Büyük tartışmalara yol açan sosyal medya yasası 1 Ekim 2020 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu yasanın gündeme geldiği günlerde her zaman olduğu gibi, yasanın ne olduğu, neyi kapsadığına veya ne için böyle bir adım atıldığının dışında her şey konuşuldu. Muhalefet edildi. “Özgürlüklerimiz kısıtlanıyor, gençler susturuluyor, fikir özgürlüğüne darbedir bu…” naralarıyla kıyamet koparıldı. Peki, neydi bu yasa? Niçin getirildi ve bundan sonra ne olacak kısmıyla hiç kimse ilgilenmedi. Goy goy döndü sadece. Meral Akşener çıktı, “Dark’ın son sezonunu bitirmeden Netflix kapanırsa gücenirim.” diye Tayyip Erdoğan’ı da etiketleyerek tweet paylaştı. Kemal Kılıçdaroğlu tam ortadan girdi konuya, “Aman Meral Hanım hırsından spoiler verir.” diye yazdı. Tabii yine her zamanki gibi ne güldürdü ne de
Yaşadıkları döneme damga vuran, adıyla, yaşantısıyla, siyasi çizgisiyle, artıları ve eksileriyle sembol olmuş isimler vardır. Bu isimler 100 yıl sonra bile konuşulur, tartışılır, doğru düzgün cevaplanamayacak dahi olsa sorular sorarız, cevaplar ararız onlar hakkında. Bu tarihi isimlerle alakalı ya tarih kitaplarını, ansiklopedileri karıştırırız veyahutta da sayfaları deşeriz, bulduğumuz belgelerin evrakların üzerine gideriz, kendi becerimizle de tespitler yapar ya da o isimleri babalarımızdan, dedelerimizden dinler, onları bir miras gibi emanet alırız. Bize anlatıldığı kadar da ya atarız hayatımızdan ya da onları sahipleniriz. Herkes yetenekleri, eğitimi ve zekâsı ölçüsünde geçmişi kendi süzgecinden geçirir, ona göre farklı çıkarımlar yapar. Her dönem de liderliği, komutanlığı, devlet
Derdimiz çok. Anlatmaya, çare bulmaya ise hem takatimiz hem de vaktimiz yok. Bu videodaki derdimiz adalet… Hani bir gün herkese lazım olacak dediğimiz o adalet. Derdi anlatmaya üstat Abdürrahim Karakoç’un şu şiiri ile başlayalım: Mevzuatlar kısıyor hakikatin sesini Kulaklar sağırlaştı, lisanlar kör ve topal Zorbalar talan etti adalet ilkesini Dert yükü ağırlaştı, vicdanlar kör ve topal… Eğer bir işin temelinde bir çürüklük varsa, onun üzerine en sağlam malzemeden bile kat çıksan kâr etmez. O bina çöker! Özellikle son yıllarda dilimizden düşmeyen, her gelenin bir parçasını kopardığı, bazı badem bıyıklı hergelelerin de delik deşik ettiği hukuk sistemimiz ile ilgili 2021 yılı reform ve yenilik yılı olarak belirlendi. Manşetlere döşendi, günlerdir televizyon ekranlarında
Size, Şeref Baysal, Veysel Akpınar, Niyazi Birinci desem kim gelir aklınıza? Muhtemelen birçoğunuz hatırlamayacaksınızdır bu isimleri. Peki, Yavuz Bahadıroğlu desem? Herkes anında tanır… Evet, biz onu Yavuz Bahadıroğlu olarak tanıdık, okuduk ve sevdik. Bizlere adeta Yeşilçam’daki Hulusi Kentmen’i andıran, o babacan ve güler yüzlü tavrıyla tarihi sevdiren adamdı Yavuz Bahadıroğlu ve dün gece Yavuz hocayı Rahmet-i Rahman’a uğurladık. Biz onu genel anlamda tarihçi olarak tanısak da aslında meslek hayatına gazeteci olarak başlamıştı Niyazi Birinci. Çeşitli gazetelerde muhabirlik, araştırma-inceleme, röportaj ve fıkra yazarlığı yapmıştı. Bu dönemlerde Şeref Baysal ve Veysel Akpınar mahlasıyla köşe yazıları yazıyordu. Bizim hayatımıza Yavuz Bahadıroğlu olarak girişi ise yazdığı romanlarla
Düşünsenize neler yaşandı neler şu 1 yılın içerisinde… Özledik tabii her şeyi, hem de aklımızın ucuna dahi gelmeyen, hepimiz için sıradan olan her şeyi hakikaten özledik. Geçen gün bir arkadaşım dedi, “Vallahi sokakta birine çarpmayı bile özledim.” Herhangi bir yerde oturup işte öylesine kahve içmeyi mi dersin, aniden birinin evinde çaya toplanmaya mı dersin, hatta boş boş yürümeyi bile özledik. Bunları düşünürken ne geldi aklıma biliyor musunuz? 1961 yılında imzalanan anlaşma sonrası binlerce Türk vatandaşı birkaç yıl çalışıp para kazanmak ve bir an önce de memlekete geri dönmek için Batı Avrupa’ya göç etti, daha çok da Almanya’ya. Bir kısmı geri dönerken o gidenlerin bir kısmı da orada kaldı. Tabii bir de git onlara sor bakalım, kaldı ama nasıl kaldı? Yaşadığın
