BU SOYTARILAR BİZİM SİKLETİMİZ DEĞİL! – 26 Nisan 2020

Dikkat ediyor musunuz? Hepimiz aynı şeyleri konuşuyoruz. Eskisi gibi şöyle yapabilecek miyiz, işte böyle toplanabilecek miyiz, eskisi gibi yiyip içip giyinip kuşanıp hayatımıza aynı şekilde devam edebilecek miyiz? Yani her şey eskisi gibi olacak mı? Sonra dedim ki kendi kendime, “Eğer her şey eskisi gibi olacaksa bugünü ve bugünleri yaşamanın anlamı nerede? He?” Eğer hiçbir şey olmamış gibi hepimiz hayatlarımıza kaldığımız yerden devam edeceksek inandığımız Allah bu musibeti neden gönderdi dünyaya? He? Bırakın uyanmayı, hala uyumaya neden ısrarcıyız ki? Neden hala görmedim, duymadım, bilmiyorum diye takılıyoruz ki? He? Yok güzel kardeşim yok. Ne dünya ne de Türkiye artık eskisi gibi olmayacak, olmasın da. Artık Amerika şöyle modern, İtalya böyle Avrupai, İngiltere de özgür yaşam, işte

EVLERİMİZE, HANELERİMİZE HOŞ GELDİN RAMAZAN – 23 Nisan 2020

Evet, bu ramazan başkayız. Bu ramazan biraz buruk, biraz hüzünlü geliyor diye asık suratlarımız. Neredee o eski ramazanlar diye hayıflandığımız bir atmosfer hakim her noktaya. Evet, bu sene iftara yetişme telaşında olamayacağız belki de, pide kuyruklarına da giremeyeceğiz, kalabalık iftar sofralarına cümbür cemaat oturamayacağız belki de… Cemaat demişken, cemaatlerle teravih namazı da kılamayacağız belki ama ama sultan geliyor kardeşim. 11 ayın sultanı geliyor. Rahmet ayı, bereket ayı, tefekkür ayı, Kur’an ayı ramazan geliyor. Normal günlerde olur ya, evin içi her zaman güllük gülistanlık olmayabilir ama bir misafir geldiğinde evin içinde yaşanan ne varsa eksik gedik, dert tasa hepsi unutulur ve gelen misafir en güzel şekilde ağırlanır sonra da yolculanır. İşte tam da öyle yapmamız

ULAN ŞEHİR EŞKİYALARI! SİZDEN KORKAN SİZİN GİBİ OLSUN! – 22 Nisan 2020

Hayırdır ya? He? Hayırdır hayır… Sırtını Kandil’e dayayan sizler yürek mi yediniz de ulu orta eşkıyalığa sıyırdınız paçaları he? Domuz etiniz bitti belli ki Sayın Canan Kaftancıoğlu. Böyle şehre indiniz, böyle bir arayışın içindesiniz öyle mi? He? Meseleyi bilmeyenler vardır. Üç beş gün önce Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun üzerinden yeni bir soytarı gösterisine kalkışmışlardı. Neymiş? İşte Fahrettin Altun usulsüz ihaleyle Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait arsayı kiralayıp yalı yapıyormuş Boğaz’a. Tüm bu iftiralar tek tek yalanlanıp olayın aslı astarı gün yüzüne çıktı. Bir iddianın daha gerçeği yansıtmadığı kamuoyuyla paylaşılınca bunlardan yeni bir eşkıyalık şovu daha geldi. E tabi yatıp kalktıklarıyla hemhâl olunca eşkıyalıktan da el alıyorlar galiba.

