Günlerce sosyal medyada yazıldı çizildi. Haberlerde, televizyon programlarında da defaatle dile getirildi sokağa çıkma yasağı gelsin diye. İşte İspanya’da var, İtalya’da var, bizde niye yok? İşte bak Güney Kore’ye, Çin’e hepsi uyguladı, biz niye uygulamıyoruz? İşte İstanbul’da, İzmir, Ankara gibi illerde sokağa çıkma yasağı uygulamamak milleti ölüme sürüklemek demektir, dendi. Bilen bilmeyen, anlayan anlamayan herkes yani ağzı olan konuştu ve dün gece saat 22.00 gibi 31 ilde 48 saat yani 2 gün sokağa çıkma yasağı getirildi. Ve hiçbirimizin hoşuna gitmeyen, tasvip etmediğimiz birçoğumuzun da kızdığı, üzüldüğü hatta utandığı bir manzarayla karşılaştık dün gece. Birileri ‘İşte böyle sokağa çıkma yasağı mı getirilir, insan birkaç gün önceden haber verir, yangından mal kaçırır gibi
Kim derdi ki veya kimin aklının ucundan geçerdi ki? Dünyada bir şey olacak, bir virüs çıkacak ve o virüs öyle bir hızla dağılıp yayılacak ki tüm gezegen aynı anda aynı şekilde bir mücadeleye girecek. İnsanlar ister fakir olsun ister dünyanın sayılı bilmem kaçıncı zengini. Herkes, bu mikroskopla dahi zor görünen virüsten kaçacak delik arayacak, kimi evet gecekonduda veya tek katlı derme çatma evinde yaşayacak bu korkuyu kimisi de işte bilmem kaç katlı, havuzlu, bahçeli villasında… Evet dostlar, evet. Görmedik, uyanmadık, dinlemedik, kulak ardı ettik, unuttuk, önemsemedik, şımardık, dünyaları yememize rağmen her gün daha da aç kaldık, bereketi kaçırdık ya. Hayatın da, sağlığın da, paranın da pulunda her şeyin bereketini kaçırdık. Sonra? Bak durduk hepimiz. Daha doğrusu durmak
Birileri konuşsun ötede beride. Yalanın bini bir para, saydırsın dursunlar. Yok Japonya şunu dağıtıyor, işte Amerika şunu veriyor vatandaşa, Küba bunu yapıyor, işte İsveç’te şu var bu var deyip zırvalayıp dursun o memleketi için zırnık yok diyenler. 1915’li yıllardaki gibi memleketimiz yine Kurtuluş Savaşı’nda. Bu toprağın asıl sahipleri de dün olduğu gibi bugün de uykusuz bir şekilde duada yine. Azı çoğu yok, benimle mi olacak bu iş demek yok, zamanında bedeller ödedik biz, şimdi sıra başkalarında deyip kenara çekilmek de yok. Yook. Bakın evladını, hem de 2 evladını ve damadını 15 Temmuz gecesi şehit veren Ankaralı Muzaffer Nine bugün arıyor yetkilileri, “Bir aylık emekli maaşımı çekin, devletime bağışlıyorum.” diyor. Demiyor ki “Ben bu vatana
Adam çıkmış sosyal medyada yazıyor da yazıyor. İlim diyor, bilim diyor, biyoloji diyor, fen diyor fen… Gören de bu yazanları astronot falan zannedecek. Şimdi bu süreçte televizyonlarda, sosyal medyadan bazı insanlar, dua edelim, tefekkür edelim, biraz böyle kişisel muhasebe yapalım deyince “Bu nasıl yobazlıktır, işte dua mı kurtaracak bizi bu virüsten, kaçıncı yüzyıldayız, bu Tayyip’in işi ohoo Allah’a kaldı, duaya kaldı.” diyorlar. Hatırlayanlar vardır, Tayyip Bey İstanbul’a belediye başkanı seçildiğinde susuzluk nedeniyle yağmur duasına da çıkalım demişti, o zaman da böyle demişlerdi, “Tayyip’in işi Allah’a kaldı.” ama kurban olduğum Allah güldü Tayyip Bey’in yüzüne o zaman ve verdi yağmuru, barajlar doldu taştı. Neyse biz senin dediğini kale alalım. Tamam, haklısın. İlim,
Günlerdir evdeyiz, günlerdir normal hayatta yaptığımız o gezmelerden, tozmalardan, buluşmalardan yani normal aktivitelerimizden uzak durarak tüm dünyayı etkisi altına alan bir virüsle, bir dertle uğraşıyoruz… Bir kriz, bir savaş halindeyiz yani ve böyle bir süreçte ağzımızdan çıkan her bir söze, yaptığımız her bir paylaşıma normalden çok çok daha fazla hassasiyet göstermemiz gereken bu günlerde Gaziantep’te bir provokatör, bir hain sosyal medyada bir video paylaşıyor. Görmüşsünüzdür videoyu, çünkü o video WhatsApp gruplarından haldır haldır yayılıyor. Video şöyle: Sözde bir kadın koronavirüs yüzünden ölen kayınvalidesini gömmeye gidiyor. Mezarlıkta da yüzlerce boş kazılı mezar yeri var. O yalancı, sahtekâr kadın Saime Dilsizoğlu da diyor ki, “Tüm bu boş kazılı mezar yerleri
