Sabah kalkınca internet sitelerini, sosyal medyayı şöyle bir taradım. Acaba bugün gündemde ne var, Türkiye’nin en çok neyi konuşuluyor diye. Açtım Twitter’ı, böyle sosyal medyada en çok konuşulan konuların listelendiği trend topic listesini şöyle yukarıdan aşağı bir baktım. Aradığım bir konu vardı. Hem geleneksel medyanın hem de sosyal medyanın bir numaralı gündemi olması gereken, Türkiye’de yaşayan her bir ferdin dilinden düşürmemesi gereken bir konu ama yok, bulamadım yani. Onun yerine, gazeteci Nagehan Alçı’nın birine açtığı davayı kaybetmesi, işte ABD’li bir hamburger zincirinin logosunun değişmesi ve Hülya Avşar’ın yeni başlayacağı dizinin yapımcısından istediği o lüks talepler çıktı karşıma. Ama Türkiye, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Batı Afrika, Güney Afrika, Akdeniz,
Hani Allah Resulü diyor ya, “Can yakan, canının yanacağı günü beklesin.” diye. Yıllarca can yakan Amerika’nın, bugün canı yanıyor. Bizi yakından takip edenler hatırlayacaktır. Daha bundan birkaç ay önce Üstat Kadir Mısıroğlu’nun geleceğe ilişkin öngörüleriyle ilgili bir video hazırlamıştık. O videoda üstadın yıllar önce söylediklerinin bugün bir bir çıktığını, onu “Fesli Deli” diye itibarsızlaştırmaya çalışanların da üstadın bu keskin zekâsından nasiplenemediğini anlatmıştım. Amerika’da dün yaşanan olaylar, üstadın söylediklerindeki haklılığını, günümüzde çok az insanın sahip olduğu o ileri görüşlülüğünü bir kez daha kanıtladı. Üstat bu sözleri söylediğinde takvimler daha 1990-91 yıllarını gösteriyordu. ABD ve Batı dünyasının refah içinde yaşadığı, dünyaya hükmettiği yıllardı o
Canım ülkemde yine mevzu var. Ne zaman yok ki değil mi? Ama bu mevzu yeni, aslında çok da yeni değil. Eski bir mevzunun yeni sürüm versiyonu. “Hayrola, ne oldu gene?” diyorsanız başlayalım konuşmaya. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 2 Ocak’ta Boğaziçi Üniversitesine ODTÜ mezunu bir Prof. Dr. Melih Bulu rektör olarak atandı. O dakika itibarıyla sosyal medyada bir hareketlenme başladı. Yok yok, tüm sosyal medyada değil aslında, sadece Twitter’da. Ülkenin en akıllı, en donanımlı, en bilgili, en bilmem ne insanlarının olduğu yer ya Twitter. Twitter’dan, sanki ülke karıştı, sanki iç savaş çıktı, kalkışmalar yaşandı algısına hizmet eden görüntüler, yazışmalar, o yöresel halayların çekildiği videolar falan düştü gündeme. Genç kardeşlerimiz biraz hararetlenmiş, sıkılmış, daralmış…
Düşünsenize neler yaşandı neler şu 1 yılın içerisinde… Özledik tabii her şeyi, hem de aklımızın ucuna dahi gelmeyen, hepimiz için sıradan olan her şeyi hakikaten özledik. Geçen gün bir arkadaşım dedi, “Vallahi sokakta birine çarpmayı bile özledim.” Herhangi bir yerde oturup işte öylesine kahve içmeyi mi dersin, aniden birinin evinde çaya toplanmaya mı dersin, hatta boş boş yürümeyi bile özledik. Bunları düşünürken ne geldi aklıma biliyor musunuz? 1961 yılında imzalanan anlaşma sonrası binlerce Türk vatandaşı birkaç yıl çalışıp para kazanmak ve bir an önce de memlekete geri dönmek için Batı Avrupa’ya göç etti, daha çok da Almanya’ya. Bir kısmı geri dönerken o gidenlerin bir kısmı da orada kaldı. Tabii bir de git onlara sor bakalım, kaldı ama nasıl kaldı? Yaşadığın
Yeni yılın ilk günü; durayım, susayım dedim ama yok arkadaş. Boş tarlada kafasına göre otlayanları yola getirmek lazım yoksa hepsi ayrı bir yere dağılıyor. Sonra? Topla toplayabilirsen. Biz önümüze bakalım, biz işimize bakalım, biz gençlerimizin önünü açalım, dünkü sıkıntıları, geçmişte yaşanan o zorlukları ısıtıp ısıtıp onların önüne sunmaya gerek yok derken bir yerden çıkıyor yine bir çıbanbaşı, konuşuyor boş boş. Mesele ne? Başörtüsü, türban. Yıl 2021. Dünya çağ atlamış, dünyanın işleyiş seyri değişmiş, hayat değişmiş, her şey yeniden tasarlanır hale gelmiş. Mesele ne? Başörtüsü, türban. Gelelim bize. Türkiye yerli uzay mekiğini göndermeye hazırlanıyor. İHA’ların, SİHA’ların modelleri dünya için referans görülüyor, millet bunu biz de yapmamız lazım diye sıraya giriyor. Ülkede
