Sultan II. Abdülhamid’in söylediği çok güzel bir söz var: “Eğer bir millet topyekün bir harbin içerisine girmemişse zafer tesadüfi, ama mağlubiyet kaçınılmazdır.” Evet dostlar, Başkomutanımız, Cumhurbaşkanımız emri verdi ve Türk ordusu tekbirler eşliğinde sınırın öteki tarafına geçti. O bölgeye güvenli bir koridor oluşturmak, huzuru getirmek, barışı getirmek ve terörün, teröristin kökünü kazımak için cenk meydanına indi yiğitlerimiz. Peki bu süreçte bizler ne yapacağız? Ordumuz meydana inmişken biz işin neresinden tutacağız? Evet beyler! Bu süreçte varımızla yoğumuzla, söylemlerimizle, amasız-lakinsiz devletimizin, ordumuzun ve Cumhurbaşkanımızın yanında olacağız. Sosyal medyada yazdıklarımızla, paylaştıklarımızla dosta düşmana bir millet nasıl tek
“Derdi çok olanın düşmanı da çok olurmuş” derlerdi büyüklerimiz… Yani dert yok, düşman da yok. Öyle ya, Derdi olmayan adamı düşman ne yapsın ki? Veya derdi olmayan adama kim niye düşman olsun ki? Memleket diye bir derdin yok, vatan diye bir derdin yok, bayrak, ezan, ümmet, mazlum… Hiçbir derdin yoksa kim sana niye düşman olsun ki? Ama bu topraklarda derdi olanlar var… Birileri görmese de, birilerinin gündeminde olmasa da bu toprakların hem üstünde hem de altında, “Memleket” diye dertlenen canlar var… Verme dünyaları alsanda bu cennet vatanı diyenlerin nasihatini kendine yoldaş eyleyenler var. Çanakkale’de bu memleket için “Size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum” diyenlerin emanetini
Birkaç gün önce bir deprem yaşandı İstanbul’da. Allah’a hamdolsun ki hiç kimsenin burnu bile kanamadan atlattık bu felaketi. Bizler can kaybının olmamasına sevinirken, bir yandan da hayatımız şöyle bir film şeridi gibi geldi geçti gözümüzün önünden… Hani derler ya, bir musibet bir nasihatten evladır diye… Biz de yıllardır yapılan çağrıları görüyoruz, duyuyoruz ama pek kale almıyorduk… Sonra bu musibetle yüzleşince, birçok konudaki eksiklerimiz geldi aklımıza… Depremle birlikte yaşamamız gerektiği ve buna her daim hazır olmamız gerektiği geldi aklımıza di mi? Tedbirli olmamız yani. Ama birileri yine her zamanki gibi, o Afrika’da çölde çocuğun ölmesini bekleyen akbaba gibi bu depremi de fırsata çevirmek için kolları sıvadı. Ahlaksızlığın ve
Bir anneler vardır, bir de analar vardır ya hani. Yeri gelir, savaşın seyrini değiştirirler, yeri gelir koca bir aileyi çekip çevirirler, yeri gelir yumruğu masaya vurduğunda taa öte mahalleden sesi duyulur. Bizim bu analardan konuşalım biraz bugün… Biz biliriz o anaları, “Başlarım sizin Kürdistan davanıza” deyip de bir başına evladı için nöbet tutan Hacire anaları… Ama biz yine biliriz, bakıcılarla çocuk büyütürken yılın annesi seçilen ama evladı dağa çıkarılan annelerin direnişe sessiz kalanları. Biz biliriz kömür karası gözlerinden ateş eden, “Bir canım var onu da evladım için alırsanız alın, hiç kimseden korkum yok” deyip zalimin kapısına dayanan anaları… Tabi biz yine biliriz, Aybüke öğretmenin canına
Hani Anadolu’da bir söz vardır ya, “Köprüyü geçene kadar ayıya dayı derler“ diye. Tamam, köprü geçildi artık. Köprünün tam karşı tarafındayız, yani seçimler bitti. Hani seçimlerden önce birileri ekranlara, bilboardlara, gazetelere, sosyal medyalara boy boy ilanlar veriyordu ya, sözler veriyorlardı… İşte ne diyorlardı; “Biz yönetime gelirsek, biz belediyeyi kazanırsak hiçbir işçinin hakkına, hukukuna zeval gelmeyecek“… Hatta namus sözleri verildi ekranlardan… Peki sonra ne oldu? Sonra ne oldu? İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nden yaklaşık 5 bin kişi SMS yoluyla onur kırıcı bir şekilde işinden edildi. Sebep? AK Parti’ye destek veriyor, Cumhurbaşkanına destek tweetleri, mesajları varmış… Hadi o verilen