Geçen gün bir yerde okumuştum, diyordu ki “Duasından emin olduğunuz insanlara sarılın.” Ne kadar güzel bir tavsiye değil mi? Ama bu ara bir tedbir sürecinde olduğumuz için biraz değişiklikle bu sözü tekrarlayalım. Duasından emin olduğunuz insanların kalbine sarılın, yani onların her vakit duasında yer almaya çalışın. Şöyle bir düşünün sizi sizden daha çok düşünen kim vardır ki? Ananız, babanız, sevdiğiniz birkaç kişi ama genelde büyüklerimiz değil mi? Şu an evden çıkmayarak hep yaptıkları gibi, bizi devletimizi çoluğumuzu çocuğumuzu koruyorlar ve yine dua ediyorlar. Yani dua kalkanı ile yine bizi korumaya çalışıyor o elleri öpülesi o büyüklerimiz, o yaşlılarımız, o yaş almış çınarlarımız. Evet bazen cahillik yapıyoruz, şu sanal medyada izlenme peşine, değerlerimizden,
Ayıp ediyorsunuz, vallahi de billahi de ayıp ediyorsunuz. Virüsün yayılma hızından daha hızlı ilerliyor sizin o bitmek bilmeyen o yalan haberleriniz, o asılsız iftiralarınız. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin olimpik kayakçı başkanı var ya, o bir kuyuya bir taş atıyor, peşine de zaten o kenarda köşede bekleyen kadrolu çürükleri var ya birer birer zıplıyorlar o kuyuya. İşte “Millet can derdinde hükümet ihale derdinde” algısıyla yine trend topik kasmaya çalışıyorsunuz. Peki şöyle bir ortamda, insanlarımız ve devletin tüm birimleri bu musibetle gece gündüz mücadelesine devam ederken, sizin bu yaptığınız omurgasızlık değil de nedir he? Fazla izlenme uğruna, daha fazla tıklanma adına yaşlılarla alay eden, onları mizahlarına alet eden o cahil gençlerden ne farkınız var sizin he? He bu
Tüm dünyayı kasıp kavuran virüs ile devletler, milletler eşi benzeri görülmemiş bir mücadelenin içerisindeler. Ülkemiz de sürecin başladığı ilk günden itibaren devlet-millet el ele verip topyekûn bir mücadeleye girişti. O üç beş başına buyruk, her şeyi kendisinin daha iyi bildiğini düşünen, kendisini düşünmediği gibi çevresindeki insanların hayatlarına da saygısı olmayan kişileri, yani çürük elmaları kenara koyarsak iyi bir mücadele veriyoruz. Bu mücadele yöntemimizi daha da üst seviyelere taşırsak bu süreci minimum zararla atlatacağız inşallah. Virüsü atlarız atlatmasına da bazı fikri, karakteri, yüreği çürümüş olanlar var ki onlarla nasıl başa çıkacağız, o virüslerden ne zaman ve nasıl kurtulacağız bilmiyorum, vallahi bilmiyorum. Enver Aysever diye bir terbiyesiz, ahlaksız, insan
Kesin bu virüsü biri yaptı, ondan sonra da dünyaya saldı. İşte üst akıl dediğimiz kişiler de sistemi kurdu, işte biraz daha böyle gidecek sonra aşısı çıkacak ve o aşıyı da dünyaya pazarlayıp milyarder olacaklar falan filan. Böyle derin devlet mevzularını konuşmaya kalksak ve üzerine de bilim kurgu senaryolarını eklesek sonu gelir mi? Bence gelmez. Koronavirüsüyle alakalı bütün aşamaları konuştuk, konuşuyoruz da ama hiç şöyle düşündük mü: Acaba üzerine bomba yağdırılan çocukların çığlıklarına sessiz kalmanın vebali olabilir mi bu? O develer öldürülmeyecekti. O bebekler katledilmeyecekti. Annesinin helal sütünü yudumlamayı o çocuklara haram görenlerin gazabını çekiyor olabilir mi dünya? Dünyanın dört bir tarafında kadına, yaşlıya, engelli insanlara hatta hayvanlara taciz edip onları
Onu bunu bilmem ben. Göz var izan var… Kimse ne salağa yatsın ne de bu milleti salak yerine koysun… Yaşlı nüfusunu gözden çıkarıp tedavi dahi etmeyeceğini söyleyen bir İngiltere ortadayken, 70 yaş üstünü yoğun bakım ünitelerine dahi almayan ve sağlık sistemi yerle bir olan, çöken bir İtalya varken, virüs testine 3 bin dolar isteyen o sözde dünyanın süper gücü ve süper ekonomisi Amerika bu haldeyken, Devlet olarak yapacak bir şeyimiz yok, herkese bulaşacak sonunda da sağlam kalanlarla hayata devam edeceğiz diyen bir Almanya varken, Hiçbir Avrupa ülkesi komşusuna yardımda bulunma diye bir niyeti, bir hamlesi yokken. 65 yaş üstü vatandaşı zarar görmesin diye maaşlarını evinin kapısına, ayaklarına götüren, bayram ikramiyelerini 1 ay, 1,5 ay önce yatıracağını açıklayan,