Şu anda herkesin konuştuğu şeylerden bir tanesi her tarafta bulunan o süslü, çıngıraklı yılbaşı ağaçları. İstanbul Büyükşehir Belediyesi yılbaşı için özel sepet hazırlayıp insanların yılbaşını, Noel’ini tebrik ediyor. İlk etapta onu sadece gayrimüslimlere yapacaklarını söylediler ama ondan sonra artık Allah ne verdiyse vatandaşlara da göndermeye başladılar. Tabii belli bir kesim bundan son derece mutlu olurken ciddi bir kesim de bundan rahatsız oldu. Çünkü Müslüman mahallesinde salyangoz satılıyordu. “Aman işte canım, mesele bu mu, bu kadar gündemin arasında şimdi bunu mu konuşalım?” diyenler haklı ama kimse kimseyi yemeye kalkmasın. Müslüman mahallesinde bal gibi salyangoz satmaktır bunun adı. Nokta. Bir de bunun yanında sosyal medyada muhafazakâr, mutaassıp genç kızlarımızın ve
Türkiye’nin en karanlık adamlarından biridir Mehmet Akif Ersoy. Karanlık derken böyle mafyavari falan değil, karıştırmayalım. Hakkında en çok yalan konuşulan, kendisine en çok iftira atılan, kişilerin siyasi olarak pencerelerden bakarak en fazla hakkı yenen kişidir Mehmet Akif Ersoy. Eğitimi, duruşu, mücadelesi, imani çalışmaları, sürgün yıllarında ki edebi, cumhuriyet dönemiyle olan mücadelesi ve ardından da tevafuklar zincirinin art arda eklenip o dillere destan olan cenaze merasimi ile bu toprakların efsane ismidir Mehmet Akif Ersoy. Sol cenahın iftira yağmuruna tuttuğu, basitleştirmeye çalıştığı, yok saydığı, itibarını yerle bir etmeye çalıştığı; sağ cenahın ise yani dini hassasiyetlerini hayatın vitrinine yerleştiren kesimin de işte Osmanlı’nın yıkılması için uğraşmış, Sultan
Popüler yeni siyaset dilinin en önemli oltası şu: Saçmala, konuştur, adın geçsin sonra gündemde kal. Hülya Avşar taktiğiymiş aslında bu. Ortaya bir laf atıp adını konuşturmak; yani iyidir, kötüdür, şöyledir, böyledir gibi ne konuşulduğunu hiç önemsemeden sadece konuşma. Bir şey diyeyim mi? Bunu çok iyi yapıyor bu Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve o çiftliğindeki dostlar. Bak, ben de geldim o oltaya, konuşuyorum. Madem olan oldu, girdik bu konuya, ee o zaman konuşalım. 40 yıl düşünsem Mine Kırıkkanat ile aynı fikirde olacağım aklıma bile gelmezdi. 2020 bitmeden vallahi bu da oldu. Bu 2020 yılı ne tuhaf bir yıl arkadaş ya. Çünkü gün geçmiyor ki Kemal Kılıçdaroğlu saçmalıklarına bir yenisini daha eklemesin. Dostlar bu adam çıktı ve dedi ki, “Uyuşturucu ticareti yapan adamdan vergi
Tüm dünya yeni bir eşiğin ucunda. Doğum sancısı mı denir adına, kartların yeniden dağıtılması mı denir adına yoksa üst aklın pazarlığımı denilir yorum sizin. Ama şu bir gerçek ki, yeni dünya modelinin birinci önemli noktası dijital psikoloji. Zihin kirliliği, karışıklık, belirsizlik algısı.Böyle bayadır inceliyorum, ciddi ciddi düşünüyorum, hararetimi dizginleyip anlamaya çalışıyorum. Ülkedeki muhalefete diyorsun ki ülke nasıl olmalı nasıl yaşanmalı.. cevap, Erdoğan gitsin. Bu sene kar yağmadı, susuzlukla ilgili ne gibi çözümlere başvurulmalı? Erdoğan gitsin. Ya ciddi bir mesele var ortada? Bu kadın tacizleri, Cumhuriyet Halk partisinin tecavüzlerle ve bu tecavüzleri saklayan örten hallerini konuşalım neden böyle oldu? cevap Erdoğan gitsin. Hdp ile yapmış olduğunuz anayasa görüşmeleri
Ne zaman yılbaşı yaklaşsa, aklıma o içinden bir türlü çıkamadım soru gelir… Mekke’nin fetih nasıl hep yılbaşı gecesine denk geliyor? yani problem yokta. Zaten yılbaşı gecesi, yok Noel kutlaması falan dünyamızda eskidendi yoktu şimdi de yok inşallah hiçbir zamanda olmayacak.. babam derdi bize küçükken “ne zaman hristiyanlar yedi ortak bir kurbana girer, ben de o sene yılbaşı gecesi kutlarım” adam haklı.. Neyse… Mekke hicretin sekizinci yılında 20 Ramazan’da feth edildi. Miladi olarakta 11 Ocak 630 tarihi oluyor. Eee… Hicri takvim ay ile, miladi takvimde güneş ile ölçülüyor. Aya veriyorum oluyor güneşe dolduruyorum yine oluyor. Yani bir türlü 31 Aralık gecesine denk getiremiyorum. Sonra diyorum ki boş ver…her gün Allahın günü, her ay Allahın… hem iyi de