ÖZGÜL AĞIRLIĞIMIZ VAR DİYENLERE İTHAFEN! – 16 Şubat 2016

Birçoğunuz bilirsiniz Nasreddin Hoca’nın ciğer hikâyesini. Hoca kasaptan iki kilo ciğer alıp eve gönderir, hanımına da akşama ciğer yahnisi yapmasını iletir. Akşam gelir ki yemekte ciğer yoktur. Sebebini sorunca, gündüz ciğeri kendi pişirip yiyen hanımı, ciğeri kedinin kapıp yediği yalanını söyler. Hoca kalkar sofradan, el terazisini alır ve kediyi tartar. Kedi iki kilo gelince söylenir hanımına “ hanım eğer ciğer burada ise kedi nerde, yok kedi burada ise o vakit ciğer nerede? Gel gelelim bu hikâyenin bizi götürdüğü yere… 2001 yılında kurulan AK Parti’de birçok isim farklı noktalarda görevler alarak bu davaya hizmet ettiler. Bu hizmetlerinin karşılığında da rüyalarında göremeyeceklere makamlara ulaştılar. Her makamın, her mevkiinin nimetleri olduğu kadar riskleri de vardır. Riskler

”MELEK ANNE” SÖYLEMİYLE NE YAPILMAK İSTENİYOR? – 12 Şubat 2016

Aylardır bir “Melek Anne” muhabbetidir gidiyor. Melek Anne diye sembolleştirilmeye çalışılan kişi “Bir gözyaşına servetimi feda ederim” diye Fethullah Gülen’e bağlılığını ilan eden ve sonrasında tebdili kıyafetle İngiltere’ye kaçan Akın İpek’in annesi… İnsanların aileleri üzerinden konuşmayı, yazmayı kendime zül görüyorum, lakin Akın İpek konuşulurken devamlı parantez açılarak “Melek Anne” vurgusu yapılması dikkatimi cezbetti. 30 yıl kullanmadığı Avukatlık cübbesini kuru temizlemeye vereceğini söyleyerek bir anda gündemde kendine geniş bir alan açmayı ve bu geniş alanla birlikte yeni bir akım oluşturabileceğini zanneden Bülent ARINÇ’ta bahsederdi bu Melek Hanımdan. Onun ne kadar yardımsever olduğunu, merhametli, misafirperver olduğunu tebessümle dile getirirdi. Melek Hanım’ı ön

SENİN KONUŞMAYA HAKKIN YOK! – 11 Şubat 2016

Halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan ile 2023 hedeflerine adım adım yürüyen Türkiye’ye karşı bütün şer odaklarının harekete geçeceğini ön görmek çok da zor değildir her halde. Ak Parti’nin kurulduğu 2001 yılından bu yana atlatılan badirelere bakılınca manzara daha net görülebilir… Ekonomik krizlerin yıkıma uğratamadığı, gezi darbe girişiminin, 17/25 Aralık ihanetinin deviremediği bir Türkiye’yi durdurmak için yeni senaryolar devreye sokulmalıydı. Ve sokuluyor da. En son devreye sokulan senaryo “içeriden yıkım” Dışarıdan yıkamadıkları bu hareketi, en mantıklısı içten yıkmak olmalıydı. Asıl senaryo öncesi deneme sürümü tadında denedikleri Abdullah GÜL hamlesi vatandaşta pek karşılık bulamadı. Bu kez aynı senaryoyu farklı aktörlerle denemeye çalışıyorlar. Yeni

REİS TEK SİZ HEPİNİZ! – 3 Şubat 2016

Tarihte bilinen ilk ihanet hikâyesi Habil ile Kabil arasındadır… Sonrasını hep merak etmişimdir. Habil ile Kabil sonrası ilk ihanet ne zaman yapılmıştır, ilk hainlik eden kimdir veya ilk ihanete uğrayan? Veya sonrasındakiler… Ciddi bir araştırma yapıldığında parmak ısırtacak ihanet hikâyeleriyle karşılaşacağımız kesindir diye düşünüyorum. Tarihçesi gizemli olan bu altı harfli (İHANET) kavramının son 13 yılda birçok şekle bürünmüş haline şahit olduk zaten. Ve zirve haliyle de son üç gündür yüz yüzeyiz. Ara salvolarla sinyaller veren ama geçmişin hürmetine ses çıkarılmayan Bülent ARINÇ artık cenk meydanına indirildi. İndi demiyorum, dikkat buyurun indirildi. Gezi sürecinde özür dilemesi, dershanelerin kapatılması sürecindeki söylemleri, TRT’deki canlı yayında telaffuz

AYDIN DOĞAN MEDYASI VE PKK PROPAGANDASI – 12 Ocak 2016

Son üç gündür Kanal D’de yayınlanan Beyaz Show’daki o malum olay konuşuluyor. Kimi “Kurguydu” diyor, kimi “Beyazıt Öztürk’ün suçu yok, ekibi yanlış yönlendirdi” diyor. Ardından Beyazıt Öztürk; Kanal D Ana Haber’e konuk olup tüm kamuoyundan özür dilemesi geliyor ve bizlere canlı yayının zorluklarından, kafasındaki farklı düşüncelerden, seyircinin çok ses çıkarıp telefonu duymadığından bahsediyor. Yetmez düşüncesiyle kendisinin de bir polis çocuğu olduğunu, babasının evden çıkarken ki o duygusal anlarını da ekliyor. ‘Hadi bu da benden olsun’ dercesine şehit haberleri geldiğinde nasıl programlarını iptal ettiğini de duygu yüklü bir ses tonu ile anlatıyor bizlere… Bir ricada da bulunup sıyrılmak istiyor bulunduğu durumun pisliğinden “Lütfen beni siyasete alet etmeyin…” Çok acımasız bir

