeyler söyle, beni de kale al” diye meydanlardan cumhurbaşkanımıza kendini gösterme çabaları, diğerinin Kur’anlı mevlütlümitingleri… Hepsi tamam! Oy için atmayacağınız takla, girmeyeceğiniz kılık yok… Erdoğan’ı yıkmak için yemeyeceğiniz nane yok… Bunların hepsini hayretle görüyor, dirhem yemiyor ama anlayabiliyoruz… Ancak, FETÖ alçağının 15
Bu toprakların, vatanını bayrağını seven bir evladı olarak aylardır gündemle alakalı dilimiz döndüğünce bazı tespitlerde bulunuyor, hazırladığımız videolarla bizim gibi dertli olanlara ulaşmaya gayret ediyoruz. Biz milyonların duygularına tercüman olunca da, birilerinin dikkatini çekmiş, hedef tahtasına çekilmemiz istenmiş herhalde… Kendini çok akıllı zanneden ama insanlara hakaretten başka bir halt bilmeyenlerin toplandığı ekşi sözlük hakkında yaptığımız bir video vardı. Fikir özgürlüğünden bahseden bu tipler, videomuza aklı başında cevap verme yerine, bizim adımıza entryler açıp o başıboş tarlalarında ne var ne yok kusmuşlar sayfalarca. Kendilerine benzemeyen, onlarla aynı düşünmeyen herkese, trol, satılmış, yalaka, koyun deyip (ki her seçimde yapmamıza rağmen yine de
İnsanoğlunun şu kısacık ömründe öyle sıkıntılı anları, öyle ihanet dolu günleri vardır ki üzerinden günler, aylar geçse de, kininden, kızgınlığından, kırgınlığından hiçbir şey kaybetmeden o günler hafızasında hep taze kalır. Çağdaşlıktan, insan haklarından, barıştan, huzurdan, demokrasiden bahsedenler, bir anda demokrasinin sembolü olan seçimi-sandığı tanımaz, barışı huzuru yüzlerini kapatarak, ortalığı yakıp yıkmak, yolları-ambulansları parçalayarak, sokakları işgal etmek olarak gördüler… Köşe başlarında gençleri taş atmak, molotof atmak üzere organize eden ajanlardan tutun da, taraftar gruplarının ceplerine 200 TL yevmiye koyan, onlara koli koli bedava bira dağıtan tasmalı işadamlarına kadar, kim oldukları, ne istedikleri daha sonradan belli olan sözde çevreciler bir sabah
Daha birkaç gün önceki videomuz da adını koyduğumuz Fırtına Öncesi Sessizlik, bugünlerde ekonomi üzerinden açılan savaşla kendini ayan beyan göstermeye başladı. Dünyayı kasıp kavuran ekonomik krizlerin teğet geçtiği ülkemiz, son çeyrekte yüzde 7,5 büyümesine rağmen (ki Gezi, 17-25 Aralık, 15 Temmuz ihanet girişimlerine rağmen) gelişen, şahlanan bir Türkiye, seçim kararı alır almaz ne oldu da bir anda ekonomik uçurumun kenarına geldi? Ekonomisi batmış bir Yunanistan’ın kredi notu yükseltilirken, dünyanın en çok büyüyen ekonomisine sahip Türkiye’nin kredi notu neden düşürüldü acaba? Hı? Amerika ve paralı köpeklerini Afrin’de toprağa gömen, dev yatırımlarla dünyaya parmak ısırtan, işgalci-terörist İsrail ve Amerika’nın karşısına dikilen, yerli silah sanayiinde, enerjide dev adımlar atan
Bilirsiniz atalarımızın söylediği her söz ve deyim yeri geldiğinde, ‘’Heh tam da öyle’’ dedirten şekilde karşımıza çıkmıştır hep. Hani olur ya, hava biraz sıkışır, nedeni bilinmez bir sessizlik, durağanlık oluşur, ardından kasırgalar patlar… Sonradan çıkacak şiddetli olaylardan önce ortamı kaplayan gergin suskunluk ve sıkıntılı bekleyiştir o… Adına da fırtına öncesi sessizlik deriz. Hatırlayın; seçim kararı alınır alınmaz kulisler bir hareketlendi, ittifak kurmak için trafikler, at pazarında vekillerin alınıp satılması, milli görüşçü geçinenlerin devrimci salvolrı, 4 benzemesin bir araya gelişleri vs. vs… Bizler anons arabaları, mitingler, vaadler, caddelerde parti bayrakları, kapı kapı gezen FETÖ’cü ablalar beklerken, a aa ortada saçma sapan