4 İŞLEM BİLMEDEN ADAM ÇARPMAYA ÇALIŞAN SOLCULAR! – 21 Nisan 2020

Geçen yıl arkadaşlarla Özbekistan’a bir gezimiz olmuştu. Taşkent, Buhara, Semerkand’ı kapsayan bir gezi ve o gezi esnasında da matematiğin babası olarak kabul edilen yani sıfırı bulan kişi Müslüman bir bilim adamı olan Harezmî’nin doğduğu evi de ziyaret ettik. O evin önüne gelince şöyle düşünmüştüm: Yahu acaba bu Harezmî’yi bize niye anlatmadılar? Niye hep bize Batı’daki ilim, bilim adamlarını ezberlettiler de bizden olan Harezmî’yi niye öğretmediler bize? He? Sonra cevap verdim kendi kendime. Harezmî, Müslüman bir bilim adamı olduğu için okullarda öğretilmedi bize. E hiç kimse de belgeselini yapmadı, filmini de çekmedi. Yani bendeki değeri bana tanıtmadılar. Neyse hazır Harezmî demişken, matematik demişken geçen gün Halk TV’de İsmail Saymaz’la birlikte birkaç tane üstün akıllı solcu

HAYDİ KOŞUN! VAKIFLAR’DAN KUZGUNCUK’TA KELEPİR ARSA! – 20 Nisan 2020

Bazı deyimleri, lafları gündelik hayatımızda kullanıyoruz da ne anlama geldiklerini pek bilmeyiz. Hepiniz bilirsiniz ayılar kış uykusuna yatarlar. Karlı ve soğuk havalarda bir mağaraya yani inlerine kapanarak kışın arasa da yiyecek bulamayacağından hareket edip boşuna enerji tüketeceklerdir. Bunu iyi bilen ayılar kışı uykuda geçirirler. Başka yapacak bir şeyleri de olmadığı için ayağının altını yalamakla yetinip yazın gelmesini beklerlermiş. Yani ayılar da boşa kürek çekmenin bir faydası olmadığının farkındalar. Şimdi gelelim bizim mevzuya: Korona salgınının Türkiye’yi yerle yeksan etmesini, on binlerce ölümün olmasını arzulayanlar, Tayyip Erdoğan’ın, devletin çuvallamasını ellerini ovuşturarak bekleyenler maalesef hayal kırıklığına uğrayınca ülke genelinde oluşan bu başarılı yönetim

SOYLU’NUN İSTİFASI SONRASI BAŞLAYAN KAVGA NASIL SONA ERECEK? – 17 Nisan 2020

Bir aydan daha fazla bir süredir evlerdeyiz. Birçoğumuzun günü televizyonda haber izlemekle, işte sosyal medya sayfalarında gezinmekle geçiyor. Sıkıldık, darlandık, bunaldık ama evlerde sabretmeye gayret ediyoruz. Bedenen sağlığımızı korumaya çalışırken psikolojimizi de ayakta tutmamız gerekiyor. Bunun yanında kardeşliğimizi de, dostluğumuzu da, davamızı mücadelemizi de korumak ve kollamak zorundayız. Pazar gecesi bir istifa olayı yaşandı, önce şaşırdık, üzüldük sonrasında istifanın kabul edilmeyişiyle birlikte sevindik. Soylu’nun istifasına üzülenler kadar sevinenler de oldu. Ama benim derdim pazar akşamı sesini çıkaranlar ve sessiz kalanlar! Bir de olayı yanlış okuyup, plansız programsız açıklama yapanlar yani devamlı birilerini suçlamaya çalışanlar… Bu arada şunu da söyleyeyim, hiç

LGBT SEVER NETFLİX BEKLE BİZİ GELİYORUZ! 15 Nisan 2020

Reklamın iyisi kötüsü olmaz desturuyla mı yola çıkıldı bilmiyorum da reklamın kepazesi de olur, reklamın ahlaksızı da olur, reklamın rezili de olur. Hem de bunu Netflix yapınca prodüksiyonu daha da bir sağlam olur hem de. Hiç kimse kusura bakmasın. İşte yok arkadaş öyle evdeyiz, işte sakiniz, ılımlı bir dil kullanalım falan yok. Bir yerde sağlık savaşı verilirken diğer yanda adamlar kuyuları derin derin kazıyorlar yine. Meseleyi bilmeyenler vardır. Netflix’te yeni bir dizi başlıyormuş. İşe bak ki ramazanın ilk günü yani 24 Nisan’da yayındaymış. Dur daha, daha bir dur. Projede başrol oyuncusunun adı Osman’mış ve Osman’da renkli gökkuşağı altındaki karanlık insanlardanmış. LGBT’nin o bayraklı ibnelerini konu edinip adına da Osman deyip yutturmaya hazırlanmış birileri yani.

