Kısa bir süre önce Boğaziçi Üniversitesine rektör olarak atanan Melih Bulu nazarında, üniversitede öğrenci eylemleri ve gösterileri başladı. Bekliyor muyduk böyle hareketlenmeleri? Evet. Geç bile kalındı, değil mi? Öğrenci eylemleri diye baktık olaya ilk başlarda ama gelgelelim ki yine aynı terane. Aynı terane diyorum, -lütfen hiç kimse kusura bakmasın- üniversiteye atanan rektörü; okul öğrencilerinin, okul hocalarının istememe durumu, bununla alakalı bir hak arayışı durumu elbette olabilir. Bu hak zaten, sistemde de yasallaştırılmış bir şey yani kimsenin buna dur dediği, “Hayırdır ne ayaksınız, ne oluyor?” dediği falan yok! Ama gelgelelim olayların nasıl seyrettiğine, mevzunun ne olduğuna ve artık o klişe söze yani meselenin aslında ne olduğuna. Boğaziçi Üniversitesine rektör
Büyük tartışmalara yol açan sosyal medya yasası 1 Ekim 2020 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu yasanın gündeme geldiği günlerde her zaman olduğu gibi, yasanın ne olduğu, neyi kapsadığına veya ne için böyle bir adım atıldığının dışında her şey konuşuldu. Muhalefet edildi. “Özgürlüklerimiz kısıtlanıyor, gençler susturuluyor, fikir özgürlüğüne darbedir bu…” naralarıyla kıyamet koparıldı. Peki, neydi bu yasa? Niçin getirildi ve bundan sonra ne olacak kısmıyla hiç kimse ilgilenmedi. Goy goy döndü sadece. Meral Akşener çıktı, “Dark’ın son sezonunu bitirmeden Netflix kapanırsa gücenirim.” diye Tayyip Erdoğan’ı da etiketleyerek tweet paylaştı. Kemal Kılıçdaroğlu tam ortadan girdi konuya, “Aman Meral Hanım hırsından spoiler verir.” diye yazdı. Tabii yine her zamanki gibi ne güldürdü ne de
Yaşadıkları döneme damga vuran, adıyla, yaşantısıyla, siyasi çizgisiyle, artıları ve eksileriyle sembol olmuş isimler vardır. Bu isimler 100 yıl sonra bile konuşulur, tartışılır, doğru düzgün cevaplanamayacak dahi olsa sorular sorarız, cevaplar ararız onlar hakkında. Bu tarihi isimlerle alakalı ya tarih kitaplarını, ansiklopedileri karıştırırız veyahutta da sayfaları deşeriz, bulduğumuz belgelerin evrakların üzerine gideriz, kendi becerimizle de tespitler yapar ya da o isimleri babalarımızdan, dedelerimizden dinler, onları bir miras gibi emanet alırız. Bize anlatıldığı kadar da ya atarız hayatımızdan ya da onları sahipleniriz. Herkes yetenekleri, eğitimi ve zekâsı ölçüsünde geçmişi kendi süzgecinden geçirir, ona göre farklı çıkarımlar yapar. Her dönem de liderliği, komutanlığı, devlet
Derdimiz çok. Anlatmaya, çare bulmaya ise hem takatimiz hem de vaktimiz yok. Bu videodaki derdimiz adalet… Hani bir gün herkese lazım olacak dediğimiz o adalet. Derdi anlatmaya üstat Abdürrahim Karakoç’un şu şiiri ile başlayalım: Mevzuatlar kısıyor hakikatin sesini Kulaklar sağırlaştı, lisanlar kör ve topal Zorbalar talan etti adalet ilkesini Dert yükü ağırlaştı, vicdanlar kör ve topal… Eğer bir işin temelinde bir çürüklük varsa, onun üzerine en sağlam malzemeden bile kat çıksan kâr etmez. O bina çöker! Özellikle son yıllarda dilimizden düşmeyen, her gelenin bir parçasını kopardığı, bazı badem bıyıklı hergelelerin de delik deşik ettiği hukuk sistemimiz ile ilgili 2021 yılı reform ve yenilik yılı olarak belirlendi. Manşetlere döşendi, günlerdir televizyon ekranlarında
Size, Şeref Baysal, Veysel Akpınar, Niyazi Birinci desem kim gelir aklınıza? Muhtemelen birçoğunuz hatırlamayacaksınızdır bu isimleri. Peki, Yavuz Bahadıroğlu desem? Herkes anında tanır… Evet, biz onu Yavuz Bahadıroğlu olarak tanıdık, okuduk ve sevdik. Bizlere adeta Yeşilçam’daki Hulusi Kentmen’i andıran, o babacan ve güler yüzlü tavrıyla tarihi sevdiren adamdı Yavuz Bahadıroğlu ve dün gece Yavuz hocayı Rahmet-i Rahman’a uğurladık. Biz onu genel anlamda tarihçi olarak tanısak da aslında meslek hayatına gazeteci olarak başlamıştı Niyazi Birinci. Çeşitli gazetelerde muhabirlik, araştırma-inceleme, röportaj ve fıkra yazarlığı yapmıştı. Bu dönemlerde Şeref Baysal ve Veysel Akpınar mahlasıyla köşe yazıları yazıyordu. Bizim hayatımıza Yavuz Bahadıroğlu olarak girişi ise yazdığı romanlarla