Yeni yılın ilk günü; durayım, susayım dedim ama yok arkadaş. Boş tarlada kafasına göre otlayanları yola getirmek lazım yoksa hepsi ayrı bir yere dağılıyor. Sonra? Topla toplayabilirsen. Biz önümüze bakalım, biz işimize bakalım, biz gençlerimizin önünü açalım, dünkü sıkıntıları, geçmişte yaşanan o zorlukları ısıtıp ısıtıp onların önüne sunmaya gerek yok derken bir yerden çıkıyor yine bir çıbanbaşı, konuşuyor boş boş. Mesele ne? Başörtüsü, türban. Yıl 2021. Dünya çağ atlamış, dünyanın işleyiş seyri değişmiş, hayat değişmiş, her şey yeniden tasarlanır hale gelmiş. Mesele ne? Başörtüsü, türban. Gelelim bize. Türkiye yerli uzay mekiğini göndermeye hazırlanıyor. İHA’ların, SİHA’ların modelleri dünya için referans görülüyor, millet bunu biz de yapmamız lazım diye sıraya giriyor. Ülkede
Şu anda herkesin konuştuğu şeylerden bir tanesi her tarafta bulunan o süslü, çıngıraklı yılbaşı ağaçları. İstanbul Büyükşehir Belediyesi yılbaşı için özel sepet hazırlayıp insanların yılbaşını, Noel’ini tebrik ediyor. İlk etapta onu sadece gayrimüslimlere yapacaklarını söylediler ama ondan sonra artık Allah ne verdiyse vatandaşlara da göndermeye başladılar. Tabii belli bir kesim bundan son derece mutlu olurken ciddi bir kesim de bundan rahatsız oldu. Çünkü Müslüman mahallesinde salyangoz satılıyordu. “Aman işte canım, mesele bu mu, bu kadar gündemin arasında şimdi bunu mu konuşalım?” diyenler haklı ama kimse kimseyi yemeye kalkmasın. Müslüman mahallesinde bal gibi salyangoz satmaktır bunun adı. Nokta. Bir de bunun yanında sosyal medyada muhafazakâr, mutaassıp genç kızlarımızın ve
Türkiye’nin en karanlık adamlarından biridir Mehmet Akif Ersoy. Karanlık derken böyle mafyavari falan değil, karıştırmayalım. Hakkında en çok yalan konuşulan, kendisine en çok iftira atılan, kişilerin siyasi olarak pencerelerden bakarak en fazla hakkı yenen kişidir Mehmet Akif Ersoy. Eğitimi, duruşu, mücadelesi, imani çalışmaları, sürgün yıllarında ki edebi, cumhuriyet dönemiyle olan mücadelesi ve ardından da tevafuklar zincirinin art arda eklenip o dillere destan olan cenaze merasimi ile bu toprakların efsane ismidir Mehmet Akif Ersoy. Sol cenahın iftira yağmuruna tuttuğu, basitleştirmeye çalıştığı, yok saydığı, itibarını yerle bir etmeye çalıştığı; sağ cenahın ise yani dini hassasiyetlerini hayatın vitrinine yerleştiren kesimin de işte Osmanlı’nın yıkılması için uğraşmış, Sultan
Popüler yeni siyaset dilinin en önemli oltası şu: Saçmala, konuştur, adın geçsin sonra gündemde kal. Hülya Avşar taktiğiymiş aslında bu. Ortaya bir laf atıp adını konuşturmak; yani iyidir, kötüdür, şöyledir, böyledir gibi ne konuşulduğunu hiç önemsemeden sadece konuşma. Bir şey diyeyim mi? Bunu çok iyi yapıyor bu Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve o çiftliğindeki dostlar. Bak, ben de geldim o oltaya, konuşuyorum. Madem olan oldu, girdik bu konuya, ee o zaman konuşalım. 40 yıl düşünsem Mine Kırıkkanat ile aynı fikirde olacağım aklıma bile gelmezdi. 2020 bitmeden vallahi bu da oldu. Bu 2020 yılı ne tuhaf bir yıl arkadaş ya. Çünkü gün geçmiyor ki Kemal Kılıçdaroğlu saçmalıklarına bir yenisini daha eklemesin. Dostlar bu adam çıktı ve dedi ki, “Uyuşturucu ticareti yapan adamdan vergi
Sosyal medyanın raconu herhalde? Valla bilmiyorum, birisi ortaya birşey atıyor, bu konu hakkında fikrini, duruşunu dile getirdiğin zaman hemen başlıyorlar “Özgürlük, kişisel haklar, inanç ve yaşam eşitliği yok bilmem saygı duyun, toplumu germeyin, ayrıştırmayın…” Pardon? Hangi konuda kim bizden saygı bekliyor bunun farkında mısınız? Bu topraklarda aile kurumunun kutsalını tanımayan, yok sayan, görmezden gelip LGBTyürüyüşlerinde en önde bayrak sallayan ve bunlara destek olup sevgi sözcükleriyle işi sıradanlaştırmaya, normalleştirmeye çalışanlar mı bizden saygı bekliyor? Bizim kodlarımızla oynamaya çalışanlar, onur kelimesinin içini boşaltıp, ahlaksızca ve onursuzca yazılar yazıp pankart açanlar mı bizden saygı bekliyor? Anadolu topraklarının ahlak yapısını