SOYLU’NUN İSTİFASI BİZE NEYİ GÖSTERDİ? 13 Nisan 2020

Demedik mi kurtlar sofrasına yem edecek adamımız yok bizim diye? Demedik mi ite köpeğe “Al bunu parçala” diye teslim edecek adamımız artık yok bizim diye? Demedik mi bu topraklarda teröristin, hainin, satılmış ruhların sonu gelene kadar, bunların kökü kuruyana kadar yolumuzdan geri dönmek yok diye, yok diye? Dedik ama birileri anlamadı, duymadı bizi. Cuma günü akşam saat 22.00’de uygulanan o sokağa çıkma yasağının hemen ardından ortaya çıkan ve hiç kimsenin tasvip etmediği o görüntüler sonrasında söylenmedik laf kalmadı, fırsatı kaçırmak istemeyen leş kargalarından terör sevicilerine, FETÖ köpeklerine kadar herkes döktü eteğindeki taşları. Aç kalırım korkusuyla o marketlere, kuruyemişçilere saldıranların, tekel bayilerinin önünde bekleyen o alkol tutkunlarının, benzincilere koşup

”SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI” İLANINDA SUÇLU KİM? 11 Nisan 2020

Günlerce sosyal medyada yazıldı çizildi. Haberlerde, televizyon programlarında da defaatle dile getirildi sokağa çıkma yasağı gelsin diye. İşte İspanya’da var, İtalya’da var, bizde niye yok? İşte bak Güney Kore’ye, Çin’e hepsi uyguladı, biz niye uygulamıyoruz? İşte İstanbul’da, İzmir, Ankara gibi illerde sokağa çıkma yasağı uygulamamak milleti ölüme sürüklemek demektir, dendi. Bilen bilmeyen, anlayan anlamayan herkes yani ağzı olan konuştu ve dün gece saat 22.00 gibi 31 ilde 48 saat yani 2 gün sokağa çıkma yasağı getirildi. Ve hiçbirimizin hoşuna gitmeyen, tasvip etmediğimiz birçoğumuzun da kızdığı, üzüldüğü hatta utandığı bir manzarayla karşılaştık dün gece.  Birileri ‘İşte böyle sokağa çıkma yasağı mı getirilir, insan birkaç gün önceden haber verir, yangından mal kaçırır gibi

KORONA ZENGİN FAKİR AYIRMADI. İŞTE KORONA GERÇEĞİ! 09 Nisan 2020

Kim derdi ki veya kimin aklının ucundan geçerdi ki? Dünyada bir şey olacak, bir virüs çıkacak ve o virüs öyle bir hızla dağılıp yayılacak ki tüm gezegen aynı anda aynı şekilde bir mücadeleye girecek. İnsanlar ister fakir olsun ister dünyanın sayılı bilmem kaçıncı zengini. Herkes, bu mikroskopla dahi zor görünen virüsten kaçacak delik arayacak,  kimi evet gecekonduda veya tek katlı derme çatma evinde yaşayacak bu korkuyu kimisi de işte bilmem kaç katlı, havuzlu, bahçeli villasında… Evet dostlar, evet. Görmedik, uyanmadık, dinlemedik, kulak ardı ettik, unuttuk, önemsemedik, şımardık, dünyaları yememize rağmen her gün daha da aç kaldık, bereketi kaçırdık ya. Hayatın da, sağlığın da, paranın da pulunda her şeyin bereketini kaçırdık. Sonra? Bak durduk hepimiz. Daha doğrusu durmak