Merhaba dostlar. 11 ayın sultanı olan mübarek ramazan ayının içerisindeyiz. Bu yıl da biraz buruk geçiyor ramazan. Bu pandemi nedeniyle o eski iftar buluşmalarını da yapamıyoruz bu sene. O konu komşu, eş, dost, akraba bir sofranın etrafında toplandığımız o muhteşem iftarlar… Maalesef bu sene onları da yapamıyoruz. İftar sonrasında kurulan o ramazan çadırları, o ramazan çarşıları bu senede kurulamadı. O teravih namazlarında da doluşamıyoruz camilere. Neredeyse çocuklarımız unutacak o teravihler esnasında o camilerdeki koşturmacayı, oyun oynamayı. Şöyle ağız tadıyla pide kuyrukları bile yok bu sene, o uzun uzun girdiğimiz pide kuyrukları… Doğru düzgün vakit de geçmiyor. İşe gidenler yine iyi, evde olanların daha zor geçiyor ramazanı. Kalk, sahur yap, işte namaz kıl, uyu,
Ramazan ayının manevi atmosferi altında ilk cuma gününe hazırlanırken sosyal medyada önümüze adeta böyle başımızdan kaynar sular döken bir haber düştü. Başlık aynen şöyle: “KKTC’de Kur’an kursları kapatıldı” Ulan, “N’oluyor?” dedim ya, tıkladım hemen haberin içerisine. İçeriğini okuyunca daha da bir tepem attı. Neymiş, KKTC Anayasa Mahkemesi, ülkedeki Kur’an kurslarının laiklik ilkesine karşı olduğu gerekçesiyle kapatılmasına karar vermiş. Bak bak bak bak… Ulan yine mi laiklik lan? Ne çektik bu laiklikten be. Ne kadar din düşmanı varsa laikliği kendine kalkan edip, onun arkasına sığınıp kirli zihniyetleriyle inancımıza saldırıyor. Bir baktım haber en fazla millî ve manevi değerlerimize aykırı yayınlarıyla tanıdığımız o sitelerden paylaşılmış. Cumhuriyet’i, Sözcü’sü,
Olay 15 Nisan 2021 tarihinde gerçekleşiyor. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 11 ayın sultanı mübarek ramazan ayını, dedelerinden aldığı düstur ve adapla karşılıyor. Misafir perverlikte gereken hassasiyet gösterilirken, vakit gelince top patlatılıyor. Böyle dolu dolu bir giriş yapayım dedim. Çünkü tabiri caizse son Yunan bükücü Mevlüt Çavuşoğlu dün akşam Ankara’da mevkidaşı Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias’a öyle bir had bildirdi ki, adeta şerbetli bir diplomasi dersi verdi. Biliyorsunuz, Türkiye kapı komşumuz Yunanistan’la gerek Doğu Akdeniz meselesinde, azınlık hakları konusunda, Ege Denizi’ndeki o kıta sahanlığı mevzusunda, adaların silahsızlandırılması durumunda ve göçmenler konusunda ilişkilerin bundan sonra nasıl devam ettireceği ile ilgili
Son 1 yıldır dünyanın şimdiye kadar gördüğü en büyük salgınlardan biriyle mücadele etmemize ve dünya genelinde de 3 milyona yakın insanın bu illetten ölmesine rağmen bu sene de ramazan ayına kavuşabilenlerden olmayı nasip etti Rabbimiz. Binlerce şükürler olsun. Ömer Döngeloğlu hoca gibi öyle güzel adamları yolcu ettik ki bu son geçen 1 yılda, artık onlarsız yaşayacağız ramazanları. -ulan var ya, Bekir Develi bile TRT’de ramazan programı sunmuyor, öyle bir haldeyiz yani, neyse- Ama dedim ya yine de binlerce şükürler olsun ki kavuştuk bu yıl ki ramazana. Bütün İslam âlemi için 11 ayın sultanı olan bu mübarek ay, rahmetiyle, bereketiyle, neşesiyle, huzuruyla, mutluluğuyla beraber geldi. Her ne kadar geçmiş ramazanlarda olduğu gibi öyle kalabalık iftar sofralarında veyahutta da sahur
Müslüman coğrafyalara zulmedenler bu ülkedeki en güzel hoş geldin ramazan reklamlarını hazırladılar. Markalarını iftar sofralarımıza dantelli bir şekilde koydular. Asidini büyük bir zevkle açtılar şişelerin. Biz satın aldıkça onlar mermilerini doldurdular. Biz o markaların olduğu masalarda orucumuzu açmak için topun patlamasını beklerken bir yerlerde gerçekten bombalar, evet bombalar patladı ve çocukların üzerine yağdı o bombalar. Hani reklamlarda diyorlar ya ramazanda her evde bir telaş diye, o bombaların üzerine yağdığı evlerde evet vardı bir telaş, hem de can telaşı… Şimdi bunları söylerken birileri çıkıp diyor ki, ama canım hiçbir deterjan da onun kadar beyazlatmıyor ki, hiçbir şampuan o marka kadar saçımı beslemiyor, o asitli içecekler olmadan yemek boğazımdan geçmiyor.