Pardon bir şey soracağım? Hakaret etseniz de soracağım, küfretseniz de soracağım, bağırıp çağırıp öyle tonlarca sinkaflı sözler etseniz de yine de soracağım. Sadece, İzmir’in dağlarında çiçekler açar marşını hep bir ağızdan söyleyince mi oluyoruz vatansever? Devletine her şartta ve her koşulda aykırı durup karşı görüşünü en ağır sözlerle dile getirince mi oluyoruz entelektüel? Avrupa’nın finanse ettiği imkanlarla yiyip, içip elimize tutuşturdukları dövizlerle bağırıp çağırarak mı savunucusu oluyoruz Artvin’in, Balıkesir’in, Çanakkale’nin he? Devletin tüm imkanlarını kullanarak teröriste yataklık edenlere, hendek kazanlara, belediyelerden dağdakilere para akıtanlara, terörist cenazelerinden devlete kafa tutanlara göz yumup, bu nedir arkadaş ya bunlar
Evin hayırsız evlatları vardır ya, böyle ne zaman ayağa kalkmaya çalışsan, böyle paçandan tutup aşağı çekerek her şeyi de eline yüzüne bulaştıran, böyle atsan atılmaz satsan satılmaz çocuklar… Evlat yani bu, ne yapabilirsin ki? Heh tam buraya dikkat kesilelim… 11 gündür “Kaz dağlarının üstü altından değerlidir” sloganlarının peşine bir furya aldı yürüyor. Yetkililer de bu konuda adam akıllı kamuoyunu bilgilendiremeyince ortalık daha da karışıyor. Derken geldi mi yine konu o Gezi olaylarında olduğu gibi mesele sadece ağaç değilmuhabbetlerine? Bizim bu hayırsız çocuklar var ya, yine toplanmışlar, hiç kimsenin olaydan doğru düzgün haberi bile yok. Otobüs otobüs adam taşınıyor Çanakkale’ye… Hani şu çayırlarında bayırlarında, şehitliklerinde rakı sofrası kurmayı
Sosyal medyanın raconu herhalde? Valla bilmiyorum, birisi ortaya birşey atıyor, bu konu hakkında fikrini, duruşunu dile getirdiğin zaman hemen başlıyorlar “Özgürlük, kişisel haklar, inanç ve yaşam eşitliği yok bilmem saygı duyun, toplumu germeyin, ayrıştırmayın…” Pardon? Hangi konuda kim bizden saygı bekliyor bunun farkında mısınız? Bu topraklarda aile kurumunun kutsalını tanımayan, yok sayan, görmezden gelip LGBTyürüyüşlerinde en önde bayrak sallayan ve bunlara destek olup sevgi sözcükleriyle işi sıradanlaştırmaya, normalleştirmeye çalışanlar mı bizden saygı bekliyor? Bizim kodlarımızla oynamaya çalışanlar, onur kelimesinin içini boşaltıp, ahlaksızca ve onursuzca yazılar yazıp pankart açanlar mı bizden saygı bekliyor? Anadolu topraklarının ahlak yapısını
23 Haziran’daki İstanbul seçimlerinin hemen ardından zafer sarhoşluğundan olsa gerekmetrodaki bir bayanın, tesettürlü bir kadına Kara Fatma diye aklı sıra hakaret etmesi ve akabinde de kendisini uyaran oradaki insanlara “Burası Türkiye, işte burada herkes fikrini özgür bir şekilde dile getirebilir” demesi birkaç gündür sosyal medyanın gündeminde maalesef… Başkalarına hakaret etmeyi kendinde hak gören bu bayana cevap vermeden önce Kara Fatma diye birilerinin hakaret argümanı olarak kullandığı hatta bir böceğe ismi verilerekaşağılanmaya çalışılan KARA FATMA’yı önce bir tanıyalım. Kurtuluş mücadelesinin kahramanlarından olan ve halk arasında da Kara Fatma olarak bilinen Fatma Seher Erden 1888’de Dadaşlar diyarı Erzurum’da dünyaya gelir.