ERDOĞAN İLE GÜL ”YOL ARKADAŞI MIDIR?” – 3 Ocak 2016

Dün, yani Cuma günü bir dava adamını yolcu ettik Fatih Camiinden. 28 Şubat zihniyetinin dahi susturamadığı, 1.60 cm boyundaki küçük dev adam Hasan Karakaya’yı. İnandığı gibi konuşan, konuştuğu gibi yazan, muhafazakâr camianın yerine sövülmesi gereken mecralara lafı evirip çevirmeden, eğip bükmeden söven bir yazar, bir dava adamı ve güzel bir “yol arkadaşı” idi Hasan Karakaya. Bu “yol arkadaşı” ithafı bana ait değil, Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a ait bir söylem. Bu söylemin altını çiziyorum. Hasan Ağabey’in hayatı güzeldi, Mücadelesi “hak” idi, Umre sonrası Medine’de emaneti teslim etmesi ise özenilecek bir ölümdü. Ve Bir Cuma namazı sonrası Fatih Cami’nde Cumhurbaşkanı’ndan Başbakana, Bakanlardan milletvekillerine, yerel yöneticilerden basın camiasının tanınmış simalarına kadar

UNUTMAMAK VE UNUTTURMAMAK İÇİN BORALTAN KÖPRÜSÜ – 16 Kasım 2015

Unutmuştuk kardeşimize yaptığımız ihaneti… Unutturmuştular bize haberimiz olmadan alnımıza sürülen kara lekeyi… Ta ki Milletin adamı Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde grup toplantısındaki yaptığı konuşmayı seslendirdiği güne kadar… Türkiye’de hızla değişen gündemden bir türlü fırsat bulamadığım ve unutturmamaya faydalı olacağına inandığım ”BORALTAN KÖPRÜSÜ” hadisesini bugün kaleme almaya karar verdim. Boraltan Köprüsü; Türkiye’nin bir utanç köprüsüdür. Yakın tarihimizin utancı… Kendine zorla ‘Milli Şef’ dedirten Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini ortadan kaldırmak isteyen adına para-pul bastıran İsmet İnönü’nün merhametsizliğinin, vefasızlığının göstergesi ve bu milletin alnına çaldığı kara bir lekedir

1 KASIM SEÇİMLERİ NEDEN ÖNEMLİ? – 30 Ekim 2015

Son iki yıldır bu ülkede üç seçim yapıldı ve 1 Kasım’da dördüncü kez sandığa gideceğiz. Mart 2014’de yerel seçimler; ilk defa paralel yapının elemanları, şer odakları ile işbirliği yaparak mevcut hükümete ders vermek istediler, başaramadılar. Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri; MHP ile CHP’nin ortak aday etrafında buluşup, cemaat desteği ile ilk defa halk tarafından seçilecek Cumhurbaşkanlığı makamını Recep Tayyip Erdoğan’a kaptırmak istemedi, başaramadılar. 7 Haziran 2015, Genel seçimler; Cemaatin yanı sıra Aydın Doğan Medyası, arazide cansiperane mücadele ederek 13 yıl süren istikrarı bozmak, ülkeyi koalisyonlar dönemine götürerek Yeni Türkiye’nin önünü kesmek istedi, başarmaya çok yaklaştılar. Her seçim önemliydi bu coğrafyada. Lakin 1 Kasım

KUR-AN’I OKURSAK VE ANLARSAK ANKARA’DAKİ PATLAMAYI DA ANLARIZ – 12 Ekim 2015

Ankara’da patlayan bomba ve yitirilen “doksan beş” can. Kalemle yazmak kolaydır doksan beşi, ama kabullenmek, ama sindirmek, ama o ailelerin acısını anlamak zordur. Yeterince ama kullandıktan sonra hiç ama hiç amasız ölenlere rahmet, ailelerine sabır diliyorum… Seçimlere yirmi küsur günün kaldığı bir zaman diliminde temcit pilavı gibi ısıtılıp önümüze koyulan 5 Haziran’da Diyarbakır’da patlatılan bombadan biraz daha tesirli bir bomba oyunu. Günlerdir gelen şehit haberleriyle milletin yüreği dağlanırken sesi çıkmayan, yürüyüş yapmayan acıların yüzlerine uğramadığı tipler yine meydanlara çıkmış ağızlarından kanlı salyalar akıtarak “Barış, barış” diye naralar atıyor. Yetmiyormuşçasına patlamadan iki dakika sonra “Katil Devlet – Katil AKP – Katil Erdoğan” sloganlarıyla ağız

ÜMMET İÇİN ÖN SAFA GEÇENLER SORUMLULUĞUNU VE HADDİNİ BİLECEK! – 17 Eylül 2015

Aslında ne kadar da sevinmiştik Diriliş Postası’nın yayın hayatına başlayacağını duyunca… Ne kadar sevinmiştik, günlük hesaplardan arınmış bir kişilik olarak bildiğimiz ve sevgi beslediğimiz “Hakan Abi” diye yüreğimize yer açtığımız birinin kontrolünde bir gazetenin çıkacağına… Ne kadar da sevinmiştik; dik duruşlu, konjonktüre göre tavır takınmayan, git geller yaşamayan bir dava adamının kalemini Allah için kullanacağı bir mecraya kavuştuğunu görünce… Ama hayal kırıklığına uğradık, yetmedi kahrolduk… Diriliş Postası’nın baş yazarı Hakan Albayrak’ın iki gündür yazdıklarını görünce yüreğimiz acıdı… Bülent Arınç’ın, kongreye bir gün kala, Habertürk’teki açıklamalarını anlamaya, sindirmeye çalışırken, kongreden hemen sonra