Hepimiz dijital sistemin gönüllü kurbanları olduk amaa her ne kadar gönüllülük esas olsa da bu çarkın yapay dişlileri olmak için hiçbir mecburiyetimiz yok! Bu böyle biline! Aylardır bir salgın endişesi içindeyiz, toplumun da dışında kaldık. Bu ayrılık da haddinden fazla uzun sürdü. Anadolu’da bir tabir vardır: “İnsan gözden ırak olunca, gönülden de ırak olurmuş!” Ve bunun üzerine bir çağrı geldi, bu mesafenin artık fazla aşıldığı gözlemlenmiş olmalı ki gönül birlikteliğiyle yetinmek yerine, ele ele vermenin; gönül gözüyle görmenin değil de, dünya gözüyle görmenin, gereğine vurgu yapıldı. Eee kader gayrete âşıktır derler ya dostlar! Gayreti olanın imkânı, imkânı olanınsa seveni çok olur! Ayrıca şunu da hemen söyleyelim: “Akarsuyun başı kalabalık olur.” Siz hiç gördünüz mü
Survivor’ın neden bu kadar çok izlendiği ile ilgili yaptığımız tespit ve analiz videomuz geçen hafta trendlerde üst sıralara kadar çıktı. Survivor’ın reklamını yaptığımızı ve hatta Acun Ilıcalı’dan reklam karşılığında para aldığımıza kadar onlarca yorum geldi, daha bir sürü şey yazıldı. Gerçi alıştık biz bunlara artık. Ama biz şu sorunun cevabını arıyorduk: Survivor neden bu kadar çok izleniyor? Neden insanlar bu yapıma bu kadar çok ilgi gösteriyor, takip ediyor? Reytinglere bir bakıyorsun, günün birincisi; izlenmelerine bakıyorsun, dizilerin, filmlerin dahi önünde. Burada bir şey var kardeşim diyerek Survivor’ı gündemimize aldık. Bir söz duymuştum, “Düşman Çanakkale’den giremedi bu topraklara ama çanak antenden girdi evimize.” diye. Evet, bu meseleyi daha iyi anlatacak başka bir söz
Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam! Uyandırmayın beni uyanamam. Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına, Allah aşkına, gök, deniz aşkına Yağsın kar üstümüze buram buram Son aylarda Türkiye’de yaşayan herkes, Ahmet Muhip Dıranas’ın bu güzel şiirindeki gibi kar için dua eder vaziyette. Gözümüz yollarda kaldı. Yar değil kar bekliyoruz hasretle. İnsanoğlunun uzun yıllar boyunca doğaya açtığı savaşın sonuçlarını yaşamaya başladık artık günümüzde. Küresel ısınmanın sonucunda da ortaya çıkan bu iklim değişikliği, 4 mevsimin bütün güzellikleriyle yaşandığı bu cennet vatanımızı da etkilemeye başladı. Eskiden kasım-aralık gibi yurda giriş yapıp, Anadolu’yu bembeyaz bir gelinlik gibi süsledikten sonra da mart ayında bize elveda diyen kar yağışını artık ocak ayında dahi mumla arıyoruz. Sonbaharda ağaçların
Konuşmacı olarak katıldığım her üniversitede, her toplulukta, hatta böyle eş dost arkadaş ortamımda dijital dünya, dijital yeni dünya ve sistem değişiklikleri ile alakalı araştırdığım, bilgi sahibi olduğum konularla alakalı anlattım durdum hatta ısrarlı bir şekilde anlattım. Şey diyor muşum, dedim dedim bak şimdi ne oldu? Ne olduğunu hepimiz görüyoruz. Herkes oturmuş sosyal medya konuşuyor şimdi. Rize’deki teyzem de, kampüsteki sıra arkadaşım da, profesyonel çalıştığımız iş arkadaşlarımız da hepsi aynı muhabbette. Sosyal medya platformları Twitter, Facebook, Instagram, işte WhatsApp’ın uygulamaları, yasakları, kullanıcı verilerini ve bilgilerini başkalarıyla paylaşacak olması konuşuluyor. Bu arada şunu söyleyeyim, dünyada sadece 2 sektör muhataplarına kullanıcı diyor. Biri uyuşturucu
Hepimiz hazır mıyız? Bu sene Survivor’da öyle bir kadro var ki kitleneceğiz yine! Nefes almadan izleyeceğiz. Gönüllüler mi, ünlüler mi? Adadaki yaşam mücadelesinin 2021 yılında kazananı kim olacak? He? Yanlış seyretmiyorsunuz. Gayet Survivor anlatıyorum şu an. Evet, Survivor’ın analizini yapıyorum. Sorsan kimse izlemiyor bu programı, bu ülkede Survivor izleniyorsa ülkenin zekâ seviyesine bakılmalıymış falan filan. O her konuda uzmanlık sahibi olan o akil kişiler bu konuda da yine konuşuyor, susmuyorlar, anlatıyorlar. 1992’de İngiliz televizyon yapımcısı tarafından formatı oluşturulan hayatta kalma yarışı sanmayın ki sadece Türkiye’de bu kadar izleniyor. Yayınlandığı her ülkede reytingleri silip süpürüyor. Bizler de bir süre daha kısıtlamalı yeni normal hayatımızı yaşarken