Bundan birkaç ay önce çektiğimiz bir videoda, para için yapılamayacak, aldığın maaşla verdiğin hizmetin karşılaştırılamayacağı meslekler olduğunu ve bu mesleklerin başında da polisliğin geldiğini anlatmıştık. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki polislerden de örnekler vererek bizim polislerimizin ne kadar büyük fedakârlıklarla çalıştığını, teröristlere, uyuşturucu tacirlerine, katillere dahi olabilecek en insani muameleyle davrandıklarına dikkat çekmiştik. Yani vazifelerini vatan ve millet sevgisiyle yapmaları ve yeri geldiğinde de ailelerinden bile önde tutmalarına rağmen, sokağa yansıyan her siyasi gerilimde ilk hedef tahtasına oturtulan ve bazıları tarafından, “katil, faşist” gibi çirkin ifadelerle saldırılan polislerimize gücümüz yettiğince kalkan olmaya çalıştık, onların yanında
Yok yok, hiç kimse bugün Çanakkale Zaferi dışında bir şey konuşmaya ve konuşturmaya kalkmasın. Bugün Çanakkale ruhunu ve Çanakkale direnişindeki inancın ne olduğunu hissetmeyen hiç kimse zaferimizin sevincini perdelemeye kalkmasın. Soruyorlar bir gaziye: “Kaç kişi gittiniz köyden Çanakkale’ye?” diye. 300 kişi diyor. “Kaç kişi döndü köyüne?” “Bir ben döndüm, gerisi şehadete göçtü.” diyor. İmkansızlıkların içerisinde bir inanmışlığın zaferidir Çanakkale. Bugün kadın erkek eşitliği falan diye ağız yapa yapa konuşanlar var ya, tarihinden bihaber ve ecdadın cephedeki savunmasından bihaber konuşuyorlar. Evet, anaların sayesinde kazanıldı Çanakkale. Babası ile omuz omuz savaşan gençlerin sayesinde kazanıldı Çanakkale. Cephede Mehmetçiğin yaralarını saran hemşirelerin sayesinde kazanıldı
Maşallah ülkemizin gündemi çarşamba pazarı gibi… Bir tane kravatlı bir deli, kuyuya bir taş atıyor; televizyon ekranlarında 40 tane akıllı onu çıkarmaya çalışıyor. Bir de buna sosyal medyadaki yalanlar, o çarpıtmalar eklenince gel de ayıkla pirincin taşını… Onun İçin duyan var, duymayan var; bilen var, bilmeyen var. O yüzden bu konuyu es geçmek olmaz. Ayrıntılarıyla ele alıp, kafalardaki soru işaretlerini gidermek veyahutta da işin aslını astarını bilmeyenleri haberdar etmek gerekiyor. Dostlar, 10 Mart’ta Türkiye için kritik öneme sahip büyük bir adım atıldı. Hatta dev bir adım desek daha doğru olur aslında. Hani “enerjide dışa bağımlıyız” diye şikayet etmekten öteye gidemeyen, o devamlı ülkemizi başka devletle kıyaslayarak aşağılık kompleksine kapılan; kendi ülkesini, kendi
“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.” Bu ne güzel bir duruştur değil mi? Bu ne güzel bir meydan okumadır, ne güzel bir sesleniştir bu. İmanla yoğrulmuş, zalimle boğuşmuş, kor ateşlerin tavında dövülmüş bir yürekten çıkan ne kadar cesur sözlerdir bunlar. Merak ediyorum dostlar, acaba dünyada var mıdır bu kadar güzel ifadelerle başlayan başka bir millî marş? Hiç zannetmiyorum. Zaten bana göre, biz dünyanın en stratejik, en kilit, en verimli vatanının yanında dünyada en anlam dolu sözlerle yazılmış millî marşına ve en güzel bayrağına sahibiz… Şöyle dönüp bir bakın, dünyanın önde gelen ve tarihi köklere sahip ülkelerin bayraklarına… Hepsi birbirine benziyor. Çekmişler alt alta veya böyle yan yana 3-4 tane çizgi, ondan sonra her birini
Geçtiğimiz hafta sınırlarımızın hemen dibinde çok ilginç bir ziyarete şahitlik ettik. Katoliklerin ruhani lideri Papa, Irak’ı ziyaret etti. Bu ziyaret öyle sıradan bir ziyaret değil, bu ziyaretin tarihi bir özelliği var. Geçmişten bugüne ilk kez bir Papa, Irak topraklarına ayak bastı. Hem de pandemi döneminde. Koronavirüs sebebiyle 2020’deki tüm dış gezilerini iptal eden Papa, yaklaşık 16 ay sonra virüs falan dinlemeden nüfusunun çoğunluğu Şii Müslümanlardan oluşan bir ülkeye gitti. Üstelik ABD üslerine roketli saldırıların düzenlendiği, intihar saldırılarının yoğunlaştığı tehlikeli bir dönemde gerçekleşti bu ziyaret. Hani “Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü?” misali bir soru işareti oluştu kafamızda. Papa Irak’a neden gitti? Bildiğiniz gibi Papa, sadece dini bir lider